Medeniyet dedikleri ...
Önce kelime anlamı ile medeniyet ne demektir bir bakalım.
Medeniyet Arapça bir kelime olup Medine kelimesinden gelmektedir. Medine ise hepimizin bildiği Medine şehri.
İslâm’ı ilk kabul eden şehir olması , Peygamberimizin bu şehre yerleşmesi ve kuran ayetlerinin burada inmiş olması bu şehri farklı kılar. Burada inen kuran ayetlerine de Medeni denmiştir.
Arapça’da kelime anlamı ise bizim dilimize de yerleştiği gibidir. Şehirlilik, iyi ve rahat yaşama,hayattan tam faydalanma anlamına gelen Medeni kelimesinin medeniyete dönüşen şekli İngilizce’de “Civilization” olmaktadır .
Bu kelimenin sözlük anlamı batı dillerinde de şehre uyum,şehirleşme , şehirli gibi olma, incelik , zarafet ve tüm insanlara gerekli bir hayat şeklinin ifadesidir.
Medeniyetin tüm insanlara gerekli olan nezaket çerçevesi içinde, uyumlu , rahat ve zarif birliktelikler kurarak yaşaması nedendir bilinmez birdenbire “çatışma” kelimesi ile beraber anılmaya başlandı.
Çatışmanın kelime anlamını yazmama gerek yok. Görüldüğü gibi biri birlerine tam zıt kelimelerin yan yana gelmesi ve “Medeniyetler çatışması” adı altında yazılar yayınlanıp tüm dünyada dillendirilir olmasının altında ne yatmaktadır ?
Medeniyeti geniş anlamı ile görmek gerekirse tüm dünya halklarının ortak mirasları olan, dil, din, gelenek, örf , adet ve birikimlerini kullanıp çeşitli kurumsal yapılar oluşturmaları, kuralları , kanunları, bilim ve teknolojiyi kullanarak yaşadıkları bölgeyi şekillendirmeleri, bu birikimlerle ileri adımlar atmaları, çevre ülkelerle iletişime ve etkileşime geçerek yeni üretimler yapıp yaşamlarını daha iyi ve güzele götürmelerini görmemiz mümkün.
Hal böyle olunca uzlaşma ve çatışma niye yan yana gelir ? Buna verilecek cevabı yine tarihe göz atmakla bulabilmemiz mümkün.
Geçmişten geleceğe süren din çatışmasının, daha doğrusu kendi inandığına diğerlerini de inandırma arzusu ve “tek olma” düşüncesi meselenin altında hep yatmaktaydı ve bu günde halâ aynı “teklik” düşüncesinin gündeme gelmesinin özetidir medeniyetler çatışması.
Bu düşünce değil midir yüzyıllara yayılarak dünyayı nice kanlı savaşlara şahit eden ?
Ama ne olursa olsun ve ne kadar yıkıcı, yok edici savaşlar yaşanırsa yaşansın insanlar her zaman farklı kültürlere, kendilerine bir önceki nesillerden kalan tarihsel mirasa sahip ve her zaman birbirlerinden farklı olacaklardır.
Bu fark her zaman devam edeceğinden ister adına globalleşme densin , isterse dünya küçüldü diyerek çeşitli birleştirme tezgahları adı altında bölücülük hayalleri kurulursa kurulsun insanları tümden değiştirmek ve tek tipleştirmek mümkün olmayacaktır.
Geçtiğimiz yüzyılda ortaya atılan ve içinde bulunduğumuz 21.yüzyılda insanların kafalarına çeşitli yollarla sokulmak istenen medeniyetler çatışması tezinde insanların bu farklılıklarının olumsuz taraflarına değinilmiş ama bu farklılıkların korunarak değerler üzerinden tüm dünya halklarını geniş bir ortak paydada birleştirmenin istendiğinde mümkün olabileceğine hiç yer verilmemiştir.
Zira amaç farklıdır. Saklanılan ve farklılıklara saygılıyız söylemleri ile örtülmeye çalışılan aslında yine o bildik “teklik”tir.
Esasen çatışma tezlerinin içinde medeniyet yoktur. Dini alet ederek insanları İslâm ve İslâm karşıtları olarak bölmeye çalışmanın ve bunun adına da medeniyetler çatışması demenin gerçek nedeni hakimiyet ve paylaşım esasına dayanmaktadır. Haçlı seferlerinin asıl sebebi de esasen buydu.
Oysa düşünüldüğünde hiçbir medeniyet kendi sınırları içinde kalarak , dış dünya ile ilişkisini kesemez . Diğer toplumlardan ve kendilerinden önce yaşam süren toplumlardan etkilenmeden saf bir halde de kalamaz.
Örneğin Batı medeniyetinin temellerinde İslâm medeniyeti , Osmanlı’nın imparatorluk temelinde Bizans , İslâm medeniyetinin içinde Roma medeniyeti vardır. Temel harçlarda antik Yunan medeniyetini buluruz. Hepsi birbiri ile iç içe geçmiş bu medeniyetlerin içinde Mısır medeniyetini de Sümerleri de görürüz.
Birbirinden etkilenerek bu günlere kadar gelen medeniyetler, içindeki benzerlikleri ve farklılıkları ile dantel gibi işlenmiş vitray misali ışıldarlar. Dinler farklı gibi gözükseler de pek çok ortak noktada buluşulması tesadüfi değildir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Ancak medeniyetlerin birbirinden etkilenerek ve beslenerek eriştiği bu zenginliğine “teklik” gözlüğü ile bakılmadığında, kutsal dinlerin birbirini temel alarak varlığını sürdürmesi dahi insanlığın esas olarak ortak temeller üzerinde yükseldiğini anlatır bize.
Kendi medeniyetlerinin toplumlara kazandırdığı zenginlikler, kimlik ve kültürel farklılıklardan da beslenerek hızlı bir şekilde “insanlık medeniyeti”ni geliştirmektedir.Bu “insanlık medeniyeti” ise bir ortak değerler sistemi oluşturma yolunda hızla ilerlemektedir.
Huntington efendi ve onun görüşlerine yataklık eden borazancı başıları küresel bölücülük adına dünyaya ne derlerse desinler tüm medeniyetlerin temel taşlarını oluşturan güzellikler , ortak insani duygular, olaylara bakış açısındaki derinlikler, insanlara ve dünyaya yapılan sömürü ve haksızlıklara karşı duruşlar bu insanlık medeniyetinin temellerini gitgide sağlamlaştırmaktadır. Teklik gözlükleriyle bakanları kör edecek hızla da ilerlemektedir.
Varsın birileri medeniyetle çatışmayı yan yana koyarak insanlara yeni bir vizyon sunmaya ,kendi kafalarında yarattıkları tek tip ile insanları ve coğrafyaları değiştirmeye çalışmaya ve bölücülük sevdasına devam ededursunlar.
Kazanan “çatışmayan insanlık medeniyeti ” olacaktır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder