
İzmit’ten Belediye Başkanlığı için aday olan CHP’li Sefa Sirmen’in bir açıklaması memlekette ne kadar din iman kur’an ve İslam düşmanı varsa hepsini ayağa kaldırdı.
Son zamanlarda öylesine olmayası tartışmalarla memleketin altını üstüne getirmeye çalışıyorlar ki, doğrusu bu işe şeytanın bile şaşırdığını hisseder gibiyim.
Önce CHP’nin çarşaf açılımı diye bir olayı tartışmaya başladılar. Kim mi iki tarafın aklıevvelleri. Yani modernist İslamcı diyebileceğiniz kesim sesini yükseltti ve bu olayın Türkiye Müslümanları adına hayra alamet olduğunu ifade ettiler.
Öyle ki, benim kırk yıldır izlediğim ve hiçbir zaman bu konuda samimi olacağına inanamayacağım Deniz Baykal’ı neredeyse “ Cennetlik” ilan ettiler.
Alkışladılar, günlerce forumlar açık oturumlar düzenlediler. Televizyonların haber bültenlerinde bıktıracak kadar bu konuda çekilmiş görüntüleri ve haberleri yayımladılar.
Hani neredeyse bizim bu modernist İslamcı kesim, “ Bu sefer oyları Baykal’a verelim” demediği kaldı.
Ama bu beyinsiz modernist ve eyyamcı kesim hiç düşünmedi ki, CHP’nin yani Baykal’ın çarşaf açılımı denilen gösterisi samimiyetsiz ve çok ucuz bir politika girişimidir.
Yine bizim beyinsizler görüp anlayamadılar ki, karşı çıkan ve bu açılım denen atraksiyonu ciddi bir mesele yapıp Baykal’a karşı mücadele bayrağı açanlar kendi partisi içindeki kemikleşmiş sol görüş sahibi Milletvekilleri ve parti tabanının tatlı su eyyamcılarını benimsemeyen koyu sosyalist ve ateist ya da komünist partililer olmuştur.
Netice itibariyle, Baykal CHP’sinin çarşaflılara ya da türbanlı denilen kimi güdümlü başörtülü bayanlara taktığı rozetler o yakalara hiç yakışmamış ve bu işin altından çapanoğlu çıkacağı ciddi şekilde tahmin edildiği halde bu tiyatro oyunu bilinçsiz kamuoyunda mesele olmaya yakın zamana kadar devam etmiştir.
Daha sonra beklenen olmuş, bu sembol kadınlar Baykal ile çektirdikleri fotoğrafın üzerine yakalarından söktükleri rozetleri atkışlar ve “ Oyun bitti..Çünkü bizi aldattılar” deyip çıktılar.
Bu gelişmeyi çok iyi sezmiş olacaklar ki, bizim modernist İslamcı kesimin gündeme oturtmakta tereddüt etmediği yeni bir CHP açılımı tartışmaya açılmıştır.
Sefa Sirmen demiş ki, “ Belediye Başkanı olursam, talep geldiği takdirde her mahalleye bir Kur’an Kursu açarım”
Aman Allahım kıyamet koptu. Baykal bu beyanları savunan yeni açıklamalar yaptı ve “ Ne var bunda. Elbette olabilir. Kur’an kursu da Bilgisayar kursu gibi bir şeydir.” Dedi..
Haydaaa.. Bu meselede de her iki kesimin hızlı bir münakaşaya tutuştuğu yeni bir “ Açılım” oluverdi.
Sefa Sirmen ile Deniz Som isimli bir Hafız çocuğu televizyonda bu yeni açılımı (!) tartıştılar.
Hafız çocuğunun “ Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ne hoş geldiniz” diye ithamkar bir ifadeyle kızgın şekilde sataştığı Sefa Sirmen’in bizim beyinsiz modernistlerin alkışına mahzar olacak biçimde sabırlı ve bu beyanlarının arkasında duruşunu gerçekten bir açılım olarak görmek isteyenlere “ Hayırlı uğurlu olsun. Tabii ki yiyebildiğiniz kadar yiyin” demekten başka söz kalmamış oluyordu.
Düşündükçe aklımızdan şüphe etmeye başlıyoruz.
CHP ve Dini açılım..
CHP ve bizim İslamcı modernistlerin CHP’ye yaklaşımı..
CHP ve toplumsal değerler..
CHP ve İslam..
CHP’nin bu açılımlarına (!) en uçdaki ateistler bile onay vermezken bizimkiler diye adlandırılabilecek beyinsizlere “ Ne çabuk yatıyorsunuz? “ diye sormaktan başka çare kalmıyor.
Memleketin günlerdir tartıştığı ve bilinçsizce gündemde tuttuğu bir diğer konu da aynı cephelerde aynı eblehlikle didişmelere sebep olan Başbakan’ın Davos çıkışı olmuştur.
Başbakan’ın Şimon Peres’in terbiyesizliğine karşı gösterdiği dik duruş ve verdiği tarihi cevap çizginin beri tarafında tam bir iç politika kazanımına yönelik malzeme olurken, Muhalif kanatta önce savunulması gereken bir çıkış ve cevap olarak görülmüş, hemen arkasından da Hükümete ve İktidar partisine saldırı malzemesi haline çevrilen bir olay olup çıkmıştır.
Başbakan’ın bu çıkışı yapmasının beş dakika gibi kısa bir zaman sonrasında O’nun monşer diye adlandırdığı kimi hariciyeciler tarafından “ Diplomatik olmayan bir çıkış “ yaptığı ileri sürülmüştür.
Bir başka kesim önce böyle demiş, sonra kamuoyunun ve hatta Yahudilerin bile hak vermesi karşısında dansöz nana gibi kıvırmaya başlamışlardır.
“Monşer” kelimesinin manasını bile doğru bilmedikleri kimilerinin “ Şekerim demektir” demesinden, kimilerinin de doğru olan “ Azizim “demek olduğunu belirtmesinden anlaşılmıştır.
Ama bir meşhur kelimeyi bile doğru bilmedikleri halde ince diplomasiden ve diplomatik teamüllerden bahisle kendi ülkelerinin Başbakan’ına yapılan terbiyesizliği görmezlikten gelip, sırf muhalefet olsun diye eli kanlı katil Siyonistlere yalakalık olsun hesabıyla Başbakan’ı eleştirmişler ve bu eleştirilerini derinleştirmeye devam edegelmişlerdir.
“Başbakan’ın çıkışını haklı buluyorum amma” diye başlayan belki binlerce saçmalık dinledik günlerdir..
Türkiye’yi bir “medya karabasanı” perişan etmektedir.
Özellikle televizyon stüdyolarının birinden çıkıp diğerine koşan kimi çapsız gazeteci müsvettelerinin yaptığı konuşmaları dinledikçe insanın midesi bulanıyor ve kusması geliyor.
***
Ama Allah’a şükürler olsun ki bendenizin midesi 16 Nisan 2004 tarihinde tamamen alınıp çöpe atılmıştı.
Total Gastrektomi denilen ve midenin tamamını bir cerrahi operasyonla kesip atma anlamına gelen çok önemli bir ameliyatı yakalandığım mide kanseri sebebiyle geçireli tam 5 yıl oluyor.
Benim ameliyatımı gerçekleştiren Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerinden çok kıymetli Bilim Adamı Prof.Dr. TÜRKER BULUT’u minnet ve şükranla anıyorum.
Kendilerine kalbi dualarımı ve başarı dileklerimi minnet duygularıyla birlikte sunuyorum.
Bu yazıyı dünya kanser günü olan bu gün kaleme alırken, amansız hastalığı yendiği kabul edilen bir çok kişi arasında yaşama kaderini bendenize takdir eden ve beni eski sağlıklı günlerimdeki gibi yaşatan Yüce Allah’a şükrediyorum.
Son cümle olarak bu hastalıklara yakalanan kardeşlerimize yüreğimden gelen şifa dileklerimi iletiyor ve cümlesine gıyabi dualarımı arz ediyorum.
Artık hiç şüphe yok ki, kanserin de çaresi vardır. Tedavisi mümkündür.
Ama en önemlisi her zaman söylediğim gibi, insan vadesi geldiğinde ölür.
Yani kanserden, ülserden ya da başka bir hastalıktan değil. İnsanın hayatı, sayılı olan nefesi tükendiğinde biter.
Sonra da ebedi hayatın kapısından içeri girilir.
Çünkü her canlı ölümü tadacaktır.
.
.
.

