13 Şubat 2009 Cuma

CHP ve KUR’AN KURSU MU? GÜLDÜRMEYİN BENİ!..



İzmit’ten Belediye Başkanlığı için aday olan CHP’li Sefa Sirmen’in bir açıklaması memlekette ne kadar din iman kur’an ve İslam düşmanı varsa hepsini ayağa kaldırdı.

Son zamanlarda öylesine olmayası tartışmalarla memleketin altını üstüne getirmeye çalışıyorlar ki, doğrusu bu işe şeytanın bile şaşırdığını hisseder gibiyim.

Önce CHP’nin çarşaf açılımı diye bir olayı tartışmaya başladılar. Kim mi iki tarafın aklıevvelleri. Yani modernist İslamcı diyebileceğiniz kesim sesini yükseltti ve bu olayın Türkiye Müslümanları adına hayra alamet olduğunu ifade ettiler.
Öyle ki, benim kırk yıldır izlediğim ve hiçbir zaman bu konuda samimi olacağına inanamayacağım Deniz Baykal’ı neredeyse “ Cennetlik” ilan ettiler.
Alkışladılar, günlerce forumlar açık oturumlar düzenlediler. Televizyonların haber bültenlerinde bıktıracak kadar bu konuda çekilmiş görüntüleri ve haberleri yayımladılar.

Hani neredeyse bizim bu modernist İslamcı kesim, “ Bu sefer oyları Baykal’a verelim” demediği kaldı.

Ama bu beyinsiz modernist ve eyyamcı kesim hiç düşünmedi ki, CHP’nin yani Baykal’ın çarşaf açılımı denilen gösterisi samimiyetsiz ve çok ucuz bir politika girişimidir.

Yine bizim beyinsizler görüp anlayamadılar ki, karşı çıkan ve bu açılım denen atraksiyonu ciddi bir mesele yapıp Baykal’a karşı mücadele bayrağı açanlar kendi partisi içindeki kemikleşmiş sol görüş sahibi Milletvekilleri ve parti tabanının tatlı su eyyamcılarını benimsemeyen koyu sosyalist ve ateist ya da komünist partililer olmuştur.

Netice itibariyle, Baykal CHP’sinin çarşaflılara ya da türbanlı denilen kimi güdümlü başörtülü bayanlara taktığı rozetler o yakalara hiç yakışmamış ve bu işin altından çapanoğlu çıkacağı ciddi şekilde tahmin edildiği halde bu tiyatro oyunu bilinçsiz kamuoyunda mesele olmaya yakın zamana kadar devam etmiştir.

Daha sonra beklenen olmuş, bu sembol kadınlar Baykal ile çektirdikleri fotoğrafın üzerine yakalarından söktükleri rozetleri atkışlar ve “ Oyun bitti..Çünkü bizi aldattılar” deyip çıktılar.

Bu gelişmeyi çok iyi sezmiş olacaklar ki, bizim modernist İslamcı kesimin gündeme oturtmakta tereddüt etmediği yeni bir CHP açılımı tartışmaya açılmıştır.

Sefa Sirmen demiş ki, “ Belediye Başkanı olursam, talep geldiği takdirde her mahalleye bir Kur’an Kursu açarım”

Aman Allahım kıyamet koptu. Baykal bu beyanları savunan yeni açıklamalar yaptı ve “ Ne var bunda. Elbette olabilir. Kur’an kursu da Bilgisayar kursu gibi bir şeydir.” Dedi..

Haydaaa.. Bu meselede de her iki kesimin hızlı bir münakaşaya tutuştuğu yeni bir “ Açılım” oluverdi.

Sefa Sirmen ile Deniz Som isimli bir Hafız çocuğu televizyonda bu yeni açılımı (!) tartıştılar.

Hafız çocuğunun “ Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ne hoş geldiniz” diye ithamkar bir ifadeyle kızgın şekilde sataştığı Sefa Sirmen’in bizim beyinsiz modernistlerin alkışına mahzar olacak biçimde sabırlı ve bu beyanlarının arkasında duruşunu gerçekten bir açılım olarak görmek isteyenlere “ Hayırlı uğurlu olsun. Tabii ki yiyebildiğiniz kadar yiyin” demekten başka söz kalmamış oluyordu.

Düşündükçe aklımızdan şüphe etmeye başlıyoruz.

CHP ve Dini açılım..
CHP ve bizim İslamcı modernistlerin CHP’ye yaklaşımı..
CHP ve toplumsal değerler..
CHP ve İslam..

CHP’nin bu açılımlarına (!) en uçdaki ateistler bile onay vermezken bizimkiler diye adlandırılabilecek beyinsizlere “ Ne çabuk yatıyorsunuz? “ diye sormaktan başka çare kalmıyor.

Memleketin günlerdir tartıştığı ve bilinçsizce gündemde tuttuğu bir diğer konu da aynı cephelerde aynı eblehlikle didişmelere sebep olan Başbakan’ın Davos çıkışı olmuştur.

Başbakan’ın Şimon Peres’in terbiyesizliğine karşı gösterdiği dik duruş ve verdiği tarihi cevap çizginin beri tarafında tam bir iç politika kazanımına yönelik malzeme olurken, Muhalif kanatta önce savunulması gereken bir çıkış ve cevap olarak görülmüş, hemen arkasından da Hükümete ve İktidar partisine saldırı malzemesi haline çevrilen bir olay olup çıkmıştır.

Başbakan’ın bu çıkışı yapmasının beş dakika gibi kısa bir zaman sonrasında O’nun monşer diye adlandırdığı kimi hariciyeciler tarafından “ Diplomatik olmayan bir çıkış “ yaptığı ileri sürülmüştür.

Bir başka kesim önce böyle demiş, sonra kamuoyunun ve hatta Yahudilerin bile hak vermesi karşısında dansöz nana gibi kıvırmaya başlamışlardır.

Monşer” kelimesinin manasını bile doğru bilmedikleri kimilerinin “ Şekerim demektir” demesinden, kimilerinin de doğru olan “ Azizim “demek olduğunu belirtmesinden anlaşılmıştır.
Ama bir meşhur kelimeyi bile doğru bilmedikleri halde ince diplomasiden ve diplomatik teamüllerden bahisle kendi ülkelerinin Başbakan’ına yapılan terbiyesizliği görmezlikten gelip, sırf muhalefet olsun diye eli kanlı katil Siyonistlere yalakalık olsun hesabıyla Başbakan’ı eleştirmişler ve bu eleştirilerini derinleştirmeye devam edegelmişlerdir.

Başbakan’ın çıkışını haklı buluyorum amma” diye başlayan belki binlerce saçmalık dinledik günlerdir..

Türkiye’yi bir “medya karabasanı” perişan etmektedir.

Özellikle televizyon stüdyolarının birinden çıkıp diğerine koşan kimi çapsız gazeteci müsvettelerinin yaptığı konuşmaları dinledikçe insanın midesi bulanıyor ve kusması geliyor.

***


Ama Allah’a şükürler olsun ki bendenizin midesi 16 Nisan 2004 tarihinde tamamen alınıp çöpe atılmıştı.

Total Gastrektomi denilen ve midenin tamamını bir cerrahi operasyonla kesip atma anlamına gelen çok önemli bir ameliyatı yakalandığım mide kanseri sebebiyle geçireli tam 5 yıl oluyor.

Benim ameliyatımı gerçekleştiren Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerinden çok kıymetli Bilim Adamı Prof.Dr. TÜRKER BULUT’u minnet ve şükranla anıyorum.

Kendilerine kalbi dualarımı ve başarı dileklerimi minnet duygularıyla birlikte sunuyorum.

Bu yazıyı dünya kanser günü olan bu gün kaleme alırken, amansız hastalığı yendiği kabul edilen bir çok kişi arasında yaşama kaderini bendenize takdir eden ve beni eski sağlıklı günlerimdeki gibi yaşatan Yüce Allah’a şükrediyorum.

Son cümle olarak bu hastalıklara yakalanan kardeşlerimize yüreğimden gelen şifa dileklerimi iletiyor ve cümlesine gıyabi dualarımı arz ediyorum.

Artık hiç şüphe yok ki, kanserin de çaresi vardır. Tedavisi mümkündür.
Ama en önemlisi her zaman söylediğim gibi, insan vadesi geldiğinde ölür.
Yani kanserden, ülserden ya da başka bir hastalıktan değil. İnsanın hayatı, sayılı olan nefesi tükendiğinde biter.
Sonra da ebedi hayatın kapısından içeri girilir.

Çünkü her canlı ölümü tadacaktır.
.
.
.

BİR SEÇİM YAZISI

Önümüzdeki mahalli seçimlere dair ne yazabilirim diye düşündüm ve ilk aklıma gelenleri şöylece sıraladım:

1-Bu seçimlerde iktidar partisi yaptığı hataların bedelini çok ağır ödeyecektir. Bu iddiamı lütfen not ediniz. Seçimden sonra kullandığım bu cümleyi sizlere hatırlatacağım.

AKP seçim hazırlıkları sırasında bakınız neler yaptı ve hangi hatalara düştü:
Sayın Başbakan " Arkadaşlarımız aday tespiti yaparken kılı kırk yarıp partimizin adaylarını seçecekler ve ilan edeceklerdir" demişti. Gördük ki, AKP seçimlerde aday olmak isteyenler arasından hiç olmaması gerekenleri seçerek bir seçim çevresinde gerçekten gücü olan ve arkasında önemli oy potansiyeli bulunan aday adaylarını değil, yerel teşkilatları kafaya alan ya da yukarıda bağlantı kuran veyahutta parti teşkilatlarına parmağını oynatmasını bilen kişilere teslim olmuştur.
Diyelim ki bir ilçede 5 aday adayı varsa ve bunların içinden en tahsillisi, en tecrübelisi, en sevileni ve vizyonu kişiliği ve ilan ettiği hizmet vaadi ve projeleri ile göz dolduran ve tüm kesimlerden oy alabilecek birisi varsa onu tercih etmediler. Hatta böyle aday adayı sayısı birden fazla olduğu halde, tuttular en tahsilsiz, en tecrübesiz, en vizyonsuz, üzerinde kimsenin ittifak edemeyeceği, hatta bu ilçede değil, Türkiye'de bile oturmayan birini aday olarak ilan etmeyi tercih ettiler.
Böyle bir ilçede diğer aday adayları elbette kırıldı. Haysiyet meselesi yaptı. Üstelik bu aday adaylarından Parti Merkez karar organlarının alınmasını öngördüğü başvuru parası dışında kesinlikle başka para alınmayacağını ilan etmiş olmasına rağmen, İl teşkilatları da aynı parayı hibe yardımı olarak almadan başvuru formunu bile vermediler. Yani tam bir uyanıklık, tam bir seçim soygunu, tam bir fırsatçılık.. (İnanmayanlar Konya İl Başkanlığı'nın Aday Adaylarından zorla aldığı aynı miktarda paraların kayıtlarını sorabilirler. Ya da AKP'nin kendi sitesinde ismini deşifre ettiği seçilmeyen Aday Adayı listelerindeki isimlere sorabilirler. İlçeler için 750 TL İl Başkanlığı zoraki bağış alıp bir de bu paranın geri istenmeyeceğine dair belge imzalattılar.Aynı miktar para da İlçe teşkilatı tarafından alındı. Bütün Aday Adaylarından bu paralar alındı. Tabii ki Vilayetlerde ve Büyük şehirlerde bu seçim işi tam bir vurgun ve harman fırsatı olarak değerlendirildi ve İl ve İlçe Başkanlıkları köşe oldu.

AKP'den Büyük Şehirlerde Aday yapılmayan 64 kişiden 7500'er Lira,
343 İl Belediye Başkan Aday Adayından 1.500 veya 3000 Lira (Nüfusuna göre)
3027 İlçe Belediye Başkan Aday Adayından 750 veya 1500 Lira
3195 Belde Belediye Başkan Aday Adaylarından ise, 400 veya 750 Lira başvuru aidatı alınmıştır.
Yani bu miktar paralar partinin kendisine sadece bir sayfalık başvuru belgesi karşılığı Aday adaylarından aldığı paralardır ki, Milyarlarca Liralık haksız edinmedir.Ancak uyanıkça parayı tekrar istemesinler diye bir de senet imzalatılmıştır.

2- Şimdi kendisine haksızlık yapıldığını kabul eden Belediye Başkanı olabilme yeteneğinde 6629 insanımız bir parti tarafından kendisinin sömürülmüş olduğunu düşünüyor ve AKP'ye tamamen gücenmiş bulunuyor.

3- Adaylar belli olmadan önce layık olan birinin aday gösterilmesi halinde hepsi partiye hizmet sözü veren Aday Adayları "Kılın kırk yarılmadığını ve olmayacak birinin aday seçilmesini içine sindirememiş ve partinin kapısından geçmez olmuştur.)

4-Gücendirilen Aday Adaylarından hemen hemen hepsine diğer partiler sahip çıkmışlardır. Bunu gören AKP Yönetimi bu değerli memleket evlatlarının başka partilerden seçilme şansının yüksek olacağını düşünerek bunu yasal mercileri kullanarak engellemeye teşebbüs edeceğini el altından duyurmuşlardır.

Bu son derece ayıp ve son derece kötü bir durumda olunduğunun delili sayılmıştır.

Eğer bir parti bu memleketin evlatlarının kendi memleketlerine hizmet için herhangi bir partiden aday yapılmadı diye başka bir partiden aday olur ise bundan daha tabii ne olabilir?
Halk istiyorsa bunun önüne AKP nasıl geçebilir?
Böyle adalet ve böyle demokrasi olur mu?
Böyle memleket yönetilir mi?
Halk bu zulmü affeder mi?
Diyelim ki,AK Parti'nin aday göstermediği bir zatı başka bir parti aday gösterdi ve AKP bunu engelledi; O beldenin halkı AKP'ye oy verir mi?
İnadına muhalif bir partiye kayarak iyi bir ders verir. Bunu çok sayıda örneğini gösterebiliriz.

ÖZETLE:
Bu seçimlerde AKP Rüzgarı esmiyor artık. Artık herkes kendisine reva görülen haksızlıklarla memleketin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi sıkıntının bedelini bu seçimde ödetecektir.
Mahalli seçimlerle genel seçimlerin neticeleri ve neticelerinin değerlendirilmesi ayrı ayrı şeylerdir.

AKP son seçimlerde aldığı yüzde 47 oyun bu seçimlerde 5 puan altına düşerse (ki bana göre en az 15 puan gerileyecektir.) hükümetin bütün dikişleri tek tek sökülecek ve artık AKP iktidarı dikiş tutmayacak hale gelecektir.

BARİZ BİR ÖRNEK:

Benim kendisine kırgın olduğum ve bu seçimlerde de AKP'den Aday Adayı
Olduğu halde aday gösterilmeyen Afyonkarahisar Belediye Başkanı şimdi neden bir başka partiden aday olamayacakmış?

O'nun emeğini,vizyonunu ve hizmetlerini aklınızca yetersiz bulmuş olabilirsiniz.
Ama MHP kökenli olduğu halde AKP'den davet edilerek aday yapılıp seçim kazanan bu Başkan'ın emeğini bir kenara atıp aday yapmamak sonra da başka bir partiden aday olmasını engellemeye kalkışmak hakkaniyet ölçüleriyle ve dürüstlükle izah edilebilir mi?
Demokraside böyle bir kıtal için cevaz var mı?
Ayıp değil mi? Bu bir vefasızlık değil mi?
Bunları yaparak Afyonkarahisar'da seçimi alabilmek mümkün mü?
Hele de Afyonkarahisar'da olduğu gibi bir çok başka vilayette Muhalefet Partilerinin güçlü adayları varken…

AKP Yönetimi bu memleketin halkı için ne düşünüyor bilemem ama, halkın seçkinlerinden en az 6629 kişiyi ve aile çevresini, taraftarlarını kaybetmiştir.
İl Genel Meclisi seçimleri için de aynı değerlendirmeleri yapmak mümkündür.

AKP bu seçim hazırlıkları sırasında bir " Dava Partisi" olmadığını göstermiştir ve kaybetmiştir.
AKP bu mahalli seçimler için uyguladığı yöntem sebebiyle bir "Konjonktür Partisi" olarak varlık göstermiştir.
Bunları yazmak istemezdim.
Ama dost acı söylermiş..
.
.

5 Şubat 2009 Perşembe

DAVOS OLAYINA DAİR...



Rahmetli Turgut Özal'dan bu yana İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen "Dünya Ekonomik Forumu" isimli toplantılara Türkiye'den yoğun katılımlar olmaktadır.

Başbakanlar,Bakanlar,İş Adamları, Basının hemen hemen tuzu kuru tüm temsilcileri kışlık sportif kıyafetlerini valize attığı gibi İsviçre'nin yolunu tutmaktadır.

Bu tür olmasa da uluslar arası çok sayıda toplantıyı bizzat Gazeteci veya idareci olarak bendeniz de izlemişimdir. Ama Davos toplantılarının faydasından çok zararı olduğunu yorumlamaktan kendimi alamadığımı söylemeliyim.

Uluslar arası bir toplantı düşünün ki, ikisinin yan yana gelmesini istemediğiniz kimi devlet adamları diplomasi sahasının çizgileri dışında, yani ofsayt pozisyonunda bir araya geliyor. Dolayısıyla bu tür toplantıların yürütülmekte olan diplomatik münasebetlerin özüyle bir alakası da kalmayabiliyor.

İşte son Davos toplantıları da bilinen normal diplomasi çizgilerinin dışında cereyan ettiği için olan olmuştur.

Diyeceksiniz ki ne olmuştur?

Bendenize göre çok iyi olmuş ve Türkiye'nin vizyonuna dair yeni pekişmiş izlenimler doğmasına vesile teşkil etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Sayın Recep Tayip Erdoğan'ın eli kanlı Şimon Peres ucubesiyle bir panele katılacak olmasına dair ilk tepkim çok sert içsel düşüncelere yol açmıştı.

Doğrusu çok kızmıştım. Zira 27 Aralık'tan önce İsrail Başbakanı Olmert'in saygısızlık yaptığını ve Türkiye'yi aldattığını belirten Sayın Başbakan'ın İsrail Cumhurbaşkanı ile bir araya gelmesi bana göre sadece kınanacak bir durum olmalıydı.

Zira tüm olup bitenlere karşın Sayın Başbakan'a bir de " İsrail'li Yetkililerle kapılar ardında başka, meydanlarda başka konuşuyor" gibi hiç olmayacak bir siyasi ilişkiyi yakıştıran ahlaksız muhalefet anlayışının bu bühtanını Sayın Başbakan'ın Davos'ta suratına suratına vuracağını doğrusu düşünebilmiş değildim.

Çünkü Türkiye'nin Filistin, Gazze ve Ortadoğu barışı konusunda İsrail'in son cinayetlerini hesaba katmadan ve tüm dünyanın, hatta tüm Arap-İslam aleminin İsrail korkusuyla görmezden geldiği cinayet ve vahşeti görmezlikten gelmesine rağmen; Türkiye'nin doğru siyaseti ve dik duruşu artık bugünden itibaren Türkiye'nin nasıl bir güç olduğunu tüm dünyaya belletecektir.

Sayın Başbakan Türkiye'nin gücünü ve kararlılığını tüm dünyaya gayet iyi anlatmıştır.
Milletimizin hasretle beklediği bir ses, son Davos toplantısında yükselmiş ve tarihin uykuda tuttuğu Milli gururumuzun ayağa kalkışını sağlamış, Gazze ve Filistin için yanan yüreklerimizi buz gibi soğutmuştur.

Artık bundan sonra Türkiye'yi ilgilendiren dış politika konularında Davos olayı hiç hatırdan çıkarılmayacak ve muhataplarımız kendisine hangi konuda olursa olsun çeki düzen vereceklerdir.

İsrail ise bu olay üzerine olumsuz yorumlar yapan ve aslında eli kanlı bir terörist olan İsrail liderini değil,Sayın Başbakanımızı suçlamaya çalışan şarapçı büyükelçi sıfatlı monşerlere dayandırdığı savunmalarına devam ededursun. Ama boşuna bir gayrettir. Erdoğan Muhaliflerinin içeriden İsrail'e verecekleri bu desteğin tüm mason locaları desteğindeki Siyonist gücünün Türk Milletinin milli şuuru karşısında bir hiç mesabesinde kalmaya mahkum olduğunu biz yıllardır savunuyorduk, Sayın Başbakan bu hissiyatımıza tercüman olmuştur.

İşin diplomasi kuralları, diplomatik nezaket bahsinde ele alınacak yönleri ve neticesi yorumlanmak istenirse, kimsenin şüphesi olmasın ki, Türkiye kendisinden bekleneni yapmıştır.Netekim Şimon Peres olay sebebiyle defalarca özür dilemiştir.

İsrail bundan böyle Türkiye'yi ve kim olursa olsun Türkiye Liderlerini aldatmaya cesaret edemeyeceğini öğrenmiştir.

Sadece İsrail değil, Türkiye ile arasında bir meselesi olsun olmasın tüm dünya ülkelerinin artık bizi muhatap alırken bir değil birkaç defa düşünmeli ve hareketlerini buna göre tanzim etmelidir.

Gelelim bundan sonraki Davos'lara..
Sayın Başbakan panelde açıkça " Benim için artık Davos bitmiştir. " Dedi.. Bundan sonra kökü Siyonist sermayeye dayanan bu organizasyonlarda artık Türkiye olmamalı ve bu tertip ve oyunlara muhatap olmamalıdır. O kadar..