23 Ocak 2008 Çarşamba

BİR ZAMANLAR SENATOMUZ VARDI

Evet, bir zamanlar Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında Cumhuriyet Senatosu vardı.

Türkiye’de askeri darbe oldu.
Yeni bir Anayasa hazırlandı ve herkesin bildiği gibi Cumhuriyet Senatosu kaldırıldı.

İyi mi oldu kötü mü oldu bilemiyoruz.

Çünkü Senato’yu kaldıran Anayasa’yı milletimiz büyük bir ekseriyetle onayladı.

Şimdi Devletimizin en yüce kurumu sayılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sadece Milletvekillerimiz Millet adına yasama görevini sürdürüyor.

TBMM Milletvekillerimiz çalışmaları sonucu yüzlerce yasa tasarısını kendi ihtisas komisyonlarında görüşüyor,Genel Kurul’a havale ediyor. Burada oylama yapılıyor ve hazırlanan yasa tasarıları kabul edilir ise Cumhurbaşkanı’nın da onaylaması sonucu resmi gazetede yayınlanıp yürürlüğe gidiyor.

Türkiye’de Yasama organı tek meclis ile çalışıyor ve işlem Anayasa gereği böyle tamamlanmış oluyor.

Cumhuriyet Senatosu daha elit bir toplum halinde olşuyordu. Mesela,Yüksek tahsil yapmamış olan kişiler Senatör adayı bile olamıyordu.Ama TBMM’ne girebilme yeterliği bu çağda bile Yüksek tahsil şartına bağlı değil.

İyi mi oldu siz düşününüz.

Oysa eskiden Meclis’ten geçen yasa tasarıları Senato’da da müzakere ediliyor,kabul görür ise Cumhurbaşkanı tarafından da onaylanıp resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giriyordu.
Şimdi ister istemez insan tek organlı meclisin daha mı iyi olduğunu haliyle düşünüyor.

Eğer Türkiye’de son zamanlarda Yüce Meclis’in çıkardığı yüzlerce yasa Sayın Cumhurbaşkanı tarafından yeniden Meclis’e sevkediliyor ise, bize göre Senato gibi bir ara kurumun olmayışının bunda büyük etkisi var.

Yani hazırlanan yasaların Anayasaya aykırılığı gerekçesiyle veto edilmesinin önemli sebeplerinden birisi de bu olmaktadır.

Düşününüz, Millet adına görev yapan Yüce Meclis’in komisyonları gece gündüz ve günlerce çalışıyor.Genel Kurul yoğun ve uzun mesailer yapıyor.Yasa hazırlıyor, Cumhurbaşkanı yasaları Meclis’e geri gönderiyor. Meclis isterse aynen yine kabul ediyor.Cumhurbaşkanı da ya yasa gereği onaylıyor ya da isterse Anayasa Mahkemesine başvurarak iptalini istiyor. Bazı yasalarla ilgili olarak da Cumhurbaşkanı’nın konuyu halk oyuna yani referandum’a götürme hakkı bulunuyor.

Türkiye’de şimdiki durumu özetlemeden önce yakın geçmişte Meclis’in nasıl çalıştığını ve Cumhurbaşkanlığı makamının Meclis’te kabul edilen yasaları nasıl hemen imzalayıp birkaç istisna dışında nasıl yürülüğe koydurduğunu hatırlayalım..

Bilindiği gibi AK Parti iktidarından önce Milletin elinin tersiyle ittiği bir başka koalisyon iktidarı dönemi yaşadık.

Geçen koalisyon döneminin Başbakanı tarafından Amerika’dan ithal edilen bir ekonomistin gündüzleri tenis oynayıp geceleri sekreteriyle hazırladığı yasa tasarıları Meclis’e getirilmiş, o günkü koalisyon partilerinin Milletvekilleri de kuzu kuzu el kaldırıp bunları kanunlaştırmıştı.
Sözümona, Türkiye bu zatı muhteremin hazırladığı sihirli formüller ve yasalarla düzlüğe çıkarılmak istendi.

Türkiye son seçimlerde bu hodbinliğin ve bu IMF ipotekçiliğinin halk tarafından asla onaylanmadığını bu iktidar partilerini sandığa gömerek gösterdi.

İster istemez insan düşünüyor; eğer Cumhuriyet Senatosu olsa idi, Derviş yasaları olarak anılan ve Cumhuriyet tarihinde bu adla anılması mümkün olabilen yasalar yürürlüğe konulabilir miydi?
Yine insan düşünmeden edemiyor; Acaba Cumhurbaşkanlığı Yüce Meclis’e yasaları geri yollarken ve devamlı veto ederken bir gün bu anlaşılmaz tutumun mukayesesi yapılmayacak mı?

Türkiye’de millet iradesini temsil eden Yüce Meclis ile Cumhurbaşkanlığı ve Yüksek Yargının sürekli anlaşmazlık içinde olduğunu akla getiren bu durumun müsebbibi kim olacaktır?
Oysa aslında böyle bir durum olmadığını kabul etsek bile kendimizi kandırmış olmayacak mıyız?
Daha önemlisi Millet ekseriyetinin oylarını alarak işbaşına gelmiş bulunan bir hükümetin yasama faaliyetlerini hep belli bir anlayış zemininde katagorize etmek millet iradesine saygı konusunda ne ölçüde hassasiyet içinde olduğumuzu göstermiyor mu?

Altı çizilecek bir başka çarpıcı tesbitte bulunmak istersek; Bugünkü hükümetin bir kadrolaşma gayreti içinde bulunduğu ileri sürülerek aldığı kararlar,yaptığı atamalar iptal ediliyor,veto ediliyor. Bu durumda sormak gerekmiyor mu; Hükümet belli bir anlayışı temsilen kadrolaşıyor.Peki bu hükümete bu ANLAYIŞ ve görüş sebebiyle muhalefet edenler hangi anlayışı temsil ediyor ve hangi görüş adına iş yapıyorlar?

Demek ki Milletin temsilcilerini kadroculukla suçlayanlar başka bir kadro olduklarını ortaya koymuyorlar mı?

Oysa herkes bu memleketin evladı,bu devletin seçkin ve seçilmiş kadroları sayılmalıdır.
Devletin tepesinde kavganın, zıtlaşmanın kime ne faydası olacak ki topyekün tüm millete olsun.

Sıkıntılar ve üzüntüler içinde olduğumuz şu son günlerde Milletin seçip işbaşına getirdiği Hükümeti zaafa düşürme hesabıyla ortaya konulan sorumsuz ve bayat muhalefet anlayışıyla keyfi direniş ve karşı çıkışlardan kişiler değil tüm milletimizin zarar gördüğünü anlamayanların bu millet ile hangi konuda mutabık olabileceğini de ortaya koyması gerekir. Aksi halde tarih kimseyi hayırla yadetmeyecektir.

Tıpkı Senatoyu lüzumsuz görüp Türkiye’yi IMF uşaklarının dümen suyuna,emrine ve arzusuna teslim edenleri hayırla yadetmediği gibi..

Keşke Senatomuz olsaydı da bugünkü menfi gelişmeleri görmeseydik.

Hiç yorum yok: