23 Ocak 2008 Çarşamba

ÇEVRE MESELELERİ ÜZERİNE (2)

İnsanoğlu gelişen hayat şartları, imkanlar, üretim-tüketim dengelerindeki hızlı değişim sebebiyle içinde yaşadığı çevreyi de ister istemez olumlu olduğu kadar olumsuz yönde etkiliyor.

Hatta yaşadığımız çevre dışında da değişimlere sebep oluyor. Düşününüz, dünya atmosferinin bir uydu mezarlığı veya çöplüğü haline getirildiği ifade ediliyor.

Önce kullanıyor, sonra atıyor, kirletiyor, daha sonra da bu kirliliği ortadan kaldırmanın çarelerini arıyoruz.

Çevre konularında Türkiye’nin ne durumda olduğunu anlatmak ve örnekleriyle ortaya koymak için fazlaca gayret sarf etmeye gerek yoktur.

Gelişme, sanayileşme ve refah artışıyla birlikte çevre sorunlarının da artarak ve çeşitlenerek önümüze geldiğini kolayca görebiliyoruz.

Sanayileşme olgusuyla birlikte önümüze yığılan devasa çevre sorununun ne şekilde çözüme kavuşturulabileceğini bile yeni yeni düşünmeye başlamış bulunuyoruz.

Henüz çevre kanunu’nu müzakere edecek olan TBMM’de yeterli çoğunluğun çalışma yapamadığı bir yapıdan söz edilirken işimizin hayli zor olduğunu kabul etmek zorundayız.

Allah Çevre Bakanı’na kolaylıklar versin diyerek, Avrupa Birliği’nde durumun ne olduğuna bir göz atalım.

Avrupa Birliği başta katı atık bertarafı olmak üzere bir çok çevre meselesini olabildiği kadar halletmiş sayılıyor.

Avrupa Birliği ülkeleri, üretilen katı atıkların ayrıştırılıp dönüşümünü sağlama, katı atıklardan enerji üretme ve ekonomiye kazandırılmasını sağlama konusunda hayli mesafe almış bulunuyor.
Ama bütün bu gelişmelere rağmen, katı atıkların sadece yüzde 35’i yeniden kazanılıyor.

Yüzde 65-70 kadarı modern bertaraf tesislerinde uygun görülen yerlere depolanıyor.
Yani gömülüyor. Gömülüyor ama, belli bir zaman sonra katı atık depolama sahalarında oluşan metan gazlarını topluyor ve bunu enerjiye dönüştürüyorlar.

Keza, katı atıkların kompost ünitelerinde gübreye dönüştürülmesi sağlanıyor ve tarımda kullanılıyor. Ayrıca katı atıkların ayrıştırılma işleminden sonra yakılarak enerjiye dönüştürüldüğü biliniyor.

Bu işlemden elde edilen toz,tuz ve cüruf da ya yol yapımında veya başka alanlarda kullanılıyor. Ama netice itibariyle bu katı atıkların binde 4 gibi önemli bir kısmı yine yok edilemiyor. Bu atık artıkları ise bir şekilde uygun görülen yerlerde depolanıyor ve bertaraf ediliyor.

Bugün Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tamamında 30 Milyon ton katı atığın düzenli bir şekilde bertaraf edildiği, geri kalanının bu ülkelerin çözüm aramaya devam ettiği başlıca meselelerden birisi olmaya devam ettiği biliniyor.

Halen Avrupa’daki katı atık bertaraf sistemlerinde 1.5 Milyon dolayında insana iş ve istihdam imkanı sağlanmış bulunuyor.

Federal Almanya bu konuda başarılı çalışmalar yapmış ülkelerden birisi olmasına rağmen, liderlik Hollanda’nın. Zira Hollanda “ Atık yönetimini” çıkardığı yasalarla en iyi şekilde uygulayan ülke sayılıyor. Hollanda, özellikle Sanayici üretim kesiminin elini yasalarla taşın altına koyabilmiştir.Başta evsel atıkların yerinde,yani evde ayrıştırılarak toplanmasını sağlamıştır.

Sanayi atıkları konusunda, plastik sanayicileri, tekstil sektörü işyerleri, metal sanayicileri, kimya sanayicileri, kağıt sanayicileri, sanayi telleri ile plastik kaplamalı tel üreticileri, otomotiv sanayicileri, akla gelebilecek tüm sanayi tesisleri, katı ve sıvı tüm atıklar konusunda devlet ve yerel yönetimlerle önemli bir mali yükü paylaşmak zorunda bırakılmışlardır.

Türkiye’de yasal zorunluluk olmasına rağmen, adı “Organize Sanayi Bölgesi” olan üretim plantlarında halen arıtma tesisi kurulmamış olması bu konuda nasıl geri bir durumda olduğumuzu göstermektedir. Örneklerden birisi de Afyonkarahisar Organize Sanayi Bölgesidir.


AB MÜKTESEBATI VE TÜRKİYE

Avrupa ülkelerinin bir çoğunda çevre sorunları tam anlamıyla çözüme kavuşturulabilmiş de değildir.

Birlik üyesi ülkelerin bazıları Avrupa Birliği’nden beklediği yardımı da görememiştir. Mesela Çek Cumhuriyeti’nde çevre projeleri çok iyi olmadığı için, bu ülke Avrupa Birliği’nden yardım alamamıştır.
Avrupa Komisyonu’nun “ Çevre Genel Müdürlüğü, Genişleme ve Komşu ülkeler Daire Başkanlığı” adı altında bir dairesi bulunmaktadır.

AB’ye üyelik konusunda en erken başvuran ülkelerin başında gelen Türkiye’nin Birliğe üyelik sürecinde mutabık kalması gereken ve bu yıl müzakereleri başlayacak olan en önemli konu çevre konusudur ve bu konuda 80 direktif bulunmaktadır.

AB’ye tam üye olunabilmesi için ulusal mevzuatın çevre konularında da AB’nin öngördüğü müktesebata uygun olması gerekiyor. Dolayısıyla da, çevre bu süreçte Türkiye için önemli ve zorlu müzakere konularından birisi olmaktadır.

AB’nin çevre konusundaki 80 ayrı direktifinin ulusal mevzuata aktarılması sağlanacaktır. Bu çerçevede; hava kalitesi, atık yönetim mevzuatı, katı atık meselesi, su çerçeve direktifi, su kalitesi gibi konuların öncelikle ele alınacağı bilinmektedir.

Çevre müktesebatına uyumun Türkiye’ye maliyeti 70 Milyon 569 bin Euro olacaktır. Bu açıdan çevre ile ilgili projelerin hazırlanması çok önemli. Çünkü doğru ve iyi projeler hazırlanması halinde Avrupa fonlarından yardım alınabilmektedir.

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Türkiye’nin bir çok ilinde ve Afyonkarahisar’da kurulmasını sağlamaya çalıştığı ve proje bedelinin yüzde 45’lik bir bölümünü hibe olarak sağladığı, geri kalan kısmı için ise İller Bankası ile anlaşarak kredi temin etmeye başladığı “ Katı Atık Bertaraf Tesisleri” , AB müktesebatına çevre konularında uyumu sağlayacak çok önemli bir çalışma olmaktadır.

Özellikle tarihi ve tabii çevrenin korunması hususunda çok değerli çalışmalara imza atan Afyonkarahisar Valisi Sayın Muzaffer Dilek ile bir Mühendis olan Belediye Başkanı ve “ Afyonkarahisar İli Çevre Hizmetleri Birliği Başkanı” Sayın Abdullah Kaptan’ın Avrupa Birliği’ne üyelik müzakereleri sürecinde tatmin edici bir faaliyet ve gayret için el ve gönül birliği içinde olmaları ve yaşanabilir bir çevre oluşturma yolunda, dayanışma içinde hizmet üretmeye çalışmaları, anılmaya değer bir durumdur.

Afyonkarahisar, katı ve sıvı atıkların düzenli bertarafı için kurulacak tesisleri öngörülecek süreden daha evvel devreye sokabilecek performansa sahip görünmektedir. Bu da hem ilimiz ve hem de ülkemiz adına sevinilecek bir husustur.


30 Nisan 2006

Hiç yorum yok: