Gün geçmiyor ki televizyonlarda ve gazetelerde yeni bir konu ortaya atılıp tartışma ortamı yaratılmasın.
Hangi kanalı çevirsek ,hangi gazeteyi okusak karşımıza yeni olaylar, farklı bakış açıları ve tartışma yaratacak konu başlıkları çıkıyor..
Konular ulusal ve yerel basına göre değişmekle birlikte daha çok sansasyonel mevzulara odaklanmaktayken hiç kimse tartışılan konuların halkın gerçek gündemi olup olmadığı konusunda bir araştırma yapmıyor.
Belki böyle bir araştırma yapmak işlerine de gelmiyor olabilir.
Her malın kötü bile olsa bir alıcısı çıkar mantığından hareket etmek moda oldu zahir.
Şöyle bir göz atmak gerekirse
Afyonkarahisar’ın son günlerdeki gündemi malum olduğunuz üzre “otogar yeri”.
Bursa’nın gündemi “İntam Binalarının yıkılması”
Kayseri’nin gündemi “ekonomi iyi mi kötü mü sorusu”
Trabzon’un gündemi tazeliğini koruyan “rahibin ölümü”
Gaziantep’in gündemi "yılın en kaliteli okulu" yarışmasına girememek,
Eskişehir’in gündemi “Şeker sanayisi kambur mu , değil mi ?”
Kimi ulusal basının gündemi ikinci Susurluk’mu diye sorgulanan “Sauna Çetesi”.
Muhalefetin gündemi “Unakıtan” ve erken seçim.
Bazı dergilerin gündemi “saygısızlığın doruğa çıktığı malûm karikatür olayı”
Bu liste uzar gider böylece.
Her bölgenin kendine has sorunları o bölgenin gündemi oladursun, Ulusal basın hükümet yanlıları ile karşıtlarını öven ve söven yazıları, haberleri dizedursun bizim meşhur hocamızın gündemi ise üç aşağı beş yukarı hep aynı olur.
Hangi hoca derseniz hepinizin bildiği Prof.Dr.Zekeriya Beyaz.
Sevgili hocamız dün gece yayınlanan bir programda yine gündemini belirledi. Mübarek günlerde (kandil, kadir gecesi, Perşembe ve pazartesi geceleri, arife geceleri ) yaşanacak cinsellik.
Detaya girmeyeceğiz elbette…,, ama iki kelâm etmeden de geçmek olmaz.
Türkiye Cumhuriyetinde Müslüman olarak yaşayan halkın yüzyıllardır gündem yaratılmak istenen bu konu ile ilgili bir talebi de merakı da olmamıştır. Zira gerek gelenek ve görenekler gerekse önce aile içinde başlayan,daha sonra devlet okullarında verilen din öğretisi gereği bilinçaltına yerleşen bilgiler neyin, ne zaman,nerede ve nasıl yapılması gerektiği konusunda belli alışkanlıkları , terbiyeyi de beraberinde getirmiştir.
Üstelik yaratılmaya çalışılan bu gündem ,henüz tazeliğini koruyan “ kamusal alan dışına taşan örtünme “ konusunun ardından , vatandaşın kafasında “şimdi de yatak odama mı karışıyorlar” sorusunu beraberinde getirecektir.
Durup durup kafaları karıştıracak laflar üretmenin laf ebelerine prim ve para kazandırması dışında vatandaşa bir fayda getirmeyeceği açıktır.
Gelelim vatandaşların kendi aralarındaki gündemlerine.
Köydeki Aliye nine, gözlerinin iyi görmemesinden dertlenmekte, gelini ise tavuklar grip olacak diye bahçeye salmamaktan şikayette.
Kahvedeki Ali çavuş, mahsulünün parasını almış olmasına rağmen tarlayı yeniden ekse mi ekmese mi derdinde,zira delik büyük yama küçük gelmekte. Üretici hammadde pahalılığından yakınmakta, tüketici düştü de biz mi görmedik ,niye hayat ucuzlamıyor diye dertlenmekte.
İnternet ortamındaki gündemler ise vatandaşın günlük hayat gailesi ile alakasız bir mecrada sürmekte. Bir grup ezan Türkçe okunursa daha iyi olur, karşıt görüşse olduğu gibi korunmalı tezinde, başka bir grup Fethullah Gülen cemaatinin açtığı okulların yararsız diğer görüş ise yararlı olduğu konusunda kıyasıya tartışmakta, bazıları Ermeni meselesini gündemimden kaldırmamış, Hrant Dink’i karalayan ve aklayanlar olarak bölünmüş durumda.
Şiirseverler ise Akşam Gazetesi yazarı Serdar Turgut’a “Türklerin şiir yazma dürtüsü” isimli yazısı yüzünden kızmış durumda.
Herhalde yazılı ve görsel basının yarattığı gündemleri de tartışanlar vardır.
Ancak görülmektedir ki toplumun ortak hareket edeceği ,birlik ve beraberlik duygusu yaratmaya yönelik gündemler oluşmamakta daha doğrusu oluşturulmamaktadır.
Kanallarda dans yarışmaları hakimdir bir süre de devam edeceğe benzemektedir.
Oysa AB süreci içinde, başlayan müzakerelerde halkı nelerin beklediği, yapılacak değişikliklerin ne denli kabul görüp görmeyeceği, Güneydoğu’da yeniden alevlenmeye başlayan bölücü örgüt faaliyetleri ile birlikte sıkça dillendirilen “Kürdistan” meselesi, halkı usul usul ayrıştırıp bölmeye yönelik çeşitli kışkırtmaların yaşanan süreç içerisinde ne türlü zararları beraberinde getireceği yönünde bilgilendirilmeme ve özellikle çözülemeyen türban olayının yarattığı gerginlik kambur gibi ortada durmakta.
Sorunları, yapılacak açık oturumlarla makûl şekilde ve anlaşılır biçimde gündeme getirip halkı bilgilendirmek, kavga zeminine çekilmeden faydalı tartışmaların yapılmasını sağlamak ve görüş alışverişinde bulunmak, ekranlarda halkın her zaman görüp bildiği ve de çokça bıktığı, bilinen malum konuşmacılardan farklı olan , bilimsel yönü ağırlıklı, saygın yeni yüzlerle seyirciyi buluşturmak ve bilimsel zeminlerde kitleleri bilgilendirmek ,masa başlarında suni gündemler tezgahlamamak herhalde en doğrusu olacaktır.
Zira akıllı olmanın, sağduyulu davranmanın ve sorunları düzgün şekilde anlatarak, doğru çözümleri üretmenin, insanları bölmeye değil birleştirmeye, kavgaya değil uzlaşmaya ve hoşgörüye davet etmenin yaratacağı pozitif elektrik pek çok konuyu aşmada en büyük ilaç olacaktır.
23 Ocak 2008 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder