23 Ocak 2008 Çarşamba

DUYGU YAZISI

Bir delikanlı düşününüz, dört çocuklu bir ailenin en büyük evladı.

Yaşı 22 ve emsalleri askerliğini yapmış, işini gücünü önüne katmış, evlenmiş, çoluk-çocuğa karışmış, kendi dünyasında mutlu mesut yaşıyor.

Ama bu delikanlı; çocukluğunda geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle belden aşağısı tutmayan, oturduğu yerden kalkamayan, zaruri ihtiyaçlarını bile evdekilerin yardımı ile gideren, yani yürüyemeyen, özürlü haliyle yaşamaya mecbur ve mahkum, tam anlamıyla acınacak durumda…

Bu delikanlının asıl acınacak durumu ise şu:
Delikanlının anne babası işsiz.
Kendisinden küçük kardeşlerinden ikisi ilköğretim öğrencisi.
Birisi delikanlı bir kızcağız, evde ve işsiz. Anne de sağlıklı değil. Yıllardan beri altına saksı tuttuğu, banyosunu elleriyle yaptırdığı özürlü evladının çektikleri O’nun zayıf bünyesinde akla gelmeyecek türlü türlü yaralar, dertler meydana getirmiş.

Baba da hasta ve çalışamayacak kadar mecalsiz. Allah’tan yıkık dökük bir evceğizleri var, kira vermiyorlar. Konu-komşunun, birkaç hamiyetli insanın yardımı ile geçinmeye çalışıyorlar.

Özürlü delikanlı birkaç güçlü ve sağlıklı insanın yardımı olmaksızın yerinden alınıp şu güzel günlerde kapı önüne yani güneşe çıkarılamıyor, temiz hava alabilmesi sağlanamıyor.

Bir tekerlekli sandalyeye ihtiyacı var.
Ama kim alacak?
O’na bu basitçe imkanı kim sağlayacak?
Bir tekerlekli sandalye sahibi olmaktan ibaret hayalini gerçekleştiremeyen ve için için ağlayan bu yağız delikanlıyı düşünebiliyor musunuz?
Delikanlının tek hayali haline gelmiş bu basit ihtiyacını karşılayamamış olmasının O’nun özürlü bedeni üzerindeki tahribatını hesaplayabiliyor musunuz?

Zavallı tertemiz yüreğinde ne fırtınalar tufanlar cereyan ettiğini düşünebiliyor musunuz?

Düşünebiliyor musunuz ki, emsallerinin içtiği aylık sigara parası kadar imkanı olsa, ailesi kendisine bir tekerlekli sandalye alacak.

Ama yok, yok, yok..

Şimdi bu delikanlı gibi binlerce evladımız olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Ne devletin,ne toplumun ve ne de kendi ailesinin en zaruri ihtiyacı olan bir tekerlekli sandalyeyi alıp altına veremediği binlerce evladımızı!..

Onlar aslında bizlere Allah’ın emaneti değil mi?

Altlarında son model yabancı marka otomobillerle sabahtan akşama yollarda fing atan çocuklarımız ne kadar kıymetli ise bu yavrularımız da o kadar kıymetli değil mi?

Biz onları da düşünmek zorunda değil miyiz?
Fert olarak, toplum olarak, devlet olarak bu yavrularımıza hiçbir borcumuz yok mu?

Onları görüp yüreğimiz hiç sızlamıyor mu?
Duyarsız, alakasız, hatta vicdansız mıyız?
Hayır!
Bizlerin bu olumsuz sıfatlarla anılmamız ve görülmemiz, layık olmadığımız bir durumdur.

Bizler şöyle ya da böyle sağ ve sağlam, en azından eli ayağı tutan insanlarımızın, aile yakınlarımızın, komşularımızın hep böyle olmasını temenni ederken; hayatımızı, işimizi-gücümüzü hep bu minval üzere gelişen bir düzende tutmaya ve geliştirmeye çalışırken; ne olur, etrafımızda yaşayan ve çok zor şartlar altında hayatını idame ettirmeye çalışan insanlarımızı da düşünelim.

Elimizi vicdanımıza, onların yerine kendimizi koyarak ne yapabiliyor isek yapalım.

Hiç yorum yok: