23 Ocak 2008 Çarşamba

GÖNÜL YAZISI

Bahar geldi.

İnsanoğlu’nun ve hiçbir yaratığın iradesiyle ve çabasıyla değil,sadece Yüce Yaratanımızın ilahi arzusu ve muradıyla tabiat yeniden şekilleniyor.

Havalar ısındı. Güneş tüm bereketli şuasını ve tabii ki nurunu tüm mükevvenata olduğu gibi arz dediğimiz yaşlı dünyamıza cömertçe yolluyor.

Kupkuru görünüşlü ağaçların yeşile bezenmesinde bizlerin ne katkısı var?

Düşününüz; kupkuru bir kereste görünümü kazanan ağaçlara O Yüce Varlık istemese kim ve hangi kuvvet bu günlerdeki uyanışı sağlayabilir?

Düşününüz; kupkuru boz renkli kırlara yemyeşil tabii örtüyü O’ndan başka hangi güç ve kudret örtebilir?

Düşününüz; o yeşil otların arasında rengarenk,cins cins,desen, desen çiçekleri hangi ilim,hangi marifet ve hangi feraset yaratabilir?

Bitkilerin ihtiyaç duyuduğu suyu, ışığı, enerjiyi,lüzumlu toprağı O olmasa kim yaratabilirdi?

O olmasa haşa, gözlerimizin görüp hikmetine hiç akıl sır erdiremediğimiz hava, su, toprak ve her şey kendiliğinden nasıl olur ve oluşurdu?

O olmasa ve murad etmeseydi biz havayı nasıl solurduk?

O olmasaydı ve murad etmeseydi; gözümüz olabilir miydi ve bizler bu ihtişamına, düzenine, ahengine asla hikmet nazarıyla bakmakta ve esrarını anlamakta güçlük çektiğimiz, bir noktadan itibaren olsa dahi anlayabilmek için bilim sahasında didinip durduğumuz bu akıl almaz muhteşem varlık aleminde var olabilir miydik?

Biz var olamayacağımıza göre insan nesli ya da diğer yaratıklar var sayılabilir ve bu varlık aleminde olmayacağımız için bunların farkında olabilir miydik?

Ya var olsak da aklımız olmasaydı?

İdrak kabiliyetinden mahrum olsaydık!

Şimdi insaf denen güzel duygularımızı aklımızın önüne koyup bir düşünelim; Akıl gibi bir nimeti, ki asla onsuz olmamızın düşünülmesini bile kabul etmemiz mümkün değilken, acaba neden Yaratan’ın bize emrettiği hayat çizgisinin hep dışında kalmak gibi bir cürüm içinde yüzüyoruz?

Düşünelim bir an için; acaba bizi ve bu varlık alemini yaratan Yüce kudret bizden böyle olmamızı mı istiyor?

Yüce Rabbimizin bizlere ömür dahil, bahşettiği her şeyi O’nun istediği gibi mi yaşıyoruz?

En önemli nimet olan aklımızı iyi kullanabiliyor ve varlık sebebimizin ne olduğunu anlamaya çalışıyor muyuz?

Bir kendinden ve etrafından şikayetçinin niyaz ve naz içeren feryadını titreyerek hatırlarım hep.
Diyor ki;

Ya Rab, ne eksilirdi Derya-yı İzzetinden, ya aklım olmasaydı, ya dehre gelmeseydim.”

Öyle ya, aklımız var ama hep akılsızca işler yapıyor, mülkün asıl sahibine inat günah deryasında yüzüyoruz. Durum bu, hal ve vaziyet böyle iken, bu dar-ı dünyaya gelmeseydik ne eksik olacaktı ki?

Demek ki bu cirmimize ve bunca aczimize rağmen, O’nun emsalsiz ve sayısız nimetlerinin içinde yüzüyoruz ve hiç şükretmesini de bilemiyoruz.

Öyle ise neden bir an için olsun düşünüp kendimize çeki-düzen veremiyoruz ?

Yaratılışımızın bir hikmeti olmasa idi, kürtajcı bir doktorun çöplüğüne atılamaz mıydık?

Hatta annelerimizin rahiminde ölemez miydik?

Oraya bir damla bile olmayan mikroskobik bir nutfe olarak düşüp sonra da doğup büyüyüp her imkana sahip olduktan sonra ve Allah Tealanın bahşettiği nimetlerin hepsine kavuşup sanki her şeyi kendimiz yapmış ve haşa kendimiz yaratmış gibi davranacak çürük bir basiretsizlik içinde olabilir miydik?

Düşünelim bir an..
Biz bugünkü halimizden ibaret, alabildiğine layüs’el bir varlık olalım ve sorumsuzluk gibi son derece tehlikeli bir çamur çukurunda debelenelim,sonra da ebedi bir hayatın eşiğine ölüm gibi kaçınılmaz gerçeğin sürüklediği bir cüruf sıfatında atılıverelim..

Ya ondan sonrası?
Hesap-kitap yok mu?

Yüce Yaratan’ın bize Peygamber gibi çok önemli bir Elçisiyle yolladığı Kitaptaki vaadleri,teklifleri ve tehditleri ne yapacağız?

Hani tanımasak, görmesek,bilmesek ve bildirilmeseydi başka, bildiğimiz ve duyduğumuz, anladığımız ve idrak edebildiğimiz kadar açık ve çıplak gerçeklere rağmen acaba sorumsuzluk edinebilecek gücümüz var mı?

Zaman denen muhteşem kuşatma hareketini geri çevirme gücü ve imkanı var mı insan oğlunun?
Biliyoruz ki, hiçbir buluş, beşeri hiçbir icad, hiçbir güç zamanı durdurmak gibi bir imkana ve marifete sahip değildir.

Zaman ise asıl görevini icra edişte dahi O Yüce Kudretin emrine imtisalen akıp gidiyor. Bize ise hızla gelip geçen ömür içinde hayıflanmak kalıyor.

Dünya dönüyor, zaman akıp gidiyor, tüm yaratıkların tahsisli ve çok kısıtlı olan ömürleri tükeniyor.

İnsanoğlu kendisini ve etrafında gördüğü her şeyi sanki kendisi yapmış ve yaratmışçasına fütursuz,sorumsuz,akıl almaz bir kabalık içinde ömrünü tüketiyor.

Doğup büyüyor,evleniyor, çoluk-çocuk sahibi oluyor, çalışıp çabalıyor, bir şeyler kazanıyor, belki zengin de oluyor.

Bu sıradan serüven sırasında yaratılışındaki gerçek sebebi düşünmeden bir gün kuruyan ağaç gibi oluveriyor.

Dünyaya sığmayan bu aciz varlık bir gün kendisini bir metre toprağın altında buluveriyor.
Ama maalesef her şeyi kendi marifetiyle, murat ve arzusu ile yaptığını zannedecek kadar acz içinde olduğunu anlayacağı gün eyvah demesinin kendisine hiçbir fayda sağlamayacağını asla düşünemeyebiliyor.

Kur’an-ı Kerimde bu duruma düşmüş olanlara Cenab-ı Hakk ahrette nasıl muamele edeceğini açıkça ihtar ediyor:

Mealen;
Onlara her nimeti bahşettiğim halde,her şeyi kendisinin yaptığını zannediyor ve beni hep unutuyordu.Zenginliğine,her şeye sahip olmuş olmasına rağmen dünyada iken kendilerini sanki bir incir çekirdeğinin içinde gibi sıkıntıda hissederlerdi. Ya ahrette ! Onları ama (Kör) olarak haşredeceğim. Hadi bakalım, o hep kendi yaptığını ve yarattığını sandığın evladın, servetin, sıhhatin, şöhretin gelsin de seni kurtarsın bu durumdan!..”

İşte o günü düşünerek yaşayacağımız çok güzel günlerdeyiz.
Rabbimiz bizleri yine bahara kavuşturdu.

Etrafımıza gönül gözüyle bakmaya çalışır ve her gün biraz olsun tefekkür edersek, bizi yaratan Yüce Rabbimize ne büyük şükür ve ne büyük bir borç ve minnet içinde olduğumuzu anlarız.

Zira O, bizlere engin bir anlama imkanı ve fırsatı getirmektedir.

O nice önemli fırsatları ve her şeyi yaratan Yüce Rabbimizin en sevgili kulu ve biz aciz inananların Serveri Hazreti Muhammed Aleyhisselam’ın şefaatine güvenerek O’na ümmet olmanın şuuruyla “Kutlu Doğum Haftası” nın tüm insan alemine ve özellikle de per-perişan olmuş İslam alemine hayırlar getirmesini dua ve niyaz ederiz.




15 Nisan 2006

Hiç yorum yok: