
Şimdi bütün dünya sıkıntı içinde kıvranıyor.
Amerika’daki tanıdıkların bildirdiğine göre, dünyanın en zengin ve en güçlü ülkesi sayılan Amerika Birleşik Devletleri şimdi gerçek bir ekonomik sıkıntı içinde ve yarın bu ülkeyi nasıl bir tehlikenin beklediği kestirilemiyor.
Gelişmiş ülkelerin hemen hemen tamamı Amerika’nın ekonomik durumuna endeksli bir maddi hayatı kurgulamanın kendilerine ne büyük zararlar verdiğini şimdi acı bir biçimde yaşıyor ve görüyorlar.
Tüm Avrupa şimdi maddi birikimleriyle yani stokları ile yaşamaya başladı. Yüksek standartlı hayat düzeni şimdi ikinci cihan savaşından bu yana yaşanılan refahlı ortamın bir kalemde silindiğini gösteren acı bir gelişmeyi insanlara dayatmıştır.
Peki Türkiye’de durum nedir?
Yani şu bizim cahiller saltanatının hakim olduğu zavallı memleketimizde durum nedir ona da bir bakalım…
Türkiyemiz ekonomik olarak dışa bağımlılıktan muzdarip bir ülke iken bugün kim ne derse desin bu global ekonomik krizin tüm sistemlerini çökerteceği bir ülke durumunda görülebilir ki bu görüş ve bu bakış yanlış sayılmayacak kadar gerçekliklere dayanmaktadır.
Türkiye bir asırlık didinme ve çırpınması ile bugünkü noktaya gelmiş ama geldiği durum itibariyle “ Gelişmekte olan ülke” sıfatını ancak ihraz edebilmişti.
Gelişmiş, çok gelişmiş ve Türkiye’ye göre belki de bir asır ileride gösterilen kimi ülkeler bile bugün iflasın eşiğinde iken düşünelim şimdi; Türkiye’nin geleceği nasıl ve hangi gayret ve tedbir sayesinde aydınlık olabilir?
Bu iflasın aslında genel bir tanımını ve nasıl meydana geldiğini iyice düşünüp bir yargıya varılması da mümkündür. İşte esas olan ve sadece Türkiye için değil tüm dünya ülkelerine ve insanlık alemine lazım olan bu yargıyı yerli yerine koymak gerekiyor.
Acilen ve hiç zaman kaybetmeden.
Zira dünyanın bu gidişatı tüm bilgi ve akıl sahibi insanların uykularını kaçırtacak derecede vehamet arz ediyor.
Bu krize bendeniz “Cihanşümul Buhran” diyorum.
Sebebi ise maneviyatsızlıktır.
İnsan toplumlarını bir araya getiren, ortak değerler etrafında birleştiren, belirlenen fayda hedeflerine doğru birlikte yönlendiren, hareket ettiren ve yöneltip yöneten, insanların birbirini sevmesini sağlayan, birbirine saygı göstermesini temin eden ve insan için hayat denen nimetin sadece çok kısa dünya hayatından ibaret olmadığını öğütleyen ve kaynağı beşeri değil tamamen İlahi olan önemli olgu hiç şüphesiz MANEVİYATTIR.
Bugün tüm dünyanın sıkıntısı yukarıda maneviyat olarak tarif edebildiğimiz olgunun hiç değer ve yer bulmadığı toplumların dünya hakimiyetinden ve doymak bilmeyen emperyalist ahlaksızlığından kaynaklanmıştır.
Gayet çıplak bir düşünce ve gayet basit bir değerlendirme tavrıyla meseleye dair örnekli teşhis koymayı ister isek, bugünkü global krizin ya da bizim deyimimizle Cihan Şümul buhranın önümüzde yatan asıl sebebi, vahşi batı’nın doyumsuzluğu yanında manen iflasın içinde boğulması olarak kabul edilebilir.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Obama’dan önceki beyinsiz Başkanı Bush, hem kendi ülkesini ve hem de ardından tüm dünyayı bu buhranın içine iten son asrın en acımasız zalimi olarak tarihe geçmiştir.
Bush’un Amerika’da yeni icad edilen sapık bir dinin ve dar kafalılardan oluşan bir cemaatin mensubu olduğunu ve rutin Hristiyan inancının da münkiri olarak sapık bir kişiliğe yani kendi inançlarının maneviyatsızlığına gark olduğu bilinmektedir.
Bu yüzyılın tüm gelişmişliğine ve medeniyetin hızla dünyanın her köşesinde o köşelerde yaşayan geleneksel kült’ün sahibi insanlar arasında da insanlık alemine daha huzur verici gelişmeleri doğurduğu müşahade edilirken, tıpkı orta çağ vahşetini andıran Irak işgali ve Afganistan’daki, Filistin’deki ve dünyanın bazı bölgelerindeki olumsuzlukların asıl faili, gelişmiş ülkelerin kendine idol seçtiği Amerika tarafından meydana getirildiğini görmemek mümkün mü?
Amerika’nın hesapsız kitapsız ve de maneviyattan yoksun bir toplumun faili aslisi olabileceği ve cinnet sayılabilecek tüm şenaati işleyebileceği ve kendi eliyle ve kendi yanlış kararlarıyla top yekün dünyayı bir iflasa sürükleyeceği hiç düşünülebilir miydi?
Değişik çevreler ve muhtelif mahfiller dünyanın Amerika ve vahşi batı tarafından tüm dünyayı yeniden büyük bir buhrana sürükleyebileceğini zaman zaman bildirmişlerdir. Ama bu ikazlara kulak asan olmamıştır. Netice şimdi tüm çarpıcı haliyle önümüzdedir.
Dünyanın bu ekonomik krizden çıkabilmesi öyle birkaç aya değil, en az birkaç yıla bağlı çok dikkatli, tedbirli ve akıllıca gayreti ve de bilhassa fedakarlığı gerektirecektir.
Türkiya’yi ise tüm dünya ülkelerinden daha dikkatli olması gereken bir ülke olarak görmek mümkündür.
Bu krizi aşabilmek için tüm meselelerimizi manevi dünyamızın süzgecinden geçirmemiz gerekmektedir.
Hala durduk yerde kendisini evrim teorisinin ışığı altında maymundan türemiş kabul edenlerin toplumsal inanç ve bilimin gerçekliğinden uzak olarak bu tür sıkıntılarımızı arttırma gayretlerini iyi tahlil etmemiz gerekecektir.
Haramzadelerin kurduğu medya organlarında artık zevzeklikten başka hiçbir kültürel fayda, huzur ve refah, toplumu eğitme adına elle tutulacak hiçbir program üretmeme gayretlerinin bu buhranın Türkiye’deki başlıca sebebi sayılabileceğini savunurum.
Türk medyası resmisi ile ve özeli ile toplumu ifsad etme, adet örf ve gelenekleri göz ardı etme, maneviyatı ve toplumsal inanç dünyamızı zayıflatacak yayınlarla toplumu yozlaştıracak ısrarlı neşriyatını maddi krizin derinliğine ve çarpıcı etkisine rağmen sürdürmektedir. Hatta krizi derinleştiren neşriyatı ve kamuoyunu daha da korkutucu menfi, zararlı haber ve yorumları sevinilecek hayırlı haber gibi sunmaktan ve yıkıma katkıda bulunmaktan geri durmuyorlar. Örnek vermek ister isek, hükümete muhalif olmanın bir gereği olarak dövizin yükselişini abartılı yorum ve haberlerle duyurmayı zarar verici değil, kendi siyasi emellerine fayda sağlayıcı bir hareket kabul ediyorlar.
Halkın kültür seviyesini yukarıya doğru yükseltici yayınlar yerine her kanalda kadın pazarlayan modern çöpçatanlık programlarına milyonlarca insanı kilitleyip, perde arkasında ise insanların zaafını istismar ederek milyarlık vurgun yapan çirkin ve ahlaksızlık örneği yayınlara dur diyen resmi bir otorite veya kurumun olmaması ne acı?
İşte tüm bu durum karşısında tüm dünyayı sarsan krizin bizi teğet geçeceğini düşünmek ve bundan herkesin zarar göreceğini kabul etmek mümkün değildir.
Mahalli seçimler için meydanlarda birbirine hakaretamiz ifadelerle sataşmaktan başka hiçbir şey vaat etmeyen siyasetçilerin ise bu krizin altında ezileceğini ifade etmek yanlış bir değerlendirme olmayacaktır.
Bekleyip herkesin akibetini göreceğiz.
Herkese hayırlı bir gelecek temennisiyle…
