23 Ocak 2008 Çarşamba

ÇEVRE MESELELERİ ÜZERİNE (1)

Şöyle oturup elimizi şakağımıza koyarak bir düşünürsek, hem kendimiz ve hem de içinde yaşadığımız toplum adına ne kadar lüzumsuz ve ne kadar faydasız işlerle uğraştığımızı anlarız.

Oysa kendi hayatımız, aile yakınlarımız, komşularımız, toplum ve içinde yaşadığımız şehir, havasını teneffüs ettiğimiz ülke, vatandaşı olduğumuz devlet bizden çok şeyler bekliyor.

Bugünlerde kamuoyunu meşgul eden ve bizce çok faydalı neticeler doğurduğuna inandığımız bir konuyu; zehirli varilleri ve ÇEVRE MESELELERİNİ irdelemek istiyoruz.

Bilindiği gibi, İzmit çevresinde bir kimyasal ürün fabrikasının zehirli atıklarını rast gele boş bulduğu alanlara gömdüğü ortaya çıktı.

Çevre ve Orman Bakanımız Sayın Osman Pepe bunu önemli bir fırsat bilerek, hem Meclis’in “Çevre kanunu” nu hemen ele almasını sağladı ve hem de kamuoyunu çevre meselelerini çok yönlü olarak gündemine alabileceği çok önemli bir mesele olarak
hatırlattı, toplum gündemine bu önemli konuyu tüm yönleriyle oturttu..

Öncelikle Sayın Çevre ve Orman Bakanımızı tebrik etmek lazımdır. Zira Avrupa Birliği’ne tam üyelik yolunda ülkemizin önünde en çetin imtihan olarak “ Çevre konusu” müzakereye açılacaktır. Yani şu sıralar ıvır-zıvır işlere kafa yormak yerine Türkiye’nin bu konuda gireceği sınavı başarıyla vermesi için herkesin elinden geleni yapması gerekiyor.

Diyeceksiniz ki, “ Biz ne yapalım?” haklısınız. Bizler çevre bilinci toplumsal bilinç halinde gelişmemiş bir millet haline gelmiş veya getirilmişsek, doğrusu bu bilinci oluşturana kadar yapabileceğimiz pek bir şey yok sayılır. Ama doğru olan bu değildir. Bizlere içinde yaşadığımız çevrenin meselelerini düşünmek gibi bir yönlendirmeyi şimdiye kadar kimse yapmamış ise, tek tek fert olarak sorumluluklarımızı da yok sayma imkanımız var mıdır?

Elbette içinde yaşadığımız ortamı tüm yönleriyle tahrip etmek, tabiatı bozmak, ormanları yeşil alanları,tarihi ve kültürel değerleri hoyratça ortadan kaldırmak, bozmak ve çevreyi alabildiğine kirletmek bir hayat tarzı haline gelmiş ve bizlere kimse “ dur” dememişse, elbette sorumluluğumuzu düşünmek gibi bir kaygımız, böyle bir melekemiz veya alışkanlığımız da söz konusu olamıyor.

Ama bu halin böyle devam etmesine müsaade edilemeyeceğini yeni yeni anlamaya başlamış bulunmamız bile bir kazanç sayılabilir.

Biz kendi ülkemizde çevreyi koruyamıyor, alabildiğine tahrip ediyoruz ama, ülkemiz dışında bu seyyareyi bizimle paylaşan başka toplumların ve organizmaların buna rızası olmadığını da yeni yeni öğrenmeye başlıyoruz. Nitekim, Avrupa Birliği Türkiye’nin çevre konusunda böylesine duyarsız olmasına rıza gösteremeyeceğini, bu haliyle ülkemizin Birliğe tam üyelik hedefine ulaşamayacağını bildiriyor.

Bunun için de Türkiye’deki çevre yatırımlarına ve çevre projelerine maddi destek sağlıyor. Hem de bu destek azımsanacak gibi değil.

Son zamanlarda çevre olgusunun toplum gündeminde lüzumu kadar yer almasının sebebi de budur.

Devlet artık meseleye dair tehlikeleri görmek gibi bir hassasiyet göstermeye başladı.

Türkiye bir çöp yığınına döndükten sonra da olsa konuyu gündeme alıp çok yönlü çalışma başlatmak sevinilecek bir gelişmedir. İşte Çevre ve Orman Bakanı ve Bakanlık kadrolarını bu açıdan tebrik etmek gerekiyor.

Diyeceksiniz ki “ Bakanlık ne yapıyor ki tebrik ediyorsunuz?”

Anlatalım;
İlk defa olarak, illerimiz ve bağlı tüm ilçelerle beldelerde hummalı bir çalışma başlatıldı. Bu çalışma Bakanlığın öngördüğü ve desteklediği yeni bir planlı çalışma halinde devam ediyor.

Vilayet merkezlerine 70 kilometre uzaklıkta bulunan tüm yerleşim birimlerinin katı atıkları artık rast gele doğaya atılamayacak. Yani vahşi depolama denilen sistemsizliğe ve tam adıyla vahşiliğe son verilecek.

Bunun için İl Özel İdareleri’nin de ortak olduğu “ Çevre Hizmetleri Birlikleri “ kuruluyor. Bu birlikler tespit edilen katı atık bertaraf tesisleri kurulacak olan yeterli büyüklükte sahalar buluyor ve buralarda tesis kurmak için proje hazırlattırıyor. Çalışma rastgele yapılmıyor, hem devletin ve bakanlıkların kontrol ve denetimi ile oluyor ve hem de yerel yönetimlerin yoğun bir çalışmasıyla gerçekleşiyor.

Konuyla ilgili olarak Afyonkarahisar’da da çok hızlı bir çalışma temposu gözleniyor.

Türkiye’de bu birliklerin kurulması için hazırlanması öngörülen tüzük, Afyonkarahisar Valisi Sayın Muzaffer Dilek’in bizzat hazırladığı ve Bakanlıkça ve Hükümetçe onaylanan ve yürürlükte olan örnek bir tüzük olmuştur.


Afyonkarahisar’ın Akcin Köyü Tavşan Uçurağı mevkiinde kurulması kararlaştırılan ve 6.5 Trilyon Liraya mal olacak olan tesiste toplam 82 Belediyenin katı atıkları, yani çöpleri düzenli bir şekilde bertaraf edilecek. Etap bay etap kurulacak olan bu tesis, Afyonkarahisar ile civarında kaçınılmaz olan bir çevre felaketinin önünü kesecek. Ayrıca bu tesiste yapılacak çalışma ile katı atıklar olabildiğince ayrıştırılacak ve milli ekonomiye kazandırılmış olacaktır.

Afyonkarahisar Çevre Hizmetleri Birliği Başkanı Belediye Başkanı Sayın Abdullah Kaptan’dır. Belediye Başkanı Kaptan ve bu işle ilgili Danışmanı ile Birliğe atanan teknik personel konu hakkında deneyimlerini, bilgilerini Vilayet ve bağlı İl Çevre ve Orman Müdürlüğü yetkilileriyle paylaşmakta, beraberce Türkiye’ye örnek ve öncü olacak bir çalışma yapmaktadırlar.

Burada zikretmeden geçmek olmazdı. Mesela: Adana, Eskişehir, Bursa, Diyarbakır gibi illerimiz başta olmak üzere bir çok ilimizde konu askıdadır. Kimse bu konuda aktif bir çalışma başlatabilmiş değildir. Oysa her gün binlerce ton çöpü götürüp vahşi depolama alanında yanmaya terk ediyorlar.

İllerimizin İnternet sitelerine girerek bu korkunç gerçeği görebilirsiniz. Ne yazık ki, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı da olan Adana Belediye Başkanımız Sayın Aytaç Durak da medyada başarılı gösterilen Eskişehir’imizin Sayın Belediye Başkanı Sayın Prof.Dr. Yılmaz Büyükerşen de Sağlıklı Kentler Birliği Başkanlığını kimseye kaptırmak istemeyen Bursa Belediye Başkanı Sayın Hikmet Şahin de hala bu meseleyi büyük önemine rağmen gündemlerine alabilmiş değillerdir. Türkiye’de Ankara başta olmak üzere bir çok vilayetimizin böylesi bilinçsizlik ve alakasızlık sebebiyle birer çevre felaketine sürüklendiği de bilinmektedir.
Sağlıklı bir çevre ancak yerinde ve zamanında, geç kalınmadan yapılacak planlı ve programlı bir çalışma ile yeniden kazanılabilir.

Tüm dünyanın, Avrupa kıtasında yer alan ülkelerin ve diğer memleketlerin bugün en önemli sorunu haline gelen çevre felaketlerinin önüne geçmek bir zorunluluktur. Bu işi yapacak olan ise elbette öncelikle mahalli yönetimlerdir. Sorumluluk sahibi ise tüm insanlardır.

Önemine binaen yarın bu konuda ayrıca bir yazı yazacağız. Bakalım Üyesi olmayı düşündüğümüz Avrupa Birliği ülkeleri nerede, biz neredeyiz..

Hiç yorum yok: