Türkiye’de yıllardan beri iki ayrı görüş çarpışıp duruyor.
Türkiye düşmanları da bu halimize kıs kıs gülüyor.
Tabi bu arada biz birbirimizle uğraşırken, dünün açlıktan kırılan ülkeleri Avrupa Topluluğu’na giriyor. Tabir yerinde ise köşeyi dönüp tepemize çıkıyor.
İşin kötüsü çarpışan bu iki ayrı görüş bugün nasıl tarif edilebilir bunu da izah etmekte güçlük çekiyoruz.
Eskiden sağcı-solcu çatışmasıydı. Bir ara komünist-Milliyetçi çatışmasına dönüştü. Daha sonra şartlar değişti, arada sırada askerler duruma müdahale ettiler, bunun adı gerici-ilerici çatışması oldu. Daha sonra efendim, bu görüşler kendi içinde çatışmaya giriştiler.
Komünist dedikleri, Maocu Stalinci-Leninci gibi fraksiyon isimleriyle anıldı. Onlar da çatışıp durdular.
Sağcı dediklerimiz,Milliyetçi kanat şemsiyesi altında katagorize edildi. Sağcılar da Milliyetçiliği kendi fraksiyonları içinde anlayıp anlamlandırmaya başladı.
Bir kanat Şeriatçı diye adlandırıldı. Bir başka kanat Yeniden Milli Mücadeleci diye tanıtıldı, bir diğeri önce yeşil komünistler, daha sonra da siyasal anlamda yaptığı atılımlarla nihayet Milli görüşçü diye adlandırıldı..
Komünistler içi kıpkırmızı olsa da dışından “Sosyalist” veya daha sonra da “Sosyal demokrat” adı altında varlıklarını sürdürmeye devam ettiler.
Türkiye bu tehlikeli bölünme ve parçalanma vaziyetiyle zaaf içine düştü. Demokrasi hep edebiyatı yapılan şey olarak kaldı toplumun gündeminde.
Türkiye’nin bu kısır döngüler içinde sürünmesi ve sürekli kan kaybetmesi,zamanı ve imkanlarını boşa harcaması her sahada geri kalmasına yol açtı.
Bu kısır çekişmeler siyaset kanalıyla eğitim kurumlarına yansıdı. İlkokuldan Üniversitelerin son sınıfına kadar vıcık vıcık ideoloji kirine saplandık. Kendi imkanlarımızı seferber ederek yetiştirdiğimiz çocuklarımızın kafaları karışık birer vatandaş olduğunu gördük.
Adalet mekanizmasından devletin Askeri kurumlarına kadar her yere ideolojik virüsler sokmaya başlandı.
Devletin ve rejimin vazgeçilmez umdeleri vardı. Bunları, laiklik başta olmak üzere istismar ede geldik ve kendi kafamıza göre yorumladık.
Atatürkçülüğü bile keyfimize göre ele aldık.
Bir kesim Kemalizm diye bir ideoloji icad etti.
Bir kesim Atatürk düşmanlığını kendisine sermaye yaptı.
Yani bu devleti kuran ve modern Türkiye Cumhuriyeti’ni bizlere emanet eden bu tarihe malolmuş Büyük vatan evladını bile bir kesim sadece kendine ait kabul edip, kendi gibi düşünmeyenleri “Atatürk düşmanı” ilan etti. Öbür taraftakilerden bir kısım sivriler de bunu fırsat belleyip açıktan “ Madem öyle Atatürkçü değilim var mı diyeceğiniz” gibi saçma bir inatlaşmaya girdi..
Gelelim bugüne..
Bir Üniversite Rektörü hakkında bazı sebeplerle Adli koğuşturma başlıyor.
Rektör tutuklanıyor.Vay sen misin bunu yapan; Cumhuriyet Savcıları neredeyse çarmıha gerilecek..
Bunun için YÖK gibi bir Kurum bütün üyelerini,Rektörleri Türkiye’nin her yanından Van’a topluyor,gövde gösterisi ve Adalete baskı denebilecek eylemlere sokuyor. Bunun adına ilericilik deniyor.Oysa Hukukun ırzına geçilmeye çalışılıyor.Sade vatandaş olarak bizler de oturup kara kara düşünüyor,olup-biteni yanlış yorumluyoruz.
Mehmet Ali Ağca denen mücrim ve zavallı kişi hapisten çıkarılıyor. Abdi İpekçi’nin kızı çıkıp gazetelere demeç veriyor ve Ağca için “ Milli Katil” ifadesini kullanıyor.
Sanki Milli sporcu demiş gibi kabul ediliyor. Ardından tarihe geçecek bir hesaplama daha yapılıyor ve Ağca yeniden hapse atılıyor.
Son günlerde olup bitenleri,Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çok değerli bir Generali için ileri sürülenleri hep ideolojik veya en azından siyasi malzeme yapmaya çalışanlar da yine eskiden tanıdığımız siyaset cambazları..
Hükümet silahlı kuvvetlerle karşı karşıya getirilmek isteniyor.
Gayet tehlikeli ve bu ülkeye asla yararı olmayacak bir biçimde.
Muhalefet Lideri ise bu olup bitenleri “ Askere karşı sivil darbe girişimi” olarak nitelendiriyor.
Bu çok tehlikeli tahrik ve Türkiye gündemini ve hükümeti böyle boş şeylerle meşgul etmeyi ülkeye yararlı olacak bir muhalefet biçimi gibi gösterme artık sıradan vatandaşın bile yutmadığı bir hile iken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin değerli komutanları bu çirkin oyunu bilmiyorlar mı?
Elbette herkes her şeyi biliyor ve çok iyi değerlendiriyor.
Ama tüm bu anlatmaya çalıştıklarımızın altında Türkiye’nin asıl talihsizliğini görmek gerekiyor.O da şudur ki; Geçtiğimiz genel seçimlerde Türk Milleti “Çirkin Politikacılara” ve ülkeye kan kaybettirenlere dersini verdi. Ama arada kalan çapaklar hala dişlileri aşındırıyor, memleketin önünü kesmeye çalışıyor. Olay bundan ibarettir.
Ama Milletimizin sağduyusu ve bugün bizi yönetenlerin sivili ile askeri ile el ve gönül birliği içinde olması bütün sıkıntılarımızı bertaraf etmeye yetecektir.
Kendi ikbali ve siyasi hırsı için bu memleketi tehlikeli kulvarlara çekmeye çalışan ve habire tahrikçilik yapanların hesabı da görülecektir. Hele biraz sabırlı olalım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder