
Son zamanlarda bizi merak eden yığınla dostumuz bulunduğunu biliyoruz.
Geçenlerde Sayın Hulki Cevizoğlu’nun bir programında, İstiklal Mahkemeleriyle ilgili katkı sağlama düşüncesiyle bir konuşma yapınca e-mail’imize çok sayıda mesaj geldiğini gördük.
Çok değer verdiğimiz bir fikir ve düşünce adamı olan Sayın Hulki Cevizoğlu da bizim konuşmamızdan sonra nerede olduğumuzu ve neler yaptığımızı sormuştu.
Hatta bizi tanıtırken “Hüseyin bey’in keskin kalemi vardır.Düşüncelerini gayet net ve olabildiğince keskin bir üslupla ifade eden bir meslektaşımızdır” gibi bir açıklama yaptılar.
Biz de merakları zail olsun diye nerede olduğumuzu ve şimdilerde ne yaptığımızı ve basın mesleğinden kırk yıllık bir hizmet yarışından sonra,bir ölçüde neden uzak durmayı tercih ettiğimizi sitemli bir üslupla dile getirmeye çalıştık.
Sevgili Hulki Cevizoğlu bizim mesleğin durumuyla ilgili son derece tatmin edici değerlendirmeler yapıp gerçekleri ve maalesef Türk basın-yayın hayatını ve medyanın hali perişanını dikkatlere sunan fevkalade önemli bir konuşma da yaptı.
Bu programla ilgili katkımız, İstiklal Mahkemeleri tarafından idam edilen, Dedem merhum Hacı Hüseyin Efendi’nin hocası Harputi Zade Hacı Mustafa Efendi’nin de hatırlanmasını temin maksadıyla gerçekleşmişti.
Bu programdaki konuşmamızda Harputi Zade Mustafa Efendi’nin, devrinin çok değerli bir Alimi olduğunu ifade etmiş, materyalist bir Alman bilim adamı olan L.Buchner’in “Madde ve Kuvvet” isimli materyalizmi esas alan eserine karşı bir reddiyesi bulunduğunun bilindiğini fakat maalesef bu eserin Türkiye’de bulunamadığını ve yok edildiğini belirtmiştim. Hatta Almanya’daki kütüphanelerde de eserin tercümesi olduğunun sanıldığını da ileri sürmüştüm.
Harputi Zade Mustafa Efendi’nin “RED VE İSPAT” adını verdiği bu eserin 1330 tarihinde İstanbul’daki Matbaa-i İslamiyye’de basılmış olduğu, nayab olan 248 sahifeden ibaret bu eserin ciltlenmiş fotokopisinin yine İstanbul’daki Kubbealtı Fotokopi merkezinde bulunduğu, bir kopyasının da bu konuda bizi bir e-mail ile bilgilendirme lutfunda bulunan Sayın Müfit Yüksel’de olduğu ortaya çıktı.
Şimdi fevkalade müsterihim. Hoca Efendi’nin yazdığı bu reddiyenin kopyasını edinmek ve dikkatle incelemek konusunda cehaletim bana mani olsa da azami heyecan ve titizlik içinde olacağımı ve okuyacağımı arzetmek isterim. Sonra da inşallah bir gün eserle ilgili acizane fikrimi ve düşüncemi geniş bir biçimde sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Gelelim bizi merak eden dostlarımıza kim olduğumuzu ve ne yaptığımızı kısaca arz etmeye..
Efendim, hayatta en zor iş, insanın kendisi hakkında nefsinden neş’et etmeyen duygu ve ifadelerle kim olduğunu,ne yaptığını ve neler yapacağını birilerine ve özellikle de merak edenlere anlatmasıdır.
Zor da olsa burada böyle bir görevi yerine getireceğim.
Bendeniz Türkiye’de hep çizginin sağ tarafında görüle gelmiş bir kardeşiniz olarak tanınmışımdır.
Hayatta en çok tiksindiğim şey “ Şöhret” tir.
Şu meşhur 68 kuşağının Üniversitelilerinden biriyim. Bu kuşağın içinde hemen hemen hiç işe yaramayan biri olduğumu da peşinen kabul etmeliyim.
1966 yılında gazetecilik mesleğine girdim. Hem çalışıp hem yüksek tahsili ikmal eden çok sayıda gençten sadece birisi idim.
Bab-ı Alide SABAH Gazetesinde, Bugün Gazetesinde, daha sonra yine SABAH Gazetesinde ve Yeni Asya Gazetesi’nin kuruluş yıllarında bu gazetede, sonra TÜRKİYE Gazetesi’nde uzun yıllar çalıştım.90’lı Yılların başında Türk basını görüntülü medya kuruluşlarına yöneldi. Bunun üzerine TGRT Televizyonu’nu kuran ekibin içinde görev aldım. Bu televizyonun ilk Dış Haberler Müdürü ve açık oturum programları sunucusu olarak şimdi çok daha iyi anladığıma göre kaliteli ve yararlı programlar düzenleyen bir gazeteci olarak görev yaptım.
Meslek hayatımın önemli bir bölümü,Dış haberler ve dış politika konularında iş üretmek şeklinde oldu.
Yüzyılın savaşlarını cephede izleyen ve habercilik yapan birkaç meslek erbabından birisi olarak tanındım. İran-Irak savaşı, Körfez Savaşı bunların en önemlisi oldu.
Avrupa Topluluğu’nun Başkenti Brüksel’de Türkiye Gazetesi’nin Temsilcisi olarak görev yaptım.
Avrupa,Asya,Afrika,Amerika kıtalarında ayağımın değmediği ülke kalmadı.
Dünyayı yönetenlerle konuştum,röportajlar yaptım ve Türk toplumunu bilgilendirmeye çalıştım.
Saddam Hüseyin, Ürdün Kralı Hüseyin Filistin Lideri Yaser Arafat, Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri ve Avusturya Cumhurbaşkanı Kurt Valdheim Somali Devlet Başkanı Siyad Barre,Hindistan Başbakanı Rajiv Gandhi, Afganistan Devlet Başkanı Dr.Necibullah hemen aklıma gelen görüşüp tanıştığım ünlüler oldu.
Bu arada haberlerimin manşetlerde yer aldığı gazetelerin tirajı Türk basınında ilk defa milyonun üzerine çıktı
Bu rekordaki gazetelerde imzası çıkan gazeteci olma bahtiyarlığı hayatımın en önemli başarı göstergesi olmuştur. Ya da en önemli mazhariyet.
Sonra ne oldu biliyor musunuz: Sanki bir sihir bozuldu ve doğduğum topraklara daha yakın planda hizmet etme hevesi kapladı aklımı.
Adeta şeytana uydum ve kendimi iğrenç siyaset sahnesinin içinde buldum.
Kendi şöhretimin zirvesinde iken bulunduğum yerden inip doğduğum Anadolu kasabasına geldim ve Belediye Başkanı oldum.
İşte o tarihten sonra ne olduysa oldu eskiden çok değer verdiğim dostlarımın arkadaşlarımın meğer hep sahte dost oldukları ortaya çıktı.
Meğer bütün meslektaşlarım ve canciğer dost sandığım mesai arkadaşlarım benim bulunduğum yerden gitmemi arzu ediyorlarmış.
Halbuki onların da oralardan gideceği günler gelecekti. Hatta bir çoğu dünyasını değiştirecek ve şimdi aramızda olmayacaktı.
Zira bendenizin görüştüğü Devlet Başkanlarının çoğu şimdi yok olmuştu. Kimileri vurulup öldürülmüş,kimileri tankların namlusuna asılmış ve sokaklarda sürüklenmiş, kimilerinin ülkesi işgal edilmiş ve kendisi zulmen idam edilmiş, kimileri vadesiyle gerçek aleme göç edip gitmişti.
Anlayacağınız o ki, şu yalan dünyanın altına parmak sallamış olan bu kardeşiniz şimdi kendi halinde bir kır yeri çiftliğinde uzlet hayatını tercih etmiş ve derin düşüncelerle vakit söndürmeye,ülkemizin ve dünyamızın gidişatına dair tefekkür haliyle zaman geçirmeye çalışmaktadır.
Sert mizaçlı ve fakat alabildiğine yumuşak kalpli,defterinde kin ve adavet duygusuna yer bırakmayan duru ve sade yapılı bir fani olarak yaşamaktadır.
Şairler Sultanı Necip Fazıl Kısakürek’e Yazıişleri Müdürlüğü yapma şerefine nail olmuş bir gazeteci olan bu kardeşinizin konferansları ile fikir dünyasını zenginleştiren şahsiyetler Başbakan,Bakan olmuş, Milletvekili olmuş ve memleketimize hizmet etmektedirler.
Ama ne yazık ki onlar arasında bazıları bizi ve bizim gibi nice çilekeş fikir ve düşünce adamını ikbal imkanlarına kavuşur kavuşmaz unutuvermişlerdir.
Ama biz asla yön değiştirmeden, istikametimizi bozmadan çizgimizden sapmadan yolumuza devam ediyoruz.
Ölene kadar da bu böyle olacaktır.
İçinden sıyrılıp çıktığımız basın-yayın camiasına ve halen orada işine devam eden dostlarımıza ve meslektaşlarımıza söylenecek çok sözümüz var. Ama sadece şunu söylemekle yetineceğiz:
“Değerli Gazeteci kardeşlerimiz lütfen sadece cebinizi dolduran doymak bilmez patronlarınızı değil, biraz da sizi ayaka tutan Türk toplumunu düşünün.Lütfen…”
Bizi başka açılardan tanımak isteyen dostlarımıza ömrümüz vefa ederse ya bir hatırat ile ya da fırsat bulabilir isek bir televizyon programıyla ulaşmaya çalışacağız.
Tabii ki bir faydası olacağına inandığımız bir eylem biçimiyle..
Cümleye selam ve saygılar sunuyorum efendim.
