27 Kasım 2009 Cuma

KURBAN ve KARŞI ÇIKAN KEÇİLER

Bugün Mübarek Kurban Bayramı.

Milletimize ve tabii İslam alemi ile tüm insanlığa hayırlar getirmesi niyazı ile bayramınızı tebrik ediyorum.Sağlık, afiyet, huzur ve mutluluk içinde nice bayramlara erişmemiz için dua ve niyazda bulunuyorum.

Sevgili Okuyucularımız,
Biliyorsunuz son yıllarda her dini ibadet ve yöneliş karşısında rahatsızlık belirten ve bu sebeple kamuoyunu olumsuz etkilemeye çalışan kişiler ortaya çıkıyor. Bu kişilerin görüş ve düşünceleri kamuoyunda derin görüş ayrılıkları ve tartışmalara yol açıyor. Maalesef, medyanın da buna vasıta ve alet olduğunu üzülerek müşahede ediyoruz.

Cahilce ve saygısız bir biçimde milyonlarca insanımızın asırlardır inanarak yaptığı ibadetlere karşı çıkanların bu davranışlarının her alanda ve her konuda görülüyor olması, esasen toplumsal sıkıntılarımızın da bir sebebi olarak kabul edilebilir.

Bu olumsuzluğa sebep olanlar kurban bayramları geldiğinde hayvan kesiminin bir cinayet olduğu fikrini yaymaya çalışıyorlar.Bunun için inançlara saldırmaktan geri durmuyor ve olmadık tartışmalara zemin hazırlıyorlar.

Bazı çevreler kurban kesmenin ekonomik açıdan israf olduğunu savunacak kadar ileri gidiyorlar.

Kimi sözde teologlar ve din bilgini diye tanınmayı başarabilmiş soytarılar da kurban kesmenin şart olmadığını ve bundan vazgeçip ihtiyaç sahiplerine para yardımı yapılmasının daha iyi olacağını söylüyor ve tepki topluyorlar.Halbuki İslam'ın şartlarından birisinin de zekat vermek, yani para yardımı yapmak olduğunu unutur gibi davranıyorlar.

Tüm bu olumsuzluklara bizim toplumumuzun genelde itibar etmediğini ve Müslüman Milletimizin her kurban bayramında kurban kesme vecibesini yerine getirdiğini memnuniyetle görüyoruz. Bu sayede yeterince et yeme imkanında olmayan ihtiyaç sahipleri kesilen kurban etleriyle memnun ediliyor. Bu ibadet insanlık aleminin bizce en değerli, müstecap ve makbul ibadeti olarak bilinmesi gerekiyor.

İsrafın zirvesinde boğulmuş olan tüketim toplumlarının çağımızda ne durumda olduğunu izah eden bilgiler, Allah rızası için kurban kesmenin ne lüzumlu ve değerli bir ibadet olduğunu anlatacaktır.

Bugün tüm dünyada en fazla 600 milyon Müslümanın kurban kestiği kabul edilirse şöyle bir hesap çıkar:

Büyük ve küçük baş hayvanların dünya ortalamasında fiyatı 300 Dolar civarındadır. Yani tüm dünya Müslümanları 180 Milyar Dolarlık yani yaklaşık ( ortalama ) 255 Milyar Liralık kurban kesmiş olacaktır.

Kesilen tüm kurbanlar yine tüm İslam alemi ya da insanlık aleminin tümü tarafından yılda ortalama olarak kasap kesimi yoluyla et ihtiyacı için kesilen hayvanların 200’de biri civarında olmaktadır.

Kesilen kurbanların eti sokağa atılmadığına göre, hayvan kesiminden insan aleminin kaybı değil kazancı söz konusu olmakta, dolayısıyla ekonomik zarar asla düşünülemeyecek bir husustur.

Oysa bakınız bazı tespitleri nasıl görmezden geliyoruz.

• Dünyada makyaj malzemesine harcanan para 18 Milyar Doları bulmaktadır.Oysa tüm kadınların üreme sağlığı yani hayatiyeti için gerekli olan para 12 Milyar Dolar’dır.
• Avrupa ve Amerika’da evde beslenen hayvan mamasına harcanan para 17 Milyar Dolar’dır. Oysa tüm dünyada açlık ve yetersiz beslenmenin sona erdirilmesi için gerekli olan para ise 19 Milyar Dolar’dır.
• Parfüm için harcanan para 15 Milyar Dolardır. Halbuki evrensel okuryazarlığın sağlanması için gerekli olan para sadece 5 Milyar Dolar’dır.
• Keyfi deniz seyahatlerine harcanan para 14 Milyar Dolardır. Buna mukabil,dünyada herkese temiz su temini için gerekli olan para 10 Milyar Dolar’dır.
• Sadece Avrupa ülkelerinde dondurmaya harcanan para 11 Milyar Dolar’dır. Tüm dünyada çocuklara uygulanması gereken aşılar için lüzumlu para 1.3 Milyar Dolar’dır.
• Satışa hazır hale getirilecek olan 1ton altını elde etmek için 300 bin ton atık üretiliyor.Yani sadece bir alyans yüzük için ortaya çıkan atık 3 ton olmaktadır. Üstelik bu atıklar siyanür ve bazı zararlı kimyasallar içermektedir ve doğayı, çevreyi önemli ölçüde kirletmekte, yani zararlı olmaktadır.

Kurban kesilmesine karşı çıkanlar şimdi oturup bu bilgileri değerlendirsinler.

Türkiye’de bugün ve takip eden 3 gün içinde 2 Milyon dolayında kurban kesileceği tahmin edilmektedir. Bu kurbanların maddi değeri(Ortalama) tahmini olarak 900 Milyon Lira civarında olacaktır. Kesilen kurbanların etinden bizim insanlarımız ve özellikle de hali vakti et yemeğe yeterince el vermeyen insanlar yararlanacaktır. Kesilen kurbanların derisi de endüstride değerlendirilmekte ve ekonomimizde bir değer ifade etmektedir. Öte yandan kurbandan insanlar dışında bazı evcil ve evcil olmayan hayvanlar yani kedi ve köpekler bile yararlanmaktadır.
Yani çok önemli bir sevabın içine daldığımız mübarek günlerde bulunuyoruz.

Kurban kesimi, önemli bir dini vecibe ve çok değerli bir gelenek olarak Ceddimiz İbrahim Aleyhisselam’dan bu yana yaşattığımız bir gelenektir.

Bu kıymetli geleneği yaşamak ve yaşatmak ise bizden sonra gelecek nesillere bırakacağımız en önemli bir mirastır.
Bildiğiniz gibi, bu Yüce Dinimizin bize yüklediği Kurban kesme yükümlülüğü sadece bir tek güzel vecibe değildir. "Bir" çok güzeldir. Her şey "Bir" ile başlar.Bir olmasa iki de olmaz.

Senede bir kere kurban kesilmesine mutlak ihtiyaç vardır. Her şeyi ihtiyaçtan fazla kullanan ve çoğu zaman da başkalarının hakkı olana el uzatarak her konuda müsriflik yapan nice nadanların, sınıf atlama edebiyatı yaparak çoğu dini mükellefiyetlerden kaytarmaya çalıştığı ve kurban kesmekten bile kaçındıkları görülüyor.

Kurbanı israf sayanlara Allah akıl fikir versin.

Her gün 5 Milyon Liralık sigara içenlerin iki aylık sigara parasını verip kurban kesmekten kaçınmasını anlamak mümkün değildir. Bir de israf edebiyatı yapmıyorlar mı, şaşılacak iş.

Hayırlı bayramlar efendim…




Hüseyin TANRIKULU
27 Kasım 2009

23 Kasım 2009 Pazartesi

İKİ DOSTUN ARDINDAN- Ergun Göze ve Ömer Lütfü Mete

Bugün sağlığım, halihazır fiziksel ve ruhsal durumum çok değerli bir dostu kaybetmenin acısıyla yazı yazmama elverişli değil.
Ne var ki;
Bundan kısa bir süre önce, fikir ve düşünce hayatımızın önemli şahsiyetlerinden olan ve bendenizin çok samimi dostluk ilişkileri ve bağlarıyla bağlı bulunduğum Ergun Göze Ağabeyimizi kaybetmiştik.

Önceki gün eve geldiğimde eşim gayet üzüntülü ve tedirgin bir ifadeyle" Ömer Lütfü Mete'yi kaybetmişiz" dedi.

" İnna lillah ve innâ ileyhi raciûn"

**

Ergun Göze ve Ömer Lütfü Mete…

Ergun Göze merhum, bizim yaşta da, yolda da büyüğümüzdü. Hatıralarımız, paylaştığımız ortak değerler, ideolojik, fikri ve hemen hepsi hayatımızın tüm hacmi içinde yer bulmuş, hemen hemen her şeyde ve her konuda anlaşabildiğimiz bir mütefekkir ağabeyimizdi.

Yurt dışında görevli olduğumuz 80'li yılların sonunda, bir Mart ayında kendisini Brüksel'e davet etmiştim.
18 Mart Çanakkale zaferinin yıldönümü vesilesiyle Belçika, Hollanda, Almanya ve Lüksemburg'taki tüm dostlarımızı da o gün için Brüksel'e davet ederek güzel bir konferans ve anma merasimi düzenlemiştik.

Ergun ağabey ile muhterem eşleri Hicran Göze hanımefendi ve bir müşterek dostumuz olan Kemalettin Nomer ve değerli eşleri ile Brüksel'de, Luksemburg'da güzel günlerimiz geçmişti.

Daha sonraki yıllarda kader bizleri ayrı iş ve ikamet mekanlarına koydu.
Yıllardır bir araya gelememiştik.

İstanbul'a geleli bir ay gibi bir zaman geçti.
Dostlarımızı ve arkadaşlarımızı yeniden görmek, kendi çevremizle tekrar hemhal etmek arzumuzdu ama bir gün, ziyaret listesinin başında yer alan Ergun ağabeyimizin vefat haberi ile sarsıldık.

Elden ne gelirdi ki duadan başka?

Ömer Lütfü Mete merhum'a gelince;

Ömer Lütfü ile akran sayılırdık. Ben ondan 4-5 yaş daha büyüktüm.

Ömer Lütfü Mete'yi gazeteciliğe rahmetli İsmail Oğuz'un Genel Yayın Müdürlüğü'nü, bendenizin de Yazı işleri Müdürlüğü'nü yaptığım "Babıâli'de SABAH" Gazetesinde başlattığımız zaman tanımıştım.

Yani Ömer Lütfü merhumla tanışmamız orada ve 1970'li yılların son çeyreğinde olmuştu.

Daha sonra kabiliyeti sayesinde bizim mesleğin isminden bahsedilen şahsiyetlerinden biri olmuştu. Bir çok eser yazmıştı.
Şairdi , mütefekkir idi.
En önemlisi de imanlı, inadına dürüst, yiğit mizaçlı inandığını da yaşayışı ile gösterebilen dümdüz, dosdoğru bir kardeşimizdi.

Bendeniz O'na ismini kısaltarak hitap eder, "ÖLÜ Mete" derdim.

O da bana hep "İltifat ediyorsun , ben yaşarken ölebilecek kadar değerli biri değilim. Ama yine de teşekkür ederim" derdi.

Yıllarca beraberliğimiz oldu.

Aynı dava, aynı inanç ama farklı yerlerde ve farklı biçimlerde bu memleketin irfanına, kültürüne, atmosferine, mana alemine hizmet, katkı çabası ve telaşıyla ömür tükettik.

Ergun ağabeyi ve Ömer Lütfü Mete'yi artık bu fani alemdeki çabalarına son verip, eserleriyle anılacakları bu hayal aleminden, sonsuzluğa göç etmiş iki kardeşimiz olarak hep yüreğimiz yana yana anacağız.

Yüce Mevla her ikisine de engin mağfiretiyle muamele etsin.

Her ikisinin de yakınlarına, sevenlerine hayırlı ömürler ve sabırlar ihsan etsin.



Hüseyin TANRIKULU

VIR VIR VIR VIR!..

Farkında mısınız, son zamanlarda herkes durmadan konuşuyor:
Vır vır vır!..

Memleket alabildiğine gelişti ya,
Bu ülkede herkesin tuzu kuru ya,
Bebek katilinin bile daha ağırına müstehak bulunduğu tecrid hali kaldırılıp yanına ağır suç işlemiş beş hükümlü daha yollandı ya,
Kimilerine göre bu 5 mücrim de kendileri için özel olarak hazırlanmış bulunan yeni hapishanede kuş sütüyle beslenecek, belki de dışkı kontrolları bile aksatılmadan yapılacak ya,
Üçüncü ihbar mektubu da yollanmış ya,
Bu ülkenin Başbakanı bile 6 ay süreyle dinlenmiş ya,
Memleketimin önde gelen onbinlerce insanı ha bire dinleniyormuş ya,
Kürt açılımı ilan edilmiş de içeriğinde neler olduğu açıklanabilmiş değil ya,
Kürt açılımı lafı tutmayınca, bu açılımın adı “Demokratik açılım” olmuş ya,
Ekonomik kriz teğet geçmeye devam ediyormuş ya,
Merkez Bankası Başkanı’na göre bizim tohumlar geç çimenleşiyormuş ve anlaşıldığına göre kriz bizde daha da devam eden menfi etkilerini sürdürecekmiş ya,
Ekonomik küçülme devam ediyormuş ya,
Konut Edindirme Yardımı (KEY) Ödemeleri hakkı olduğu halde binlerce mükellefe ödenmemiş ya,
Emeklilerle alay eder gibi onların maaşlarına birkaç ekmeği ancak alabileceği kadar maaş zammı yapılmış ya,
İşsizlik yeniden hortlamış ya,
İşsizlik bir yılda 927 bin kişiyi bulmuş ve yüzde 14.8’e ulaşmış ya,
Yüz binlerce vatandaşımız kredi kartı mağduru olarak ömür boyu ödeyemeyeceği borcu yüzünden sürüm sürüm sürünecek ya,
Geçen yıl kuş gribi korkusuyla geçmiş, milyonlarca tavuğumuz itlaf edilmişken, bu yıl da başımıza bir domuz gribi belası çıktı ya,
Devlet tedbir olsun diye trilyonlarca para ödeyerek aşı ithal etti ya,
Bu ülkenin Başbakanı bile “ Ben aşı olmayacağım” deyip çıktı ya,
Aydın Doğan isimli Basın Patronu kalemi sivri birkaç gazetecisinin başına ördüğü çorap yüzünden zor durumda kaldı ya,
Çok değil bundan birkaç yıl evvel Nazım Hikmet başta olmak üzere Yaşar kemal, Çetin Altan ve benzeri solcu yazarlara komunist gözüyle bakıp habire salvo yapan kimi siyaset ve devlet adamları şimdilerde en çok onlara itibar ediyor ve ödüllendiriyorlar ya,
Bu memlekette ayı izi kurt izine karıştı ya,
Fikir haysiyetinden eser kalmadı ya,
Kalemini sadece kendi çıkarı ve cebine girecek üç-beş kuruş için ya da Devlet adamlarının yanında görünüp patronlarına iş bitirmek için, ihale kapatmak için türeyen çok sayıda haysiyet ve şereften yoksun sözümona gazeteciler türedi ya,
Dün söylediğinin bugün tamamen tersini söyleyen ve bunu bir meziyet sanan nev zuhur politika cüceleri türedi ya,
Bu politika cüceleri de parti filan kurdu ya,
Her biri bir televizyon kanalında saatlerce kafa ütülüyor ve yüzsüzlüğün dik alasını yapıyor ya,
Bu memleketin para eder neyi varsa satılıyor ve elde edilen paralarla iyi kötü biraz hizmet yapılıyor ya,
Ülkenin dışarıdan bakıldığında, gelişen, büyüyen ve gayet dinamik bir ülke olduğunu dile getiren çevrelerin aslında bu durumu hazmedemediğini ve durmadan başımıza yeni gaileler açmaya çalıştığını aklı olan herkes anlıyor ve biliyor ya,
Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığını bildiğimiz ve haykırıp durduğumuz halde bunu anlamayanların sayısı giderek artıyor ya,
Türkiye’de bir kör dövüşüdür gidiyor ya,
Aklı eren de ermeyen de her gün memleket meselelerini konuşup tartışıyor ya,
Köy kahvelerinde bile saatlerce iskambil oynayıp sigara dumanı altında kendini harap eden milyonların her gün politika konuştuğu görülüyor ya,
Bu memlekette herkes her haltı biliyor ya,
Hiç kimse “ Ben bu konudan anlamam” demiyor ya,
Üçüncü sınıf film aktristleri bile fikir adamı olup çıktı ya,
Başbakanı bile ayağına getirip bir televizyon kanalında uzunca süre geyik yapabiliyorlar ya,
Herkes vır vır vır konuşuyor ya,

Vallahi bendenizin acizane görüş ve değerlendirmesine göre bu iş toplumsal iflasın ve çürümüşlüğün göstergesidir.


.

6 Kasım 2009 Cuma

İŞLER BOZULUNCA

İstanbul dünyanın aynası gibidir. Ayna ama sıradan bir ayna değil, kristal bir ayna...

Dünyanın başına ne gelirse İstanbul’un bunu ilk hisseden şehir olması dikkate değer bir ayrıntıdır.

Küffarın, bulunduğumuz coğrafyaya tasallutunun en çok İstanbul’u, tabii ki dolayısıyla Türkiye’yi derinden etkilemiş olduğunu son yarım yüzyıl içinde yakinen hissetmiş, müşahade etmiş bulunuyoruz.

Bu gözlemlerimize rağmen alınabilecek siyasi sosyal ve ekonomik tedbirleri zamanında alamamış olmanın maddi ve manevi çok büyük zararlarına katlanmak zorunda kalmışızdır.

Üst yanımızdan başlayarak ülkemizi yakından ve derin bir biçimde etkileyen olayları gözden geçirecek olursak, yukarıdaki tespitlerimizin ne kadar haklı ve doğru olduğunu bir kere daha teslim edeceksiniz.

Sovyetler Birliği bir dizi reformlar sonucu, yani Mihail Gorbaçov’un meşhur Perestroyka ve Glasnost devrim aygıtlarının bu “Süper Gücü” parçalayan etkisinden sonra, dizlerinin üstüne yıkıldı. Sovyetler Birliği’nden kala kala Rusya Cumhuriyeti kaldı. Ardından Bağımsız Devletler Topluluğu’nun doğduğu kuzey komşumuzda insanlar uzunca bir zaman her şeyden mahrum yaşamaya mahkum oldular.
Açlık, sefalet, işsizlik ve çaresizlik Rusları ve Rusya’da yaşayan insanları mahvetti.

Ülkenin kültürlü bir topluma ait olmasının yanında esasen maddi kaynaklarıyla birikimlerinin yeterli bulunması Rusların kısa zamanda toparlanmasını sağladı ama Türkiye bundan çok etkilendi.

Müspet ve menfi anlamda etkilendiğimiz gelişmelerin Rus halkına büyük yürek acıları yüklediğini kimse inkar edemez.

Rus kadınlarının çaresizlik içinde ülkelerini terk edip, Türkiye başta olmak üzere kimi komşularına dağılarak, geçim sıkıntısı sebebiyle ırz ve namuslarından fedakarlık yaptıklarını ve birkaç dolar para uğruna insanlar için en değerli şey olan gurur ve haysiyetlerinden olduklarını gördük.

Türkiye’den kazanılan birkaç dolar ile bavullarına Rusya’da satabilecekleri birkaç tane giyim eşyası koyup döndüler ve bunları satıp evlerini idare etmeye çalıştılar. Uzunca bir süre bu kötü ticaret ve çilenin devam ettiği herkesçe biliniyor. Bu durumun ülkemize sadece pespayelik ve ahlak dışı ilişkilerden doğan hastalıkları getirmekten öte bir yararı olduğunu söylemek zordur. Allah’tan, artık eskisi kadar bavul ticareti de kalmamış, öbür ticari faaliyetler de azalmış gibi görünüyor.

Geçelim Bulgaristan ve Romanya tarafına..
Komşu artık Avrupa Birliği Üyesidir. Romanya da..

Onların da binlerce kadın-erkek insanlarını yakın geçmişte İstanbul sokaklarına saldıkları biliniyor. Erkekler amelelik yapıyor, otomobil yıkıyor, kazandıkları paraları memleketlerine yolluyordu. Artık şimdi gelmiyorlar. Avrupa ülkelerine gidiyorlar ve oralarda çalışıyorlar. Avrupa ülkelerinde çok kolay para kazandıkları da biliniyor. Zira çok ucuza çalışıyorlar.

Avrupa’lı dostlarımızın bize yaptıkları en büyük iyilik de bu oldu sanıyoruz.Ama bu komşularımızın da İstanbul’dan tüm Anadolu’ya yansıyan olumsuz etkilerini görmüş ve yaşamış olduk.
İstanbul’da Moldova, Ukrayna ve diğer eski Demir Perde ülkelerinden gelen insan akımlarının bizim toplumumuza verdiği zararları burada sıralamak istemiyoruz.

Bir zamanlar İstanbul Irak başta olmak üzere kimi Arap ülkelerinden gelen cepleri Dolar dolu turistleri ağırlıyordu.
Altlarında son model Amerikan Jipleriyle kara yolundan İstanbul’a gelen bu Müslüman turistlerden hiçbir zarar gördüğümüz söylenemez.
Onlar İstanbul ve Türkiye’den memnundular, biz de onlardan memnunduk.
Ama Batılı ülkelerin desisesi ve Irak ile İran’ın birbirine düşürülmesi bu mutlu ilişkileri zehirledi. Sekiz yıla yakın İran-Irak savaşının ardından Irak’ın Kuveyt’i işgali ile Amerika ve müttefiklerinin Kuveyt’i kurtarmak hesabı ve bahanesiyle Irak’a saldırıp bu ülkenin tüm değerlerini alt-üst etmesi ve yok etmesi bölgemizdeki tüm dengeleri bozdu. Daha sonra Saddam Hüseyin Rejimini yıkıp yerine demokrasi getireceği iddiasıyla Amerika’nın İngiltere desteğiyle Irak’ı işgal altına alması, Saddam Hüseyin’i yıkıp İdam etmesi bu ülkede telafisi imkansız zararlar doğurdu ve ülkeyi büyük bir kargaşanın içine itti.

Bu durumların dünyada ilk etkilediği ve zarar verdiği ülke Türkiye oldu. Ülkemizin Milyarlarca Dolar zarar ettiği biliniyor. İstanbul’un bu durumdan en fazla etkilenen şehir olduğu da biliniyor.

Özetle; Komşularımızda işler bozulunca bizim ülkemizde de işler fena halde bozuluyor. Bir de Türkiye’nin tüm komşularından sorumlu bir devlet olduğu şeklindeki değerlendirmeler ışığında ve de Türkiye’nin uluslar arası yükümlülükleri sebebiyle tüm gelişmelerden derinden etkilendiği bilinmektedir.

Şimdi Türkiye’nin etrafındaki komşularıyla sınırlardaki vize işlemlerini bile kaldıracak sıcak ilişkiler geliştirmesi, tarihteki birlik ve beraberlik ortamlarının benzerini inşa etmeye yönelmesi, Türkiye’nin düşmanlarını tedirgin etmeye başlamıştır. Ülkemizdeki aklını fikrini vahşi Batı’ya ipotek etmiş kimi satılmışlar da tir tir titremeye başlamışlardır. Hep bir ağızdan Türkiye’nin yüzünü Doğu’ya çevirdiğini, İsrail ile arasının bozulmak üzere olduğunu, Batı’dan kopmak gibi bir durumla karşı karşıya kalındığını savunmaya başlamışlardır.

Sanki Türkiye Batı’ya sıkı sıkıya sarıldı da onlar da çok kıymetini bildiler!..

İşler bozulmaya görsün..
Artık Batı’nın işleri ve desiseleri bozulmaya başlamıştır.

Ah bir de bizim ülkemizi içeriden rahatsız eden ve her gün hiç olmayacak uydurma huzursuzluklarla memleketin başını ağrıtan bir avuç beyinsiz takımı olmasa Türkiye hızla güç kazanacak ve şanlı tarihinde olduğu gibi ne diyeceğine ve ne yapacağına herkesin dikkat kesileceği bir ülke konumuna kısa zamanda gelecektir.

İnşallah yakın gelecekte bunu hep beraber göreceğiz.


Hüseyin TANRIKULU

http://www.afyonkocatepehaber.net/

1 Kasım 2009 Pazar

BU ÜLKEYİ KİM İDARE EDİYOR?

Bu yazımın başlığına bakarak bizi yöneten devlet büyüklerimiz alınmazlar inşallah.

Elbette Türkiye’yi kimin idare ettiği biliniyor.
Bizim kastımız başka…

Çağımız iletişim çağı olduğu için Türkiye’yi gerçekten idare eden yetkililer ve iktidar sahipleri değil, Türkiye’de kendinden başka söz sahibi, doğru fikir sahibi ve akıl sahibi insan yokmuş gibi ha bire konuşanları kastediyor ve “ Türkiye’yi kim idare ediyor?” diye sormak zorunda kalıyoruz.

Bu sorumuzu biraz daha açalım:
Türkiye’yi Çetin Altan’ın oğulları mı, Prof ünvanlı Süheyl Batum mu, Toktamış Ateş mi? Mustafa Karaalioğlu mu, Ahmet Hakan mı, Mehmet Ali Birant mı,Avukat Kezban Hatemi mi, Mehmet Barlas mı, Nazlı Ilıcak mı, Can Ataklı mı, Cengiz Çandar mı,Ruhat Mengi mi, Fehmi Koru mu, Murat Yetkin mi, Fikret Bila mı, Mehmet M.Yılmaz mı,Mümtaz Türköne mi, Nuray Mert mi, Mine Kırıkkanat mı, Rasim Ozan Kütahyalı mı, Yoksa Etyen Mahçupyan mı?

Allah aşkına söyler misiniz bu memlekette Hükümet Yetkililerinden daha çok memleket meseleleri konusunda uzun uzun konuşan ve aklına geldiği gibi konuşan bu çok değerli şahsiyetlerden başka ortalığı velveleye veren var mı?

Asıl mesleği ne olursa olsun buna bakmadan ülkenin her meselesiyle ilgili ahkam kesenlerin kendilerini aydın sınıfından saymaları da var ki, bu da işin en tuhaf yanıdır.
Doğrusu insan ne diyeceğini bilemiyor.

AYDIN!

Allah aşkına söyler misiniz; Aydın denilen kişi aynı anda birkaç televizyon kanalında değişik konularda ve hiç alakası, bilgisi, ilgisi, ihtisası ve de en önemlisi HADDİ olmadığı halde ahkam kesip duran insana mı denilir?

Herhangi bir siyasi konuda kendilerini aydın kabul edilen kişilerin bir defa da olsa doğruda buluşmaları gerekmez mi?

Hukuku ve hukuk mercilerini, Askeriyeyi ve askeri makamları, Mali konularda Maliye Bakanlığı ya da resmen ilgili olan kurumları, Emniyet ve asayiş konularında Devletin Bakanlığını, kolluk güçlerini, istihbarat teşkilatını, ekonomik konularda ilgili Devlet Yöneticileriyle kurumlarını,dış politika konularında Hariciye kadrolarını ve tabii ki başlarındaki Bakanı değil de yukarıda isimlerini yazdığım değerli AYDIN’larımızı dinleyecek ve ona göre yaşayacak, ona göre fikir sahibi olacak ve ona göre kendinize çeki-düzen vereceksiniz.

Bu Aydın dostlarımız gibi düşünmeye ve onların her konuda yaptığı açıklamalara İktidar ve Muhalefet Partilerinden daha çok değer ve önem vereceksiniz.

Yani bu Aydın beyler ve hanımefendiler ne derse o doğru kabul edilecek, buna göre amel edilecek..

İşin kötüsü İktidar da Muhalefet de hatta tüm Büyük Millet Meclisi Üyeleri de bunların ardından gidecek..

Hakimler bu sözde Aydınların yönlendirmesine bakıp karar verecekler. En Azından etkilenecekler.Eğer canlarının istediği şekilde karar verirlerse vay hallerine!

Devletin Başbakanı, Genelkurmay Başkanı, hatta Cumhurbaşkanı bile bu muhteremlerin istediği biçimde olacaklar.
Ama onlar hiçbir zaman dönüp kendilerine bir bakmayacaklar.
Hiçbir zaman burunlarından kıl aldırmayacaklar.
Hiçbir şekilde çıkarlarından fedakarlık etmeyecekler.

Bir kaçının ipliği pazara çıkınca öğrendik ki, bu adamlar çalıştıkları gazete ve televizyonlardan 20-25 bin dolar gibi aylık alıp keyiflerine bakıyorlar. Ama hep fakirlik, yoksulluk edebiyatı yapmaktan geri durmuyorlar..

Halkın sevdiği gazeteci diye lanse edilen bu adamların evinin yatak odasına kadar soktuğu köpeklerinin mamasına verdiği para ile yazılarını yayınlayan basın emekçilerinin birkaç tanesi evini geçindiriyor ama bu hazretler onları hiç mesele yapmıyor.
Sonra da karısının bile sevmediği bu adamlar Türk halkının sevdiği aydın adam olup çıkıveriyor.
Hadi oradan!

Bu memleketin milyonlarca insanı ile ters düşeceksiniz, dün konuştuğunuzu yazdığınızı unutup bugün başka şey söyleyip yazacaksın ve AYDIN geçineceksin öyle mi?
Sen git de ananı kandır..

Türkiye tabanı kaymış, hiçbir fikir haysiyeti ve kırıntısına sahip olmayan kişilere aydın diye itibar ettiği müddetçe bir arpa boyu yol alamayacaktır.

Medya maymunu diye tavsif ettiğim kimi şarlatanların ukalalıklarını dinleye dinleye artık midemiz bulanmaya başladı.
Tutturuyorlar düzmece komplo teorileriyle halkın kafasını çelecek koro halinde gevezeliği, ya da oturdukları yerden kimi devlet kurumlarını hedef alan düzmece haber ve yorumları kamuoyuna maletme ısrarını..Bunda başarılı da oluyorlar. Türkiye’nin gündemini bunlar oluşturuyor. Bunlar haber oluyor, bunlar haber yapıyor ve bunlar kendi ortaya attıkları iddia ve yorumlarıyla yıllardır bu ülkenin başını ağrıtıyorlar.

Bunlara aydın diyebilmek için kendilerinin böyle bir iddiayı yüzleri kızarmadan ve utanmaksızın ortaya atmamaları gerekir.
Ne var ki, açıkça “ Biz bu ülkenin aydınlarıyız” da demiyorlar mı, vallahi insan ne diyeceğini şaşırıyor.

Oysa bunlar sağcısıyla solcusuyla MEDYA MAFYASI’nı oluşturmuş bulunmaktadırlar.
Bizler ise izzet-i ikbal ile çoktan çekildik Bab-ı Ali’den..
Çünkü Bab-ı Ali tüm muhteviyatıyla endüstri Zon’una taşındı.. Güneşli’ye..
Ama biliyor musunuz ki Gazetelerin tirajı on yıl önce neyse bugün de o.
Televizyonlarımızı ise toplumun aklı başında insanları izlemiyor artık.
Bu kuruluşları ele geçiren medya mafyası elinden gelse her gün ekrandan inmeyecek.
Bunu da topluma faydalı oldukları inancıyla yapıyorlar.
Oysa sadece kendilerine faydalı oluyorlar.

Bendeniz bunları düşünüyorum.
Bilmem bu mevzuda sizin görüşünüz nedir?

Şimdi sorumu tekrar soruyorum:
Bu memleketi kim idare ediyor?



Hüseyin TANRIKULU

huseyintanrikulu@yahoo.com