3 Ekim 2008 Cuma

ORTADOĞU'DA SAVAŞLI YILLAR -4-

Irak’taki Baas rejimi Saddam’ın bir darbe ile ülke yönetimini ele geçirmesinden sonra ilk işi Sovyetler Birliği ile ilişkileri en yüksek seviyeye çıkarmak oldu. Hasan El Bekr döneminde ülke zenginliklerini özellikle zirai projeler için kullanan Irak, bir şantiye ülke haline gelmişti.

Saddamla birlikte İslam dünyasının dinamik yapısıyla dikkat çeken bu zengin ülkesi tüm kaynaklarını silahlanmaya tahsis etmeye başladı. Bu silahlanma hareketinde öncelikle müşterisi olduğu ülke de Sovyet Rusya idi.

Çeşitli araştırma sonuçlarına ve Irak kaynaklarının bildirdiğine göre bu güney komşumuz 10 yıllık bir zaman zarfında 200 Milyar Dolar gibi çok önemli bir serveti silaha yatırdı.Başta ABD olmak üzere tüm Batılı ülkeler Irak’ın servetinden bu yolda faydalanamadığı için hep rahatsızlık duyuyordu. Fransızlar, Almanlar ve İngilizler o yıllarda etkili bir rol kazanan üçüncü dünya ülkeleri arasında da hayli itibarı olduğu kabul edilen Irak’a ancak askeri muhaberat teknolojisi ve sistemleri satarak pay almaya çalışıyorlardı. Petrol ticareti konusunda ise Irak’ın OPEC içinde etkisi daha zengin ülkeler kadar belirginleşmişti.

Silahlanan,parası olan ve halkına adil olmasa da rejimi ayakta tutacak odakları susturabilecek bir refah seviyesi kazandıran Saddam Hüseyin ve ekibinin söylemlerinde hep İsrail aleyhine unsurların yer alması, dünya siyasetini kontrolünde tutan bu ülkeyi kızdırmaya başlamıştı.
Gerçek oydu ki, gerek Orta-Doğu’da ve gerekse tüm Batı aleminde İsrail’i kurduran güçler bu ülke için de bir tehdit unsuru olan Irak’a karşı gizli-açık düşmanlık beslemeye başlamışlardı. Irak ise, İslam Konferansı Teşkilatı’nın bölgedeki en güçlü ülkesi,hatta Lider konumundaki komşusu Türkiye hakkında da hiç mi hiç iyi hisler beslemiyordu.

Görülmüştür ki, Irak çoğu zaman ülkesinde kısmi muhtariyet verdiği Kürtleri de kullanarak Kuzey Irak’taki Türkmenlere karşı zulümkar davranıyordu.
Ayrıca yine bilinmektedir ki, İran,Irak ve Suriye Türkiye’ye karşı fikir birliği etmişcesine hep kürt kartını kullanmışlardır.

Yine Saddam Hüseyin ve ekibinin hiçbir zaman akıl edemediği bir başka gerçek vardı ve Körfez savaşı sonrasında bu gerçeği görme imkanına kavuştular. O da, Kuzey Irak’taki kürtler ve güneydeki Şiilerin bir gün Saddam rejimi zayıf düşerse başlarına büyük sıkıntılar geleceğiydi.
ABD ve Batılı müttefikleri bu gerçeği önceden bildikleri için Körfez savaşından sonra Irak’ın toprak bütünlüğünü koruma adına Saddam’ın son derece işine gelen yeni bir uygulama geliştirdiler. Kuzeyde kürtler ve güneyde Şiilerin ayaklanmasına engel oldular. Bu yapılmasaydı, savaştan yediği ağır darbe sebebiyle Saddam Hüseyin’in ordusunu toparlaması ve ayaklanmaları bastırması mümkün olamayacaktı. ABD , bu konuda Bağdat rejiminin yıkılmasını engellerken, Saddam’ın gazabından bu muhalif grupları korumayı da ihmal etmedi.ABD, 36.paralelin kuzeyi ile 32. Paralelin güneyini Irak’ın askeri uçuşlarına yasakladı.

Böylece aslında bir İsrail planı olan Türkiye,Irak ve İran için en tehlikeli oyun sayılan kürt devleti kurdurma planı fiili olarak uygulamaya konulur. Gösterilen tepkilere göre Kürt devletinin nüvesini oluşturacak gizli plan bölgedeki diğer gelişmeler ve Türkiye’nin bu konuda kararlı karşı tutumu sebebiyle şimdilik askıda sürünmektedir.

SADDAM’IN TEK YANLIŞI VE TEK DOĞRUSU

Körfez savaşıyla sadece kendi ülkesini değil bölgedeki bütün İslam ülkelerini çok zor duruma sokan ve binlerce insanın kanına-canına mal olan insanlık tarihinin en korkunç savaşı Irak Lideri’nin bir doğrusu ile bir yanlışını tüm netliği ile ortaya koydu.

Saddam’ın tarihi yanlışı, safını seçmeyi bilememesiydi. Çünkü, iktidara geldikten sonra herşeyini Sovyet Rusya ile paylaşıp Moskova’ya dost olmaya çalıştı. Anadolu insanının güzel tesbitiyle, Ayıdan post Moskoftan dost olmayacağını anlayamamıştı. Daha kötüsü, bu siyasi yanlışlığı yetmiyormuş gibi, Orta-Doğu’da elde ettiği askeri gücü sebebiyle ABD’nin ve Batı’nın jandarmalığına soyundu. Oysa ki, dünya siyonizmi hem Moskova’da hem de bilhassa ABD ve Batı dünyasında yönetimlere söz geçirebilecek konumdaydı ve İsrail’in geleceği için Orta-Doğu İslam ülkelerinin güçlenmemesi lazımdı. Savaş ise bu düşmanca niyetin görünen tezahürüydü.
Körfez savaşı öncesinde Saddam Hüseyin’in İsrail’e düşmanlığını açıklaması ve diğer müslüman ülkelerden destek sağlamak için sık sık bu yönde açıklamalar yapması da O’na bir fayda sağlamamıştı.

Saddam Hüseyin’in tek doğrusu ise, Irak’a yapılanların ABD ile İsrail’in ortaklaşa politika geliştirmelerini anlayıp bunu dile getirmesiydi. Açıkca: “ ABD ve İsrail’in komplosuna uğradık” diyordu. Ayağı yere değmişti. Ama hem yanlışı ve hem doğrusu O’nu ve ülkesini bugünkü akibetten dolayı sorumluluktan kurtaramazdı.Irak’ı müreffeh ve zengin bir ülke konumundan, fakir, zelil ve perişan bir ülke durumuna getirmek belki aklının köşesinden bile geçmemişti.


11/10/2000 - TÜRKİYE GAZETESİ

Hiç yorum yok: