3 Ekim 2008 Cuma

KANSERİN ETKİLERİ

İnsan kansere yakalanınca ,hastalığın bedeni üzerinde yaptığı etkiyi unutmak için çok yoğun gayret sarf ediyor. Ama hastalığın tedavisi ,genellikle uzun zaman aldığı için de hastaya durumunu hatırlatan bir sinyal gibi etki yapıyor.

Bu sebeple çoğu hastalar kanser hastası olduğunu ,hastalığın belirtilerinden ziyade,uygulanan ilaç ve radyoterapi tedavisinin yan etkileriyle hatırlamaktadırlar.

Ben de hemen hemen aynı şekilde “Kanserlilik “ psikozunda uğraşıp durdum.
Şükürler olsun tedavi süreci sona erdi de rahatladım. Bu rahatlık aynı zamanda beyinde meydana gelen bir rahatlama olmaktadır.

Zira tedavi sürecince hasta ve çevresinde yaşanan kaygı ve depresyon hali gerçekten zaman zaman çekilmez oluyor. Başta eşiniz olmak üzere yakın aile fertlerinin size çaktırmasa da isyan ettikleri oluyor.

Hasta bu süreçte elinde olmaksızın titizlenmeyi,hatta aksi davranışları,çevresine büyük sıkıntı verecek şekilde yaşıyor. Kendisi sıkıntılar sebebiyle bıkar,usanır. Ama aile yakınları ve kendisine bakmakla mükellef olan kişilerin sabrını zorlayıp,onların da sağlık dengelerini bozduğunu hesaba katamıyor.

Hastaların bundan şiddetle ve dikkatle kaçınması gerekmektedir. Tabii ki en zor olan da budur. Çünkü ameliyat sonrası zayıflayan bünye bir de kemoterapi denilen ilaç tedavisiyle birlikte tam bir direnç kaybına uğruyor.

Duruma göre haftalık,aylık veya daha değişik aralıklarla uygulanan ilaç tedavisinin amacı ,vücuttaki kanserli hücreleri yok etmek olduğundan,ilaçlar hızla üreyen hastalıksız hücreleri de öldürüyor. Bunun sonucu olarak da sindirim sistemi kanserlerinde,ağız içi hücre ve dokuları ile yutakta yaralar oluşuyor. Bu durum ise hastanın ağzından beslenmesini belli sürelerle imkansız hale getiriyor. Tabii ki hasta sur’atle kilo kaybediyor. Mesela ben 62 kilo ile ameliyata girdim.55 kilo olarak çıktım. 49 kiloya kadar düştüm. Şimdilerde yeniden 61 kiloya çıktım. İdeal kilom ise yetmiş beşti.

SOFRAYA KÜSMEMELİ

Beslenme güçlükleri sağlam bünyelerde bile menfi etkiler yaparken,kanserli hastaların özellikle kemoterapi sırasında yutma güçlüğü,kusma ve bulantı bahanesiyle yemek yemeyi bırakması , reddetmesi çok tehlikeli bir durum sayılıyor. Ben bütün zorluğuna rağmen yemek yemeyi hiç ihmal etmedim. Zorla yedim. Azimle ve ısrarla beslenmeme dikkat ettim. Çoğu hastalar bunu başaramıyor ve maalesef sonu iyi olmuyor.

Hasta sofraya oturup bir lokma yemek aldığında tıkanıyor,kusmak istiyor ama kusamıyor ve çok zorlanıyor ise,rahatlayıncaya kadar gerekli pozisyonu alarak yatıp dinlenmeli,yeniden sofraya dönmeli ve zor da olsa yemeğini yemelidir.

Eğer hasta tıkanma,kusma,şişkinlik ve daha değişik geçici şikayetlerini bahane ederek sofraya küserse kesinlikle zorda kalabilir. Öyle bir zafiyet hali meydana gelir ki artık kemoterapi dahi uygulanamaz olabilir.

SİNİRLER İFLAS EDİYOR

Kansere yakalanmış ve ameliyat olmuş insanlarda hem fiziksel ve hem de ruhsal olarak tam bir çöküntü hali meydana geliyor.

İnsan hasta olunca duygu ve düşünce açısından genel olarak her gün ve günün büyük bir kısmını içine alan devamlı üzüntü veya boşluk duygusu yaşıyor. Bu hal insanda temponun düşmesine yol açıyor. Çünkü insan suçluluk,değersizlik ve çaresizlik duygusuna da kapılıyor.

Hastalık günlük hayata ve işlere yönelik ilgisizlik doğuruyor. Allah korusun bu hallere dayanamayıp pes edenler oluyor. Ölüm düşüncesi çoğu insanda başka zafiyetlerden dolayı intiharlara sebep oluyor.

Kanserli hastanın davranış ve tutum bakımından ,hafıza zayıflaması,dikkat kaybı ve buna bağlı problemler,unutkanlık ve tam bir ilgisizlik ile sürekli huzursuzluk hali gösterdiği,bu hallerin her hastada görülen ortak özellikler olduğu tespit edilmiş.

Bütün bu halleri,mide kanseri olup ameliyat geçiren ben de yaşadım.

FİZİKİ ETKİLER

Kanser hastalıklarının bir de fiziki etkileri var ki insanı perişan eden bu etkileri ortadan kaldırmak büyük bir azim ve sabır istemektedir.

Hastalarda gözlenebilir kilo kaybı veya artışı görülüyor. Her gün müthiş bir yorgunluk hissediliyor. İnsanın uyku düzeni tamamen bozuluyor. Yeme düzeni ise gitgide artan şekilde düzensizleşip adeta bozguna uğruyor. İştahsızlık veya çok fazla yemek yeme ihtiyacı görülüyor.
Bunların tuzu biberi ise her şeyi ağlama sebebi sayıyor ve ağlıyorsunuz.

Sebebini anlayamadığınız bir çok ağrıyı aynı anda veya tek tek ama fasılasız hissediyorsunuz.
Bütün bu şikayetler ve istenmeyen durumlar 2 haftadan fazla devam ediyor ise mutlaka bir uzmana başvurmak gerekiyor. Doktorlar duruma göre ilaç verip sizi rahatlatabiliyor. Ama nasıl olsa bu hastalık böyle,hastalığın seyri bu diyerek umursamaz isek kendimizi zora sokmuş oluyoruz ki,bizim ülkemizde kanserli hastaların tedaviye cevap verememesinin başlıca sebebi budur.

PSİKOLOJİK DESTEK

Kanser hastaları için ilaç veya radyoterapi tedavisi kadar psikolojik tedavinin de önemi büyük. Bir seviyede hastaya manen destek sağlanması kaçınılmaz oluyor.
İnsanın hayatına “ KANSER “ kelimesi girince ,o insan duygu ve düşünceleri itibariyle zorluklar tüneline girmiş hissine kapılıyor.

Yoğun bir kararsızlık başlıyor. Nasıl davranacağı konusunda hiçbir kararlılık gösteremiyor. Depresyon ve kaygıları artıyor. Eğer hasta geçmişte de psikolojik sorunlar yaşadıysa ,kanser tedavisi sırasında bu sorunları artarak yeniden ortaya çıkıyor.

Duygusal açıdan öylesine zorlanılıyor ki hastalık kavramını kabul etmekle birlikte , tedaviyi olumsuz etkileyen haller ortaya çıkıyor. Öyle bir noktaya geliniyor ki tedaviye ara veriliyor ve bu defa hasta daha da zora girmiş oluyor.

Bütün bu durumlar ,hastada kaygı ifadelerinin sürekli tekrarına yol açıyor. Hasta gerginlik ve endişe duyguları içinde olduğunu reddediyor. Kontrol edilemeyen kuruntu ve endişelere kapılıyor. Hastada öfke patlamaları görülebiliyor.

FİZİKSEL YAKINMALAR

Tedavi olması beklenen hastanın psikolojik durumuna ilaveten fiziksel yakınmaları da başlıyor. Sık sık insanın kaslarında gerilme oluyor. Titreme ve seyirme , nefes darlığı,terleme,ağız kuruması gibi durumlar meydana geliyor.

Hasta zayıfladığı için sık sık kalp çarpıntıları baş gösteriyor. Kemoterapi olan hastalarda kalp şikayeti taşikardi ve başka rahatsızlıklar da görülebiliyor.

Tedavi süresinde hastayı tedavi eden doktorlar ve sağlık ekibi dışında ,hastanın fiziksel ve ruhsal durumu ile ihtiyaçlarının belirlenmesinde hasta yakınlarının çok etkili bir rolü olduğu muhakkak.
Hastalığımın teşhis edilmesinden itibaren bir cerrahi uzmanı olan kızımın benim tedavimde en büyük fedakarlığı ve rolü üstlendiğini burada kaydetmek durumundayım.

Elbette herkesin evinde bir doktoru olamaz. Ama bütün doktorlarımızın hastalarına bir anne,bir baba veya bir kardeş gibi ihtimamla baktıklarını bu hastalığım döneminde tesbit ettim. Esasen iyileşmemde tüm doktorların ve tüm hastane kadrolarının büyük payı olduğunu memnuniyetle ifade etmem gerekiyor.

Bunu bilhassa yazıyorum. Çünkü maalesef bizler sağlığımız için gece gündüz çırpınan bu insanların kıymetini pek bilmiyoruz.Hemen hemen hepimiz sağlığımıza dikkat etmiyor ve hasta olana kadar ne lazımsa yapıyoruz.

Allah Teala’nın bize verdiği sıhhat emanetini iyi taşımıyoruz. Tahrip ediyoruz. İş işten geçtikten sonra doktora,hastaneye başvuruyoruz. Ama yapılacak şeylerin kısıtlı olduğunu bilemiyor ve her şeye rağmen bizi sağlığımıza kavuşturmak için çırpınan,sabahlara kadar uyumayan,ertesi gün de akşama kadar bıkmadan usanmadan çalışan sağlık personeline iyi ve hoşgörülü davranmayı beceremiyoruz.


10 Mart 2005- Türkiye Gazetesi

Hiç yorum yok: