3 Ekim 2008 Cuma

KANSERDEN KORKMAYIN

Günümüzde kanserin kesin olarak tedavi edilen hastalıklar listesinde olmaması beni hiçbir zaman korkutmadı.

Mide ameliyatı olmam gerektiği ve midemin tamamen alınmasının şart olduğu ilk defa Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin genç doktorlarınca bildirildiğinde tuhaf ve izahı imkansız duygulara kapılabilirdim.
Öyle olmadı.
Bunda da bir hayır vardır diye düşündüm. Öncelikle çok üzülen aile yakınlarımı, eşimi, çocuklarımı muhtemel üzüntü verici sonuçlara hazırlıklı olmaları için organize ettim. Onlara moral açısından güç kazandıracak telkınlerde bulunmaya başladım.

Her gün benden hiç duymadıkları yepyeni şeyler duymaya başladılar. Olabildiğince şakacı olmaya gayret sarfettim.Eğer üzülmüş olsam ve bunu onlar anlasaydı, içlerinden birçoğu değişik hastalıklara düçar olabilirdi.

Her gün herkese çok iyi olduğumu ve daha da iyi olacağımı söyledim. Sonsuz şükür ve teslimiyet içinde olmanın verdiği rahatlığım çevremde durumumla ilgilenen herkesi memnun ediyordu. Bu pozitif enerjiyi yayabilmem sayesinde eşim-dostum-çocuklarım ve sevenlerim rahat oldular. Onları fazla üzmediğim için ben de rahat ettim.

MİDEYİ ATIYORUZ

Kanser olan ve orta evrede iken yakalanmış bulunan,yani teşhiste biraz geciktiğimiz hastalığın yayılma tehlikesine karşı radikal bir ameliyata ihtiyacım olduğu kesindi.

Çapa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi bölümünde ameliyat olmamızın hayırlı sonuçlar vereceğini düşündük ve Prof.Dr. Türker Bulut’la randevulaştık.

Filmlerimi Hoca’ya verdik. İnceledi ve gözlerimin içine bakarak şunları söyledi:

Sizin midenizin tamamını alacağım. Karaciğer’e yapışmış olan tümör’ün bu organa komşuluğu sebebiyle tehlikeli olması muhtemel. O sebeple belki karaciğerin bir bölümünü de alabilirim.Ama netice itibariyle ve Allahın izniyle sizi kurtarırız.’

Türker Bulut Bey genç ve mesleğinde dünya çapında başarılı olduğu teslim edilmiş bulunan medar-ı iftiharımız bir Bilim adamı.Bu liyakatını ispat edecek açıklamalar yapıyor ve benim korkmamamı öğütlüyordu:

Mide kanseri en çok Japonya’da görülüyor. O sebeple Japonlar konuyla ilgili olarak hayli ileri sayılacak bir çalışma içindeler.Çünkü çiğ balık ve füme balık yiyorlar. Çok yedikleri için de mide kanserine yakalanıyorlar. Ama Japon doktorlar hastalarının yüzde 70’ini tedavi ediyorlar. Japonya’da her yetişkin insan yılda bir kere midesine endoskopi yaptırıp raporunu çalıştığı işyerine veriyor. Bunu yapmaz ise, sigortası tedavi masraflarını ödemiyor. Bizde ise hastalar iş işten geçtikten sonra hekime baş vuruyor. Bizim tedavide başarı nisbetimiz ise yüzde 65. Onun için korkmayın,midenizi alırız, tedavinizi yaparız ve 5 yıl yaşadıktan sonra bu hastalığın yayılmadığını göreceksiniz ve inşallah sizi kurtarmış olacağız.’

Bu açıklamalar bana beklemediğim bir güç ve rahatlık verdi.Doktorun yanına giderken yüzde ellilik moralim varsa bu açıklamaları dinledikten sonra yüzde yüz’e çıktı. Hemen aynı gün bıçak altına yatabileceğimi söyledim.Ama öyle olmadı. Hastaneye yattıktan sonra hazırlık yapıldı ve 11 gün sonra 16 Nisan 2004 günü ameliyat oldum.

Kanserli midem atılmış,2500 cc’lik midemin yerine ince barsaktan 50 cc’lik bir mide yapılmıştı.Karaciğerimin bir bölümü de atılmıştı.

Karın boşluğunda bulunan lenf düğümlerinden 20 tanesinden parçalar alınmış ve patolojik tahlile yollanmıştı. Bu lenf gangliyonlarından sadece 2 tanesinde metastaz yani kanser hücresi görülmüştü. Genelde çok tehlikeli olan mide kanseri bu ameliyat sonrası tehlikeli olmayacaktı. Zira 6 ay kemoterapi olmam tavsiye edilmişti. Bu tedaviyi de dünyalar iyisi Prof.Dr.Sevil Bavbek uyguladı. Bu Onkoloji Uzmanımız da dünya çapında liyakate layık değerli bir üniversite hocası. Kemoterapi tedavisinin işi garantiye almak için uygulanan bir yöntem olduğunu anlattılar. İstersem ilaç tedavisini yaptırmayabileceğimi de söylediler. Ama klasik tedavi yöntemlerinden vazgeçmeme adına bu tedaviyi de tamamladık.

ÇOK ZOR GEÇEN 8 AY

Kemoterapi tedavisi sonunda kalbim zayıf düştü. Anjiyo olup biraz rahatladım. Daha sonra içi taş dolu safra kesemi de ameliyatla çıkartıp attırdım.Yani 3 ayrı operasyonu 6 ay içinde yaşadım. Ama hiçbir zaman bedbin ve hayata küskün olmadım.Belki de bu sayede şimdi rahatlamış bulunuyorum.

Kanserden korkmadım.Bu sebeple beynim hayattan vazgeçmedi,bedenim de yenilmedi.

ŞİMDİKİ MERAKIM: EBEDİ HAYAT

Başımdan bunca sıkıntı geçti. Bir yudum suya hasret kaldım. Bir damla suyu yutamadım. Bir lokma ekmeği yiyemedim. Nefsimi körletme adına da olsa birkaç kaşık çorba içemedim. Aylarca bu durum devam etti.İşte dünya nimetleri, dünya hayatı bu kadar emanet bir hayattı.
Hastalığım süresince hep ölümü düşünmekten kendimi alamadım. Ama bu hastalık sebebiyle ölüp gideceğim ve dünyayı değiştireceğim diye asla manevi çöküntüye de uğramadım.

Şimdi en büyük merakımı tüm dostlarımla paylaşıyorum. Elbette bir gün ben de öleceğim. Götürüp iki metre derinliğinde bir çukura bırakacak ve üzerimi külleyecekler.Sonra kabirde başlayacak yeni bir ebedi hayatın eşiğine adım atmış olacağım. Orayı öylesine merak ediyorum ki hiç sormayın. Bir insana hiç görmediği bir ülkeye gideceği bildirilse ve eline uçak bileti verilse nasıl heyecanlanır ise, bu heyecan ve merakın bin mislini hissediyor ve yaşıyorum.

Kanserin bana kazandırdığı bu duygu sebebiyle de ayrıca şükrediyorum. Öyle ya; hiç kabire gireceğimi düşünmeden yaşayıp, aniden ve hiç beklenmedik bir kaza ile de ölebilirdim.

Bizleri yaratan, sonsuz ve sayısız nimetleriyle donatan,nice yıllar sağlıklı ömür veren Yüce Rabbimize sonsuz şükürler olsun.Hayır ve şerrin ondan geldiğini,dertleri ve dermanlarını yaratanın da Yüce Yaratıcımız olduğunu asla unutmadan yaşamak şiarımız olmalıdır.Bu bilinç hali ise dünyanın en amansız hastalıklarının kesin tedavisi için beşeriyetin muhtaç olduğu tartışılmaz ilaçtır.

Rahmetli Bediüzzeman Hazretleri ne güzel buyurmuşlar:
“Hasta bir unsurun alil bir uzvun reçetesi ittibaı Kur’andır”

Geçirdiğim hastalıklar ve buna bağlı ameliyatlar sırasında hazık ilgi ve alakasını esirgemeyen tüm Doktorlarımıza,sevgili Hemşirelerimize,yakın-uzak tüm akraba,arkadaş ve dostlarımıza, dualarıyla bize destek olan herkese ve hasseten çok sevgili hemşehrilerim Piribeyli halkına kalbi şükranlarımı arz ediyorum.



11 Mart 2005 -Cuma/Türkiye Gazetesi

Hiç yorum yok: