Savaşların, darbelerin, sosyal ve ekonomik sıkıntıların dünya üzerindeki odağı durumunda olmaktan bir türlü kurtulamayan Orta-doğu’da son 50 yılın gelişmelerine ve “savaşlı yıllar”a bakarak bugün sağlıklı bir değerlendirme yapmak daha önceki yıllara ve bölge tarihine bir göz atmayı gerektirmektedir.
Asıl konumuz, Orta-doğu’nun yakın tarihte yaşadığı ve bugün de derin tesirleriyle bölge ülkelerini sarsan iki savaş olmasına rağmen, Orta-doğu’daki durumu tarih süzgecinden geçirmeden ele almak ve gelişmeleri doğru tahlil etmek mümkün değildir.
Netekim, bugün de sıcak gelişmelere sahne olan bölgede huzursuzluğun asıl kaynağı Filistin meselesidir.Filistin meselesinin bölgede sürekli kanayan yara olmasının sebebi de İsrail’in yayılmacı, zalim ve sinsi tutumudur.
Orta-doğu’da bugünkü sorunları sıraya sokmaya çalışırsak:
1-Filistin meselesi
2-İran-Irak uyuşmazlığı,
3-Lübnan-Suriye-İsrail uyuşmazlığı,
4-Kıbrıs sorunu,
5-Kürt sorunu
olarak görmek mümkündür.
Filistin meselesi’nin son yüzyılda İsrail devletinin kurdurulması sonucu ortaya çıktığı bilinmektedir.
Orta-doğu dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip bir bölgedir.Bu zenginliği yanında hemen hemen tüm dinlerin mukaddes saydığı mekanların yer aldığı bir arz parçasıdır.Ayrıca stratejik konumları itibariyle de mevcut ülkelerin dünya bağlantıları için elzem gördüğü ve önem verdiği coğrafya yapısına ve geçiş yollarına sahiptir.
Bugün adına “Batı” dediğimiz hristiyan alemi tarih içinde bölgeye “Haçlı seferleri” dediğimiz işgal hareketleri düzenlemiş, mukaddes toprakları ele geçirme niyetine bağlı bu seferlerin sonuncusu, bilindiği gibi 1291’de akamete uğramıştır. O tarihte İslam dünyası karşısında bozguna uğrayan Haçlılar, yüzyıllarca kini yüreğinden atamamıştır. Haçlı seferlerinden asırlar sonra, Ortadoğu’ya bir başka yabancı unsurun sokulduğunu görüyoruz.Siyonistler...
İSRAİL DEVLETİ KURDURULUYOR
Bu yeni unsur, Filistin’in asıl sahiplerini bu topraklardan söküp atmaya kararlı olduğu bilinen haçlı desteğindeki İsrail devleti olmuştur.
İngilizlerin Filistin’den 1947’de çekilmesinden sonra bölgenin kaderinin Birleşmiş Milletler’e teslim edilmesiyle birlikte, Filistin topraklarının Yahudilerle Araplar arasında paylaştırılması planı uygulamaya konulmuş ve İsrail devleti kurdurulmuştur. Bu gelişme sonucu yediyüz yıl aradan sonra Filistin’deki İslam topraklarında bir yabancı devletin bayrağı dalgalanmaya başladı.
Filistinliler ve bölgedeki diğer İslam ülkeleri kendi topraklarındaki bu yabancı unsuru söküp atmak için mücadele başlattı. 1948’de Kanlı bir savaş yaşandı.İsrail, adına “Bağımsızlık savaşı” verdiği bu mücadelesini Batı’nın tam desteğini alarak kazandı. Ancak, bu savaşta İsrail Birleşmiş milletler’in kendisine verdiği araziye yeni topraklar kattı.
İsrail, Batı Şeria ile Akdeniz kıyısındaki Gazze Şeridinin dışında hemen hemen tüm Filistin’i işgal ederek egemenliği altına aldı.Orta-doğu’nun asıl sancıları bundan sonra başladı.
BÖLGE ÜLKELERİNDE DEĞİŞİKLİKLER
Filistin’e Yahudilerin yerleşmesi,çok tehlikeli bir huzursuzluk kaynağı’nın Mukaddes topraklarda yer tutması bölgedeki İslam-Arap ülkelerindeki rejimleri kökünden sarsmaya başladı.
Çünkü İsrail sadece bölgede işgal hareketlerini başarıyla sürdürmekle yetinmiyor, bölgede şiddetli bir etnik temizlik hareketi yürütüyordu.Bu gelişme Arap halklarının kendilerini yöneten monarşik yönetimlere karşı büyük bir tepkisine yol açıyordu.Bölgede 1950’li yıllara kadar İngiltere ve Fransa tarafından sömürge döneminde kurdurulan krallık rejimleri zora girmeye başlamıştı. Bu rejimlere karşı Sovyetler Birliği’nin geliştirip, şekillendirip desteklediği “ Arap Milliyetçiliği “ akımları başgösterdi. Adına “Kavmiyetçilik” de denilen bu akımlar tüm Orta-doğu’yu sardı.
ÜRDÜN KRALI ÖLDÜRÜLDÜ
Filistin’e en yakın ülke olan Ürdün’ün Kralı Abdullah ibn-i Hüseyin bir suikast sonucu 1950’de öldürüldü.Bunu Arap kavmiyetçiliği’nin merkezi haline gelen Mısır’daki gelişmeler takip etti.İngilizlerin adamı olarak bilinen Kral Faruk ise 2 yıl sonra devrildi.Kral Faruk’u ordu içindeki “Anti emperyalist ve Milliyetçi” olarak bilinen cunta devirmişti. Bunu daha sonra Suriye ve Irak’taki ihtilaller izledi ve bu ülkelerdeki Krallar da devrildi.
Bu ülkelerin üçünde de Solcu/ Milliyetçi Baas Partileri yönetime hakim oldu.
Tarihçiler ve siyaset bilimi analistleri, Baas hareketinin arkasında “ Siyonist”
Kişilikler ve siyon planları ve emelleri bulunduğunu iddia etmişlerdir.
Arap Milliyetçiliğinin önderi Cemal Abdünnasır, “Anti emperyalizme” dayalı hararetli söylemleri ile tüm bölgede yeni ve çok yönlü tesirler uyandıran bir Lider olarak tek bir devlet kurma hayallerini açıkça dile getirmeye başlamıştı.
21 Şubat 1958’de Nasır Suriye ile birleşen Mısır’ın ve Birleşik Arap Cumhuriyetinin Başkanı seçildi.
14 Temmuz 1958’de Irak’ta darbe oldu. 28 Ağustos 1958’de ise Kral 2.Faysal ile Başbakan Nuri Sait Paşa öldürüldü.
Bu yıllarda Irak’la Türkiye arasındaki ilişkiler fevkalade iyi gidiyordu. Türkiye’de tahsil görmüş bir siyaset adamı olan Başbakan Nuri Sait Paşa ve Kral 2. Faysal Türkiye’yi resmen ziyaret etmişler, 24 Şubat 1955’te kurulan “ Bağdat Paktı” çerçevesinde yararlı işbirliği projeleri geliştiriyorlardı.
Bağdat Paktı, Amerika’nın gözlemciliğinde Türkiye-İran-Irak tarafından oluşturulmuştu.
Paktın kuruluşundan bir yıl sonra İran Şahı Rıza Pehlevi,1956 yılında Türkiye’yi resmen ziyaret etti.
14 Temmuz 1958’de Irak’ta darbe yapılması üzerine 16 Temmuz 1958’de Amerika Birleşik Devletleri Adana’daki incirlik üssünü bölgedeki gelişmeler sebebiyle kullanmaya başladı.
19 Temmuz 1958’de de Irak’taki darbeden tam 5 gün sonra Irak ile Birleşik Arap Cumhuriyeti arasında bir savunma paktı kurulduğu açıklanıp anlaşma imzalandı.Bu gelişme üzerine, Ürdün Kralı Hüseyin, 14 Şubat 1958’de Ürdün ve Irak Krallıklarını birleştiren Amman antlaşmasını 2 Ağustos 1958’de feshetti.
ORTALIK TOZ DUMAN
Orta-Doğu yakın geçmiş tarihinde böylesine kararsız,karmaşık ve çözümü zor sorunların içine İsrail faktörü ile girmiş oldu.Kelimenin tam anlamıyla ortalık toz duman’dı. O yılların sıkıntıları bundan 20 yıl öncesinin İran-Irak savaşına kadar dayanıyordu.
Amerika ve Batılı müttefikleri değişen dünya dengesi üzerine hesaplar yaparken, İngiliz ve Fransızlar bir yandan İsrail bir yandan da Mısır’ın Süveyş kanalı üzerindeki hakimiyetini önemli bir mesele olarak görmüşler,30 Ekim 1956’da Süveyş’i bombalayarak Arap tarafını Rusya’nın kucağına itmişlerdi.
Türkiye Rusya’nın Orta-doğu’ya sarkmasından rahatsızdı. 10 Eylül 1957’de Rusya’nın Türkiye’ye bir nota vermesine kadar varan bir restleşme gündeme geldi.O tarihten sonra da Rusya hem Suriye hem Mısır ve hem Irak’taki rejimleri destekleyip sürekli Türkiye’ye karşı kışkırttı.
Orta-doğu çok karmaşık yeni dengelere gebe hale gelmişti.
Türkiye 20 Ağustos 1958’de kurulan CENTO’da yerini almıştı. CENTO’yu yeni bir bölgesel işbirliği teşkilatı olarak Türkiye-İran ve Pakistan kurmuşlardı. Amerika ise üye ülkelere her türlü yardımı yapmayı vadetmişti.Bu teşkilatın kurulmasından iki ay kadar önce, Irak ABD’nin kendisine yapmayı teklif ettiği yardımı, “ Tarafsızlık politikasına aykırı” olacağı sebebini ileri sürerek 1 Haziran 1958’de resmen reddetmişti.
Herkesin cephesi artık belli oluyordu.
6 Aralık 1959’da ABD Başkanı Eisenhower iki günlük bir resmi ziyaret için Türkiye’ye geldi.
Demokrat Parti İktidarının ileri görüşlü Başbakanı Adnan Menderes ABD ile iyi ilişkiler içinde olmakla beraber, kuzey komşumuz Rusya ile de iyi ilişkiler içinde olmayı öngörüyordu.Çünkü Sovyet tehdidi bir NATO üyesi olan Türkiye’nin aynı zamanda Rusya ile iyi ilişkiler içinde olmasını zorunlu kılan ciddi bir tehdit halini almıştı. Zira, Rusya Türkiye’nin güneyinde de kendisine dostlar edinmişti. Menderes bu amaçla 12 Nisan 1960’ ta Rusya’ya gideceğini resmen açıkladı. Ama bilindiği gibi 27 Mayıs 1960’ta ihtilal oldu.
KUVEYT’TE İNGİLİZ İŞGALİ
Dünyada ve Türkiye’de tüm dengeler değişirken Orta-doğu daha sıcak gelişmelere gebe idi.
25 Haziran 1961’de Irak, Kuveyt üzerinde hak iddia ederek bu ülkenin bir şekilde ilhak edilmesi gerektiğini iddia etti. Irak’ın bu açıklamasından tam 5 gün sonra ise, İngiltere Kuveyt’i Irak işgalinden kurtarmak bahanesiyle işgal etti.İngiltere’nin Kuveyt’e asker çıkarması büyük yankı uyandırdı. Bu gelişme bölgede siyasi dengeleri bir anda değiştirdi.Araplar arası ilişkilerin biçimi de değişmeye başladı. Netekim, Suriye 30 Eylül 1961’de Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden ayrılıp bağımsızlık ilan etti.
Rusya bölgede ağırlığını arttırmak için bazı Filistin gruplarına yakınlaşmayı başardı. Uzun yıllar bu politikasını sürdürdü. 8 Mayıs 1964’te Kruşçev Mısır’a gitti. Nasır Batı’ya ve ABD’ye karşı açık tavır koydu ve bu arada Shell ve Anglo-Egiptien petrol şirketlerinin kamulaştırıldığını ilan etti.
2 Haziran 1964’te Filistin Kurtuluş Teşkilatı kuruldu. Filistin halkı o tarihten itibaren kendi davasının bayrağını dalgalandırmaya başladı.
Ortadoğu’nun en önemli ülkelerinden olan Suudi Arabistan bu gelişmelerden en az etkilenen ülke durumunda görülürken, birden bire 2 Kasım 1964’te Suudi Kralı Suud tahttan indirildi. Yerine kardeşi Faysal geçti.
08/10/2000 Türkiye Gazetesi
3 Ekim 2008 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder