
Neredeyse akılbaliğ olduğumuz günden bu yana içinde yaşadığımız toplumun ve tabii ki tüm memleketimizin sorunlarını kendi nefsimizden yani kişisel sorunlarımızdan önce düşünüp gelmekteyiz.
Bilmiyoruz, belki de tüm insanlarımız bizim gibidir.
Belki sadece kendisini siyasetçi kabul eden kesim böyle olmayabilir.
Eğer o kesim de yani kendisini siyaset adamı veya devlet adamı zannedenler de bizim kadar memleketimizin durumunu düşünse ve en az bizim kadar vicdanlı ve merhametli olsa, en az bizim kadar çileye ve sıkıntıya talip olsa, en az bizim kadar dürüst olsa ve en az bizim kadar kaygılı olsa, ufuk, vizyon, bilgi, tecrübe, sabır, iyi niyet ve merhamet sahibi olsalardı, güzel Türkiye’miz bugün dünyanın en gelişmiş ülkesi olabilirdi.
Şimdi halimize bakıp ancak yukarıdaki yargılara varmaktan öte bir değerlendirme yapmamız mümkün görünmüyor.
Esefle, üzüntüyle, kahrolarak, her gün ruhumuzu yerlerde süründüren olaylarla yıpranmamızın sebebi, bizim demokratik olgunluğumuzla, medeni halimizle, inanç dünyamızla, vatana bağlılık durumumuzun değişmiş olması ve milli konularda tercihlerimizin yeni şekilleniş içinde olmasıyla izah edilemez.
Farkındaysanız, bizler bizi yönettiğini zannedenlerin zulmüyle kıvranıyoruz.
Zulüm ki ne zulüm!..
Ekonomi perişan, sağlıklar bozuk, fikirsizlik diz boyu, akılsızlık fark edilmesi bile imkansız bir cinneti daime halinde omuzlarımıza çökmüş!..
Ar haya duygusu arşa çıkmış...Utanmayı unutmuşuz.
Okumayı bilmiyoruz. Yazmayı belli niyetlerle ve sadece ya şöhreti kazibe ya da çıkar için iş edinmekteyiz. Evlerimizde bed-bereket kalmamış. Bir mağaza ucuz ayakkabı veya kıyafet satacak diye televizyonlarda haber yapılıyor, evde en az mevsimine göre birkaç ayakkabısı ve gardrop dolusu giyeceği olan herkes, gece yarısı o mağazanın önünde kuyruğa giriyor.
Bir de akşam haberlerine bakıyorsunuz ki, ucuz mal satan mağaza vahşice yerle bir edilmiş, talana uğramış.
Televizyon kanallarında bizim toplumumuzun hiçbir kesimini tatmin edemeyecek ve memnun edemeyecek, yararlanma adına hiçbir şey sağlamadığı gibi zarar verdiği açıkça bilinen yayınlar yapılıyor.
Bir RTÜK var ki, başında oturan arkadaşla ilgili olarak ne yapılsa da oradan inse diye koskocaman Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Koca Devlet kara kara düşünüyor!..
Devlet ve organları ile Yöneticileri kara kara düşünürken, RTÜK’ün patronu TV kanallarıyla ilgili denetim görevinden çok, fener hikayeleri yüzünden toplum gündemini işgal ediyor.
O RTÜK denilen kurum sanki o hazret olmazsa yıkılıverir!..
İnsanın aklına takla attıran olaylar bunlar.
İşte buna benzer binlerce fuzuli tartışma konusu sebebiyle bizde ne huzur kaldı, ne Devlete ve Yöneticilerine hak verecek geçerli bir sebebimiz.
***
Şöhretli İlahiyat Profesörü zamparalıklarının hesabını veremediği topluma karşı saygısızlığa devam ediyor. Hem de alt perdeden ve de hiç olmayacak fetvalarıyla yine inanç dünyamızı alt-üst edecek şekilde..
Oturuyor bir kanala, saatlerce zevzeklik yapıyor. İslam ve Kur’an adına yaptığı her konuşma bir şeyleri yıkıyor ama O asla işin farkında değil.. Farkında ama işi yoluna koymuş malı götürme adına banknottan başka değer tanımayanlara mahsus bir tavırla konuşuyor da konuşuyor.
Yani gerçekten birisi “ Allah ile aldatıyor “ da zeytinyağı misali hep suyun üstünde duruyor.
Her konuyu da ondan başka iyi bilen yok..
İçki konusunda fetva mı istersiniz? Delilleriyle hemen elinizde: “ Ben böyle düşünmüyorum ama sarhoş olmadıkça birkaç kadeh atmak dinen caizdir” diyor.
Tam da bizim Bekri Mustafa torunlarına göre bir fetva..İşin garibi bu herzelere cevap verecek adam da kalmadı..
Vah benim güzel memleketim…
***
Başımızın belası terörü bitirmek için 2009 fırsat yılı imiş..
Nasıl bir fırsat, hangi açıdan fırsat, neye mukabil fırsat bilen yok..Herhalde Obama fırsatı olsa gerektir. Ama Obama hala Ermeni konusunda aynı yerdeyim diye diretiyor. Hatta sınırı açın diye emir veriyor. Biz ise, çaktırmadan göz kırpıyor ve olur diyoruz. Ama bir şartla (Aslı varsa) Ermeniler Karabağ’dan çekilsin diyoruz. Azerbaycan dikleşiyor, Moskova’ya koşuyor. Hemen telaşlanıyoruz. Gaz tuz meselesi diye “Bir millet İki devlet” söylemine yapışıyoruz...
Ama hep Vahşi Batı’nın dediği oluyor, bize de yutturulan yalanlarla avunmak kalıyor.
Vah benim güzel memleketim!..
***
Avrupa Birliği maceramız artık nefretleri mucip bir kör kandırmacasına dönüştü.
Sarkozi’nin cüce beyni ile Merkel’in bacak arasına sıkışıp kaldık adeta..
Şimdi de Avrupa Parlamentosu’nda rasistlerin zaferi kutlanıyor. Sarkozy ile Merkel yeniden seçiliyor. Alın bakalım size taptaze ve çok ısrarlı “ İmtiyazlı ortaklık” dayatması..
Siz durmadan bu gelişmeler süreci etkilemez diye kamuoyunu kandırın...Elin adamı bizi istemiyor. Avrupa Parlamentosu’nun en yetkili adamı Hans – Gert Pöttering daha birkaç gün önce net konuştu:
”Avrupa Birliğinin Türkiye’nin tam üyeliğine dayanamayacağına inanıyorum”
Hazret sözlerine bakınız neleri ekliyor:
“Türkiye Avrupa Birliği kriterlerini tam olarak yerine getirse bile, tam üyeliğine başka bir nesil karar verebilir”
Bu ifadeleri duyan ve bir türlü anlamak istemeyen bizim Böyyük Devlet Adamlarımızın ham hayallerini düşündükçe kahroluyoruz…
Anladınız değil mi?
AB Türkiye’yi kaldıramaz!
Vah benim güzel memleketim!..
***
Suriye sınırındaki yüzbinlerce mayın temizlenecekmiş...Herkes konuşuyor. İktidar ayrı, muhalefet ayrı, İş çevreleri ayrı, basın- yayın kuruluşları ayrı düşünüyor.. Herkes mayıncı kesildi.
Hiç kimse düşünmüyor ki, bu mayınlar 50 yıl önce bizim vatanımıza kimler tarafından ve hangi maddi imkanlarla yerleştirilmiş? Yerleştirmek mi zor ve pahalı, sökmek mi?
Devletin başı da buyurmuş ki: “Türkiye’ye toprak kazandırıyoruz”
Valla ne desek bilmem ki, sanki kendi vatan toprağımızı fethedeceğiz!..
Vah benim güzel memleketim!..
***
Benim memleketimin sorunlarını düşünmek sadece eleğini duvara asmış zavallı insanların işi mi?
Birileri ülkenin imkanlarıyla Karun gibi servet sahibi Maykıl Ceksın gibi de şöhret sahibi olurken, açlık sınırının altında paryalaştırılmış milyonlarca vatan evladının feryadına kim kulak verecek?
Ey vicdansız millet düşmanları...Ey kendi nefsinden başka, kendi koltuğundan, ikbalinden başka şey düşünmeyen çapsız politika soytarıları…
Bu Aziz Millet sizi asla affetmeyecektir.
Vicdanı kanayan milyonların çektiği maddi ve manevi sıkıntı ile alay edercesine gününü gün eden çirkin siyasetçilerden nefret edildiğini acaba kim ne zaman anlayacak?
Vah benim güzel memleketim!..
Huzur ve refah içinde yaşayamadan ölüp gidecek ve sinene gömüleceğiz ona yanıyorum!..
10 Haziran 2009

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder