20 Haziran 2009 Cumartesi

TÜRKİYE ‘NİN KAFASINI KARIŞTIRDILAR

.
Hayli zamandır içimden herhangi bir konuda yazı yazmak gelmiyordu.
Ama benim güzel memleketimde öylesine şaşılacak gelişmeler oluyor ki, insan kendi düşüncelerini bir şekilde ifade etmekten geri duramıyor.

Sanıyorum ki, çağdaş düşünce kaynağı işte böyle benim gibi acizlerin görüş açıklama ve olayları yorumlama mecburiyeti sebebiyle verimli bir kaynak haline geliyor.

Türkiye’nin binlerce sorunu var. Bu sorunlara her gün yenileri ekleniyor. Ama çok iyi biliniyor ki bu memleketin insanları sorunların çözümü için hiçbir müspet çalışma yapmıyor.

Yukarıdaki hükmümüz geneldir. Türkiye’de Hükümetler dün de bugün de sorunları çözme noktasında arzu edilen gayreti gösteremiyor. Gerekli çalışmaları yapamıyor.

Muhalefet partileri de üzerlerine düşen görevin sadece iktidarları eleştirmek ve bu eleştiriyi kavgacı bir üslupla yapmak, netice itibariyle ülke huzurunu bozucu, birlik ve beraberliği zedeleyici, hükümete vurayım derken devleti zayıflatıcı yeni problemler üretmektedirler.

EKRAN ŞEBEKLERİ

Türkiye son yıllarda tüm sorunlarını bu problem üreticiliğin atölyesi durumundaki TV kanalları sebebiyle de içinden çıkılmaz hale getirmiştir, bunun adeta kimse farkında bile değildir.

Sanıyorum ki herkes bizim kadar bu TV kanallarında ülke meselelerini içinden çıkılmaz bir toplumsal kargaşa haline getiren ve sayıları 25-30 ‘u geçmeyen akıldane ekran şebeğinin sürekli tezviratı sebebiyle de artık hayli huzursuz olmuştur. Hatta bu ekran şebekleri öylesine huzursuzluk kaynağı olmuştur ki, artık TV programlarında birbirine olmadık hakaretleri, terbiyesizce ve ahlaksızca küfür ve tahkir edici ifadeleri sözüm ona fikir mücadelesi adına, ama kendilerini seyreden milyonlarca insana saygısızlık yaptıklarını hiç düşünmeden ortaya koymakta ve kamuoyu gündemini işgal etmeyi başarmaktadırlar.

Dikkat ederseniz, memlekette başka adam kalmamış gibi, daha doğrusu memleket meseleleri hakkında sadece bu sayıları 25-30’u geçmeyen ekran şebeğinin dışında ülke sorunlarına kafa yoran insan yokmuş gibi, bizim zilli medya organları hep bu şebekleri evimize sokmakta ve huzurumuzu kaçırmaktadırlar.

Basın-yayın mesleğinin içinden birisi olarak ifade etmeliyiz ki, şahit olunan gelişmelerin ve olayların bu olumsuz minval üzere ülke gündeminde yer tutması artık gerçekten can sıkıcı olmuştur.

Can sıkıcı sorunları ve gelişmeleri bizlere duyuran ve her konuda kendine göre yargı ve yorumda bulunan bir kesim var ki, bunların memlekete verdiği zararı ciltler dolusu kitap yazarak anlatmaya çalışsak başarılı olamayız.

Türkiye siyaseti hırsı tepesini aşmış sayısı bir elin parmakları kadar bile olmayan, çirkef kaşalot, kaşarlanmış morukların sultasından bir türlü kurtulamıyorsa, bunun birinci müsebbibi de bu medya ve medya şebekleridir.

Yakın tarihte merhum Ecevit’in ayakta duracak mecali kalmadığı ve artık düzgün bir cümle kuramayacak kadar da rahatsız olduğu sıralarda, hastanede yatarken pencereden el sallamasını çok büyük bir olay yapan bu medya değil miydi?

Bu medya becerebilseydi, vefatından sonra da mumyalattırıp Başbakanlıkta oturtacaklardı. Zira işlerine öyle geliyordu. Şimdi devam eden büyük bir dava soruşturmasıyla alakalı olarak merhuma zarar verici tıbbi müdahalede bulunulduğu iddialarının haberlerini yayan da aynı medya olmadı mı?

MUHALEFETİN KOZLARI

Türkiye’de yönetime karşı muhalif olan tüm odaklar bir fikir etrafında ülke çıkarları doğrultusunda hizmet üretmek yerine, kendi içlerinde demokrasiyi anlayıp özümsemeden; halkçılıktan, demokrasiden, dürüstlükten, cumhuriyetçilikten, daha da önemlisi Atatürkçülükten ve laiklikten bahsediyorlar.

Zaten yıllardır Atatürkçülüğü kendilerinden başka kimseye vermek de istemiyorlar. Kemalizmi sömüre sömüre bitiremediler.
Bu umdeleri ve millete mal olmuş, milli vicdanda yerini bulmuş değerleri bir kesimin malı olarak görmesinden daha çirkin ne olabilir. Bunları muhalefetin kozları olarak ele almak ne kadar çirkindir? Bu çerçevede siyaset yapmak ne büyük hata ve haysiyetsizliktir?

Türkiye’nin sorunlarını, en önemlisi olan kürt sorunu başta olmak üzere bir çözüme kavuşturmak için Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu irade toplumun tüm kesimlerinde bir ümit ışığı gibi algılanırken ve gerçekten bir heyecan uyandırmışken, yepyeni bir enerji ve sinerji doğurmuşken, anlamakta hayli zorlanacağımız mahkeme kararları ortalığı karıştırıyor.

Yıllar öncesinde adeta gündemden kaldırılmış bulunan bir dava için Cumhurbaşkanı hakkında ülkenin tümünü rencide eden tavırlar ortaya konuluyor. Toplum bu olup bitene anlam vermekte acze düşüyor. Devletin birlik ve bütünlüğünü temsil eden Cumhurbaşkanı için adeta anlaşılması güç bir kampanya başlatılıyor. Sebep, neticelenmesi zamana bağlı bir mahkeme kararı oluyor.
Türkiye adeta kendi ayaklarına bir şarjör kurşun sıkıyor.

Siyasi varlığından kendi adıma nefret ettiğim bir kaşarlanmış politikacıyı dinlerken tüylerimiz diken diken oldu. Bu zatı muhterem, Sayın Abdullah Gül’ün tarafsız Cumhurbaşkanı olamayacağını iddia ediyordu. Yani AK Partililikten kurtulamayacağını, zira Başbakan Erdoğan’ın kendisini aday gösterip seçtirdiğini söylüyordu. Aynı zat Sayın Demirel’in, Sayın Özal’ın ve diğer siyasi kökenli Cumhurbaşkanlarının nasıl tarafsız kabul edilebildiğini ise hiç düşünmüyordu. Her şeyi çok iyi bildiği halde ahlaki durumu bunu icabettiriyordu ki böyle konuşuyordu. İnsan hayretler içinde kalıyor.

SAYIN BÜLENT ARINÇ’I DİNLERKEN…

Yeni Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç kendisini çok sevdiğimiz ve takdir ettiğimiz bir devlet ve siyaset adamıdır.

Kendisiyle aynı dünya görüşünü paylaşırız. TBMM Başkanlığı’na seçildiği zaman bizim malum çevreler muhterem eşlerinin başı kapalı diye nerede ise askeri darbe çağrılarında bulunmuşlar, Sayın Arınç’ı linç etmeye kalkışmışlardı.

O tarihlerde kimi televizyon kanallarında biz de bu konuda ki olumsuz gelişmelere karşı fikirlerimizi açıklamış, tartışma programlarında Sayın Arınç’ın şahsında hakkı savunmuştuk.

Yine o tarihlerde kimi kadın dernekleri üye ve başkanlşarı kanal kanal dolaşıp bu çirkin kampanyayı bir süre devam ettirmişlerdi. Ama biz meseleyi kuyruğundan yakalayıp direndik ve başörtülü eşi sebebiyle Cumhurbaşkanı’na vekalet edecek olan Sayın Arınç’ın haklarını savunageldik.
Neticede Çankaya Köşküne Başörtülü eşi ile Sayın Abdullah Gül’ün oturduğunu gördük. Kıyamet de kopmadı.

Sayın Bülent Arınç Başbakan Yardımcısı olarak RTÜK ve TRT’den sorumlu.
Bir televizyon kanalında uzunca süren ve memleket meselelerinin tamamına değinen güzel konuşmasını dinledik. Bu konuşmasında RTÜK Başkanı Zahit Akman’ı çağırıp görevi bırakmasını istediğini, deniz feneri davası sebebiyle Akman’ın hem başında bulunduğu kurumu yıprattığını, hem kendisini yıprattığını ve hem de dolayısıyla hükümeti yıprattığını kendisine söylediğini anlattı.
Doğrusu “ Ha şöyle yahu” dedik ve açıklamalarını heyecanla dinledik. Ama doğrusunu söylememiz gerekirse, bu görüşmeden hemen netice hasıl olmadığını bizzat yine Arınç’ın ifadelerinden anladık.
Çünkü; Zahit Akman derhal istifasını açıklaması gerekirken, “ Nasıl olsa görev sürem Temmuzda doluyor. O zaman tekrar aday olmayacağım” demiş..

İşte bu olmadı.

Biz Zahit Akman’a karşı değiliz. Kendisiyle hiçbir samimiyetimiz ve tanışıklığımız da yoktur. Ama Sayın Arınç’ın ifadesine göre, Başbakan Yardımcımızın iradesi ve isteği bir emir kabul edilmeli ve derhal yerine getirilmeliydi.

Ben RTÜK Başkanı olsaydım ve bana böyle bir arzu ve emir belirtilse idi heme istifamı verirdim. Ama bunun olmaması Sayın Arınç’ın bir önemli puanını düşürmüştür. Şayet Başbakan araya girmiş olsaydı dahi Sayın Arınç’ın bu işi bitirmesi gerekirdi. Yoksa Zahit Akman’ın arkasında önemli biri mi var sorusunu akla getirmişlerdir. Bu da olabilir. Ama açıklanması kamuoyunda bir puanın silinmesine sebep olmuştur ki, Zahit Akman için değmezdi diye düşünüyoruz.
Neyse geçelim bu konuyu.. Sonuçta kim ne yaptı ise ya mükafatını ya da mücazatını görecektir..

HUKUK MESELELERİ

Bize göre Türkiye’de en çok güvenilen kurumlar arasına Askeriye ve adliye ilk sırada yer alır idi. Maalesef Adli yargının bu denli tartışma konusu haline getirilmesi ve hukukun siyasallaştırılması, yani siyaset zemininde dolaşıyor olması hiç iyi olmamıştır.

Ciheti Askeriye hakkında yapılan tüm menfi yorumlar ve olumsuz yaklaşımlar bizi tıpkı Adalet kurumuna olan saygı azaltıcı yorum ve yaklaşımlar gibi derinden üzmektedir.

Bu konuda tüm milletimizin rahatsız olduğunu düşünmekteyiz.

Kimi radikal çevrelerin ordu düşmanlığını ve kimi haksız çevrelerin hukuk kurumu hakkındaki olumsuz yaklaşımlarını bertaraf edecek olan da yüksek komuta heyetleri ile yüksek yargı kadrolarıdır.

Herkes Cumhuriyet Anayasasının hükümlerine göre ve o esaslar çerçevesinde görev ifa etmeye azami özeni göstermeli ve huzurun avdet etmesini sağlamalıdır. Hiç unutulmamalıdır ki, siyasi iktidarlar gelir gider. Ama bu önemli kurumlar devletin beyni ve bel kemiğidir. Ebediyen devletimizin yaşamasını sağlayacak olan önemli kurumlardır.
Bilhassa Yüksek yargı organlarının devlet erki içinde kendi pozisyonunu gözden geçirmesi elzem hale gelmiştir.

Türkiye bugün siyasi, ekonomik, kültürel ve diğer tüm meselelerini azaltarak, bu meselelere çözüm bularak yoluna devam etmelidir.
Herkes çok iyi biliyor ki, kimi zararlı çevreler ve bilhassa muhalefet yapma adına ülke meselelerini hep tek pencereden görmeye çalışan politik kadrolar ile sığ düşünceli, her şeyi kendi fikri zaviyesinden değerlendirmeye çalışan bir gurup aydın müsveddesi tarafından Türkiye’nin kafası karıştırılmıştır.

Ülkemizin bu abandone durumdan ve anguaz halinden kurtuluşunun öncüsü elbette vatansever aydınlar ile insaf ve vicdan sahibi entelektüel çevreler, düzgün kafalı siyasetçiler olmalıdır.

Bu konuda ümitlerimizi yitirmiş değiliz.
İnşallah sıkıntılar atlatılacak, ülkemiz doğru bildiği yolda ilerleyecektir.


23 Mayıs 2009

Hiç yorum yok: