İnsanlar vardır çok sevilir. Bazı insanlar da vardır ki, diğer insanlar onlardan nefret ederler.Bazı insanlardan ise toplumun tamamı veya önemli bir kesimi nefret eder.
Zamanımızda insanların birbirini sevmesi ya da sevmemesi, ya da nefret etmesi için değişik yaklaşım ve kişisel kriterler dışında bir de tamamen haklı kamuoyu yaklaşımları vardır ki, bu yaklaşım siyasette kimi insanlara ne değer verildiği ve ne netice alındığı hususlarını düşündürmektedir.
Bu düşünce tahtında ise; yıllarca memlekette iktidar olmuş ve iktidarı döneminde demokrasi arabasını bir çok kez duvara toslatıp milletin yıllarını siyasi kavga ve kaos ortamı içinde heba etmiş olanları düşünmeden edemiyorsunuz.
Geçmiş yılları bir düşünüp de iki adamdan nefret etmemek mümkün değil. En azından bendeniz için.
Bu iki adam bana göre ve benim için kendisinden nefret edilecek adam olmasa bu yazıyı yazmazdım.
Kim mi bu iki Adam? Yazımı okuyunca anlayacaksınız.
Bu iki adamdan biri kanına işleyen siyaset virüsünün etkisi ile 90’ına yaklaşan ve bunaklığa giden alil çağında, ilden ile koşup geçmişini tamamen unutup, herkesin de unuttuğunu zannederek aklın almayacağı kadar berbat açıklamalar yapıyor.
Bu Zatı Muhterem, iktidardaki siyasi partiye Baykal ve şürekasından daha çok ve daha acımasızca saldırıyor. Hem de her fırsatı değerlendirip, geçmişte aynı konu ve konumlarda kendi feryat ve figanını unutmuşuz gibi, koskoca Milleti ve en azından aydın kesimi hafızasını kaybetmiş kitle yerine koyarak yapıyor bunları.
Sanki O değildi yıllar yılı Yasama organının üstünde bir Anayasa Mahkemesi bulunmasının demokratik olmadığını ve bunun böyle gitmesi halinde ne demokrasinin ve ne de ülkenin arzu edildiği şekilde kalkınamayacağını söyleyen…
Şimdi O’na sorsanız niye böyle her konuda çark ettiğini, size pişkin bir şekilde, dün dündür bugün bugündür diyebilir.
İşte bu Adam, seçim meydanlarında bayrağa sarılı Kur’anları öpüp başına koyarak defalarca iktidara gelebilmiş olmasına rağmen, bugün Baykal’a hayır dua okutacak kazar zalimce muhalefet etmektedir. Kime karşı? Milletin tek başına ve ezici çoğunlukla sandıktan iktidar olarak çıkardığı Muhafazakar demokrat bir partiye ve Hükümetine..
İşte bu Adamlara göre politika budur ve bu adamlar sayesinde memleket doğru yolu bulacaktır öyle mi?
İşte bu adamın adını duyduğumda tüylerim diken diken oluyor ve O’ndan şiddetle nefret ediyorum.
Bu adam ömrünün sonunda belki yıllarca yaptığı bir kısım hizmetlerin müspet etkilerini ve milletin takdir duygularını da berbat ediyor.
Oysa köşesine oturup Avrupalı eski siyaset ve devlet adamları gibi herkesin ve her kesimin saygısını toplayıp hayatının keyfini çıkarsa daha iyi olmaz mı?
O şimdilerde eskiden sürekli saldırdığı ve yok edilmesini istediği Anayasa Mahkemesi için övgüler düzer ve kararlarını kendince ibra ederken nasıl bir fikri ilkesizlik sergilediğini, kendinden sonra devletin başına oturan “İlkeli” solcunun yaptıklarına bakıp utanması gerekmez mi?
Ama durun bakalım gözden kaçırdığımız bir husus var galiba; Bu adamın yeğeni bilmem kaç yıla mahkum edilmiş. O konuyu kimse hatırlamasın diye gözlerden kaçırmak için böyle davranıyor olmasın?
Evet ben bu Adamdan ve bu adamın ailesinden,kardeşlerinden,yeğenlerinden ve bu adamın emanetçisi olmaktan öte gitmeyen ilkesiz siyaset moruklarından nefret ediyorum.
Bu arada bir hatıramı nakledeyim sizlere..
Bundan birkaç yıl önce,İstanbul’daki Conrad Otelinde Hüsamettin Cindoruk Marmara Birliği Vakfının düzenlediği bir toplantıda konuşmacı olarak hayli seçkin bir topluluğa hitap ediyor. Demokrasiyi anlatıyor veciz ifadelerle. Türkiye’de demokrasinin nasıl oturtulacağını falan..
Sıra soru-cevap faslına geliyor. Gazeteci meslektaşlarımız ısrarla benim de bir soru sormamı istiyorlar.
Ben de umumi arzu üzerine, basın mensupları adına bir soru yöneltmek için kürsüye gidiyor,hazırunu selamladıktan sonra, gayet saygılı bir dille: Sayın Cindoruk, siz bir parti kurdunuz. Millete gittiniz, teşkilatlandınız. Millet sizin liderliğinizi kabul eden bir kesim olarak sandıktan sizin partinize düşen payı verdi. Bir gurup kurdunuz ve Milletvekillerinizle birlikte Meclis’te siyaset yapmaya başladınız. Lider olarak herkes sizi tanıyordu ve size oy vermiş idi. Ama bir gün bir baktık ki, siz çıkıp, “Hayır Lider ben değilim. Ben emanetçiyim.” dediniz.
Soruyorum sorumu: Demokrasilerde emanetçilik diye bir müessese var mıdır? Siz halktan aldığınız yetki ve sıfatı bir başka siyaset adamına ciro etme hakkına sahip misiniz?Demokrasi kamyonunu üç kere duvara toslatıp deviren bir siyaset adamına emanetin asıl sahibi diye partinizi nasıl ciro ettiniz?
Bu sorumuz üzerine aniden salon karışıyor. O zamanın DYP İl Başkanı olan Orhan Keçeli (Bu Zat daha sonra epey parti değiştirdi) bana hitaben:
-İn oradan sen siyaset yapıyorsun. Soracaksan düzgün bir soru sor! Diye bağırdı.
Salon birbirine girdi. Cindoruk duruma zor hakim oldu. Herkes bana değil, Cindoruk’un yandaşına saldırmaya başladı. Cindoruk ise gayet olgun bir eda ile
Tansiyonu düşürmeye ve sorumu cevaplamaya çalıştı. Ama tahmin ettiğiniz gibi benim bu net soruma tatmin edici bir cevap veremedi.
Şimdi Cindoruk da televizyon programlarında Baykal ve Şürekası ile bıçkın solcuların safında yerini almış, Hükümete ve AK Parti siyasetine saldırıyor. Hem de öyle haksız ve mesnetsiz bir biçimde ki, küçük dilimizi yutturacak şekilde.
Efendim, Sayın Cindoruk bir hukukçu olduğu için, kabahati bu hükümete ve İktidar partisine neden yüklemeye çalıştığını da “ Anayasa Mahkemesinden şikayet ediyorsunuz da neden bu işin böyle bir neticeye varmasını önleyecek hukuki tedbiri alıp, böyle bir siyasi çalışma yapmadınız gibi aklın almayacağı kasıtlı laflar ediyor.
Ama kendileri ortada şikayet edilen bir kuvvetler ayrılığı sorunu var iken ve yıllarca iktidarı ellerinde tuttukları bilinirken, bu pürüz sayılan hususları niye kendilerinin ortadan kaldırmadığına hiç değinmiyor. Kendi beceremediğini başkasından bekleme hakkını kendi siyasi görüş ve tavrını asla onaylamayan bıçkın solcu ve devrimci dostlarına destek vererek ortaya koyuyor.
Kusura bakmaz ise,bendeniz, Cindoruk gibi bir siyasetçiden de nefret ederim.
Ha az kalsın unutuyordum: Bunca insan tanımış olmakla beraber sadece iki adamdan mı nefret ediyorum?
Hayır az kalsın unutuyordum:
Bendeniz Afyonkarahisar’ın Belediye Başkanı’ndan da nefret ediyorum.
Çünkü Afyonkarahisar Belediye Başkanı Abdullah Kaptan, Belediye’ye lazım olacak muhtelif sanayi yağları için ihale yapmış, ihaleyi alan ve Belediyeye uzunca bir süre Motor yağı satacak olan İngiliz firmasının parasıyla eşini ve küçük kızını da yanına alarak umre ziyaretine gitmiş ve bu ortaya çıkınca da , bunun bir rüşvet hadisesi olmadığını iddia ederek, “Bu bir promosyondu. Rüşvetle hacca mı gidilir” diyerek kendisini savunmuş, daha doğrusu savunamamıştı.
Bu Başkan şimdi yeniden AKP’den Başkan adayı olmak için elindeki yağlarla gelene gidene yağ yakıyormuş.
AK Parti böyle adamlarla yeniden milletten rey isteyecek olursa, şimdiden söyleyebiliriz ki, iyi bir netice alamaz.
Bizden bu vesileyle hatırlatması..
Bu yazı 13 haziran 2008 yılında yazılmıştır.
O günün şartları yayına açmaya uygun olmadığından yayına açılmadı.
Bugün ise sanırız ki yayımlamanın tam zamanıdır.
20 Haziran 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder