.
Uzunca bir süredir yazmıyordum.
Son zamanlarda ortaya çıkan "Açılım" konusu üzerine bir şeyler yazmam gerektiği düşüncesi bu yazıyı yazmamı zaruri hale getirdi.
Konya'nın yunak ilçesi yaşayan halk çoğunluğu Kürt olan bir ilçemizdir.
Yunak'ın gelmiş geçmiş en sempatik şahsiyetlerinden birinin lakabı "Mışko" idi.
Kürtçe'de "Mışk" fare demektir.
Mışko lakaplı bu semtatik vatandaşımız kendisine Mışko denilmesine acayip biçimde tepki duymaktaydı. Hatta arkasından ıslık çalınmasına bile şiddetle tepki gösterirdi. Çünkü ıslık sıçana çalınırdı.
Mışko bir gün evinde hanımıyla otururlarken odanın bir köşesindeki delikten sevimli bir farenin çıktığını görür.
Hanımına " şu Mirotu öldür" der.
Hanımı anlamaz.
- Be kadın görmüyor musun şu Mirotu öldür" der.
Kadıncağız eşinin Mirot dediği şeyin küçük bir sıçan olduğunu neden sonra anlar ve eline geçirdiği bir sopa ile zavallı fareye saldırır ve öldürür.
Bu hikayeyi neden mi yazdım?
Başkakan Erdoğan sonunda DTP Genelbaşkanı Ahmet Türk ile görüştü.
Bu görüşmeyi Başbakanlık sıfatını bir kenara bırakarak yaptı.
Görüşmeden sonra rahmetli Mışko amcanın "fare" ya da "Sıçan" demekten imtina ettiği gibi, PKK veya terör örgütü sözlerini asla telaffuz etmeden "Çözüm süreci"ne vurgu yaparak, bu görüşmenin çözüm için olumlu bir başlangıç olduğuna değindi.
Başbakanın çözüm süreci dediği şeyin ve "asıl muhatap"ın kim olduğu şimdi ha bire tartışılıp duruyor.
Evet ; biz de soralım şimdi:
- Sayın Başbakan, ne zaman "sıçan" diyeceksiniz?
- Kürt sorunu denen şeyin nasıl çözüleceğini ve bu Kürt sorunu bahanesiyle yıllardır kan döken eşkıyanın nasıl ıslah olacağını ve bizden şimdi ne istediğini açık ve net bir şekilde açıklamaz iseniz, Muhalefet Partileri başta olmak üzere tüm milletin sizi arzu edilen biçimde desteklemesini beklemeniz boşuna değil mi?
- Üstelik bahsedilen süreç, sonunda sizi mahvedecek bir süreç olarak karşınıza çıkabilir. Yani faturası ağır olur.
- Bu denli zor sorunlar risk almadan çözülemez doğrudur ama Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinden ve netice olarak Devletimizden şimdi istenen nedir?
- Sürekli olarak PKK'nin siyasi sözcüleri tarafından "Demokratik istekler" ya da "Demokratik çözüm" olarak gevelenip duran şeyler nelerdir? Bunu tüm milletimiz bilmek istemektedir.
Eğer Hükümetimiz "Milletin her şeyi bilmesi gerekmez" diye düşünüyorsa yanılıyor.
Bu konuda yapılacak olan ne ise açıklanmadan Kürt sorunu denilen belanın nasıl def edileceği milletimize açık ve net bir biçimde anlatılmadan atılacak adımlarla alınacak kararlar sorunu çözmek yerine daha da içinden çıkılmaz hale getirecektir.
Çözüme eşkıyaya ve eşkıyalığa taviz vererek kavuşulamaz. Bu konularda tavizli davranmak yepyeni taviz taleplerini gündeme getirir ki, böyle sınırı belli olmayan tavizlere yönelen siyasi kadroları halk şiddetle tasfiye eder.
Peki ne yapalım? Sorunu çözmeyelim de ülke kan kaybetmeye devam etsin mi? Gibi anlamı pek de hoşa gitmeyen savların samimi yönelişlerin anahtarı olacağını kimseye anlatamazsınız.
Yani çözüm için sorunun tarafı olan terör örgütü ile siyasi sözcülerini muhatap kabul etmek ve bu sorunu "Görüşüp çözelim" stratejisi ile bertaraf etmek asla mümkün değildir.
Sorunun asıl kaynağı Avrupa Birliği veya Amerika'nın tahrik ya da hıyaneti olarak görülegelmiş ve meselenin benzeri kuşku ya da inançlar istikametinde çözüm arayışına muhtaç olduğu düşüncesi de ortaya konulagelmiştir.
Bu düşünceler de yersiz ve çözüm arayışları için bize fayda sağlamayacak düşüncelerdir.
Sonuç olarak:
Meselenin çözümünü sadece ve sadece kendi arzu ettiğimiz ve milletçe onayladığımız yöntemlerle bulmalıyız.
Eşkıyaya taviz vererek değil.
.
.
.
9 Ağustos 2009 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder