31 Aralık 2009 Perşembe

Kürtler Ne İstiyor ?

Yazının başlığını iki ayrı soru haline getirmek daha doğrudur.

Şöyle ki;

1-Ülkemizde doğmuş, büyümüş, anarşi , terör ve bölücülük hareketlerine bulaşmayarak yaşamakta olan Kürt kökenli vatandaşlarımız ne istiyor?

2- Kürtleri temsil ettiği iddiasında olan bir avuç ağa zade, haramzade, siyaset cambazı beyinsiz Kürt politikacısı, toprak ağaları, feodal beyler, eşkıya artığı gözü dönmüş PKK sempatizanları ne istiyor?

Bu iki sorunun cevabı birbirinden tamamen ayrıdır.
Ama özneleri itibariyle ya da aktörlükleri, rolleri itibariyle soruları birleştirip "Kürtler ne istiyor?" diye tek soru halinde değerlendirmek de mümkün olabilir.
Doğru olan bu ayrımı yaptıktan sonra düşünmektir.

Ülkemizin her köşesinde Kürt kökenli vatandaşlarımız yaşamaktadır. Bunlar diğer etnik kökenlerden gelen vatandaşlarımızla iç içe huzur ve güven içinde hayatlarını sürdürmektedir. Hiç kimse onlara Kürt oldukları için kötü muamele yapmamaktadır. Kız alıp vermişlerdir. Günlük hayatlarında çoğu Kürtçe değil, Türkçe konuşmaktadırlar.
Serbestçe politikaya girebilmekte,siyasi kadrolarda ve mevkilerde yer alabilmekte, Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı bile olabilmektedirler.
Onlara kimse "Neden Kürtçe konuşuyorsun?" da demiyor.

Ülkemizdeki çoğu vilayet ya da ilçelerimizde yaşayan Kürt asıllı vatandaşlarımızın her işi yapabildiği, her mesleği seçebildiği, ülkemizde yaşayan diğer vatandaşlarımız gibi her türlü hak ve hürriyete sahip oldukları ve etnik mensubiyetleri açısından herhangi bir sıkıntı içinde olmadıkları bilinen ve inkarı mümkün olmayan bir gerçektir.

Örnek vermek gerekirse ülkemizin en büyük şehri olan İstanbul'da bir milyondan fazla Kürt vatandaşımız yaşamaktadır.

Burada doğup, büyüyen ve yaşamakta olan bu vatandaşlarımız ile diğer etnik kökene sahip vatandaşlarımız arasında bir fark ve ayrım sebebi sayılacak herhangi bir durum söz konusu değildir.

İstanbul'un en merkezi yerlerinde iş tutmuşlardır. Mal-mülk ve servet sahibi olmuşlardır. Çoluk çocukları tahsil yapmış, itibarlı işlere girmişlerdir. İstanbul'da yaşayan bu Kürt kökenli vatandaşlarımız, bugün ülkemizi huzursuz eden Kürt eşkıyalıklarını asla tasvip etmemişlerdir.

Bu sebepledir ki artık bölücü ve yıkıcı eşkıya örgütü PKK'nın kuklası haline gelmiş bulunan ve bağımsız seçildikten sonra DTP isimli Kürt siyasi örgütünün çatısı altında bir araya gelen kimi politika ağalarını da bu ülkenin aklı başında Kürt vatandaşları asla desteklememiş ve tasvip etmemişlerdir. Son seçimlerin neticesi de bunu göstermiştir.Bu parti asla bir "Türkiye partisi" olmayı istememiş ve her hareketini İmralı'daki eşkıya başına endekslemiştir.

Bu gayet net ve açık bir gerçektir.

Şimdi kaçınılmaz hukuki bir sonuç doğmuş, devletin en yüksek hukuk kurumu olan Anayasa Mahkemesi beklenen bir kararla DTP'yi de kapatmıştır.

Bebek katili eşkıya başını lider kabul eden ve O'nun Stalinist bölücü siyaset anlayışının ipoteği altına girmiş bulunan DTP'nin kapatılmasında geç bile kalınmıştır.

Durum böyle iken son zamanlarda çeşitli bahaneler ileri sürerek ve hükümetin "açılım politikası" adı altında ortaya koyduğu aslında demokratik açılım olarak ifade edilen bir dizi yeni çalışmayı kendilerine önemli bir engel kabul ederek çoluk çocuktan ibaret kitleleri ellerine taş-sopa ve molotof kokteyli verip sokağa dökenler bu sonuca razı olmak zorundadırlar.

DTP'nin siyasi yasaklı haline gelen Genelbaşkanı Ahmet Türk ve yanındakliler hala demokrasiden bahsediyorlar. Hala siyasi çalışmalarına devam edeceklerini bildiriyorlar. Yani yasaklı olmayı takmıyorlar.

Herhalde Devletin kanunlarına karşı gelmeyi marifet, bölücülüğü ve memlekette bir terör aygıtı gibi tahrik edilen ve kullanılan çocuklarla dağdaki katil eşkıyaları savunmayı da demokrasinin icabı sanıyorlar.

Bu siyaset ağalarına, feodal varlık ve hükümranlığını sürdürmekten başka derdi olmayan ve bunun için bilinçsiz kitleleri sokaklara döken çirkin politikacılara ne Devlet ve ne de Doğu ve Güneydoğu'nun şuurlu halkı artık itibar etmemelidir.

Bunların Türkiye Cumhuriyeti devletine ve milletimize artık daha fazla tahammül edilmesi mümkün olmayan zararlar verdiklerini biliyoruz.
İmralı'dan yönetildiği artık tüm delileriyle ortada bulunan bu bölücülük hareketinin neye mal olursa olsun sona erdirilmesi gerekiyor.
İmralı'daki eşkıya başının adinin adisi bir mücrim olduğu ve ölüm cezasından bağışlanmış ve müebbet hapse hüküm giymiş, cezasını çekmekte olan birisi olduğu biliniyor. Öyleyse neden durmadan dışarıya talimat yağdırmasına izin veriliyor?
Yoksa O'nun böyle bir irtibatı ve rolü sürdürmesinde Devletimizin bekası adına fayda uman birileri mi var?

Devlet bu konuda daha fazla tavizkar davranamaz. Eğer bu gidişat devam eder ve tedbir alınmaz ise açılım maçılım hikaye olmaktan öte gitmez.

Öncelikle İmralı'nın sesi kısılmalıdır, kesilmelidir. Ellerinde cetvel, bebek katilinin tıkıldığı cezaevinin kaç santimetrekare olduğunu ölçen ve bunu da bir marifetmiş gibi kamuoyuna açıklayan siyaset cücelerini de susturmak gerekiyor. Bu da Devlet Yetkililerinin işidir.
Bugünlerde Demokrasiyle izahı mümkün olmayan bir yıkıcı kalkışma hareketi tüm ülkeyi ve bütün vatandaşlarımızı artık en kötü şekilde rahatsız etmeye başlamıştır.
Bu ülkenin polisine , askerine saldırılmakta, acımasızca katledilmektedir.
Halkın işyerleri yakılıp yıkılmakta, tahrip edilmektedir.
Ne zaman nerede, ne yapacağı bilinmeyen eşkıya güruhu çoluk çocuğu kullanmakta, halkı canından bezdirmektedir.
"Artık bıktık, ne olacaksa olsun da bu beladan kurtulalım" diye homurdanan bir toplum oluşturulmaktadır.
Devlet bunun önüne geçmelidir.

Hukuk mercileri görevlerini acilen yerine getirmeli, Türkiye büyük Millet Meclisi bu konuda üzerine düşeni yapmalı ve artık hükümet de şu hala ne olduğu anlaşılamıyor denilen açılım konusunda ne yapacaksa yapmalıdır.

"Açılım"ın herkesçe aynı şekilde anlaşılacak açıklaması vakit kaybedilmeden yapılmalıdır.
Yani "Kürtler ne istiyor?" sorusunun ikinci şıkkına asıl cevabı verecek olan devlettir, hükümettir.
"Kürtler şunu istiyor ve bu meşru haktır, vereceğiz" şeklinde bir izaha ihtiyaç varsa bunu DEVLET yapmalıdır.

Türk Milleti kendinden bir parça saydığı Kürt kökenli vatandaşlarımıza karşı gayet olumlu, iyi niyetli ve samimi duygular içinde davranmaktadır.
Kürtlerin Kürt olmayanlardan, vatandaşlık hak ve vecibesi yönünden ne farkı vardır?

Eşkıyalığın önünü halk değil, devlet kesmelidir.
Zaman tamamen aleyhimize çalışırken daha fazla genişlik ve sabır göstermek devlete yakışmıyor.

Kapatılan DTP'lilerin Meclis'e gitmeme ve çalışmalara katılmama kararı " Sine-i Millete dönme " kararı olamaz. Devamsızlık edip maaş almayı planlayacak kadar uyanıklığı tercih ettikleri anlaşılıyor. Asla buna fırsat verilmemelidir. İstifa ederlerse Yüce Meclis toplanıp bunu kabul etmelidir. Onlar olmadan da Türkiye Büyük Millet Meclisi görevini yapar.
Bu ülkede yaşayan Kürt kökenli milyonlarca vatandaşımız artık kendilerini temsil kabiliyetini kaybetmiş olan bu bölücü kadroların siyasi tavrına onay vermiyor.
Bu gerçek bilinmeli ve meseleye buna göre yaklaşılmalıdır.


HÜSEYİN TANRIKULU

Yazıların Yeni İstiklal.com sitesindeki köşemden takip edilebilir.

Hiç yorum yok: