Osmanlı Devleti’nin son yüz küsur yılı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yüz yıla az kalmış olan şu zaman diliminde, Anadolu toprağı’nda bağrımıza bastığımız insanların hemen hemen yarısı göçmendir. Yani asıl memleketlerinden Anadolu’ya,Türkiye’ye gelmiş olan etnik kökeni ayrı insanlardır.
Ünlü bir nüfus bilimcisi olan Prof.Justin Mc.Carthy’ye göre, sadece 1821-1822 yılları arasında 5 milyondan fazla Müslüman ülkelerinden zorla çıkarıldı ve sürgüne yollandı.
Aynı araştırmacının tespitine göre,5.5 Milyon Müslüman da savaşlar sonucu ya da açlık ve yokluktan hayatını kaybetti. Doksan üç Harbi dediğimiz 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile Balkanlarda ve Kafkasya’da milyonlarca Müslümanın keza yerlerinden yurtlarından edildiğini biliyoruz.
Bizim tarihimizde Doksan üç muhacereti olarak bilinen göç hareketi ile 1912-1913 yıllarında cereyan eden Balkan harbi sonunda ortaya çıkan göç dalgası meşhurdur. Bunlara ilaveten yakın tarihimizin en dramatik göç hareketi ise “ Mubadele” dir.
Türkiye ile Yunanistan 30 Ocak 1923 tarihinde bir sözleşme ve protokol imzalayarak, Yunanistan’da yaşayan Müslümanlarla Türkiye’de İstanbul’da yaşayan Rumlar dışındaki Rum ahalinin karşılıklı olarak göç ettirilmesini sağlamışlardı. Yani Rumlar Yunanistan’a gidecekler, Yunanistan’daki “Müslümanlar” da Türkiye’ye geleceklerdi.
Buna mubadele anlaşması denilmişti. Göçmenler ise “ Mubadil” olarak adlandırıldı.
Bu mübadelede yurtlarını terk edip başka mekanlara taşınan insanların büyük acılar çektiği bilinmektedir. Zira hiçbir insan kendi doğup büyüdüğü ve yurt edindiği topraklardan zor yoluyla sökülüp atılamaz. Atılsa bile o insanın gönlü, aklı, hevesleri hep ilk yaşadığı yerde takılı kalır.
Hiç şüphesiz Yunanistan’a giden Rumlar da Türkiye’ye gelip yerleşen Müslüman ahali de hep kendi yurdunun özlemiyle yaşamıştır. Karşılıklı sürgün hareketi bu insanların haklarına tecavüzden başka bir işe de yaramamıştır.
Bizim burada konuyu ele almamızın maksadı vardır. Bu maksadın ne olduğunu sanıyorum sizler de bilmektesiniz. Ama hatırlatma babında ele almış olalım.
Efendim, son 200 yılda Türkiye nüfusunun yarıya yakını muhacirlerden oluşmuştur diyoruz.Türkiye nüfusu içinde etnik kökeni başka vatandaşlarımız da var.
Dikkat ederseniz Mübadele Muhacirleri için doğrudan “ Türk” yerine “ Müslüman “ diye bahsettim.
Zira onların bugün bile “ Ben Arnavutum”, “Ben Boşnak’ım”, “Ben Pomak’ım” dediklerini ve “Ben Türk’üm” demek yerine öncelikle etnik mensubiyetlerini telaffuz ettiklerini biliriz.
Esasen yıllardır biz Türkler onları kardeş bellemiş, bağrımıza basmış, kız alıp-vermiş, hısım akraba olmuşuz. Bugün de hala aynı şekilde yaşayıp gitmekteyiz. Hatta memleketin en verimli arazilerine onlar iskan edilmiş, memleket idaresinde onlar biz Türk asıllı olanlardan daha çok söz sahibi olagelmişler ve bizler bundan asla gocunmamışız.
Gelelim Türkiye’de yaşayan en büyük etnik gruba..Yani Kürt asıllı kardeşlerimize.
Bugün Türkiye’nin en önemli meselesi haline gelen ve getirilen “ Kürt sorunu” konusunda da bizlerin asla ülkemizdeki diğer etnik gruplardan daha farklı davranmamız ve devlet çapında bu vatandaşlarımıza değişik muamele yapmamız hiç mi hiç sözkonusu olmamıştır.
Meselenin neden, niçin ve nereden kaynaklandığını bilmeyen yoktur. Mesele tamamen dış güçlerin oyunu olup, Türkiye’yi bölüp parçalama niyetiyle oluşturulan bir fitnedir.
Bu öyle bir fitne ki, bizi yöneten siyasi kadroların aymazlığı ve hataları, kamuoyunu oluşturan odakların sorumsuz, keyfi ve maksatlı faaliyetleri, medyanın şuursuzca ve neyi ne için yaptığını bilmeden meselenin ucundan kenarından çekiştirip kamuoyunun aklını karıştırması, olumsuz haber ve yorumlara yer vererek kamuoyunda çok geniş çaplı bir endişenin yayılmasına sebebiyet vermesi ile önümüzde bir “ Beka meselesi “ oluşmasına yol açmıştır.
Evet, bugün bir avuç satılmış PKK’lı kürt eşkıyası katilin bertaraf edilememesi ve kökünün kazınamaması, bağrını, kucağını her kökenden insana açmış ve neyi var neyi yoksa bütün bu insanlarla paylaşmış olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun sadık vatandaşları artık şahid olageldiği ihanet ve saldırılar karşısında bekasını ve geleceğini düşünür olmuştur.
Türk Milletinin sabrı, iyi niyeti, tahammül gücü ve imanı bütün bu olumsuz gelişmelerin üstesinden gelmeye muktedirdir.
Demokrasiyi ve bu beşeri hürriyet nizamının sınırsız zannedilen imkan ve fırsatlarını üzerinde yaşadığı toprakların asıl sahibi olan Türk Milletine ve bu necip milletin vefakar ve fedakar insanlarına hıyanet için kullanmaya çalışanlar elbette bir gün bunun bedelini çok ağır bir biçimde ödeyeceklerdir.
Açılım-maçılım fasaryadır.
Hiç kimse Türk Milletine ihanetinin hesabını vermeden bu topraklara gömülemeyecektir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oturup, bu devlete hizmet vadi için,sadakat için yemin ederek ekmek bulamayan fakir fukaranın hakkından milyarlarca maaş alıp bu millete ihanet edenleri ne tarih, ne millet ve ne de Devlet asla affetmeyecektir.
Altlarında Türkiye Cumhuriyeti’nin malı olan kırmızı Plakalı lüks Meclis otolarıyla eşkıyaya destek verenleri de kusura bakmasınlar bu millet asla affetmeyecektir.
Türkiye Cumhuriyeti henüz kurulmadan Anadolu’ya akın akın Müslüman muhacirler gelmekteydi. Bu Cumhuriyeti kuran Büyük Atatürk’ün çaresizlik içinde Mübadele yoluyla Yunanistan’dan gelen Müslümanlar için İslam dünyasından yardım isteyen beyannamesini yüreğimiz burkularak ve göz yaşlarıyla okuduk.
Sizler de Atatürk’ün 1 Mayıs 1923 tarihinde yayınladığı beyannameyi okuyup iyice bir düşünün.
Hatta bu memleketin ekmeğini yiyip suyunu içen ama ihanet eden alçaklar da okusunlar ve olmayan vicdanlarına dönüp ne durumda olduklarını ve ne yaptıklarını gözden geçirsinler.
“Türk Milleti Allah’ın inayetine güvenerek, hayatını kurtarmaya, yaşamak hakkına malik olduğunu dünyaya göstermeye azmettiği gün biliyorsunuz ki, bütün vesaitten mahrum, yalnız iman ve aşk-ı istiklal kuvvetine malikti. Türkler; bu sayede istihsal ettikleri zaferle mücadelelerini tenvic ederlerken,alem-i İslam’ın pek ulvi bir alaka ile mütehassis olduklarını şükranla görmüş ve bunu daima minnetle yad etmekte bulunmuştur.
İşte bu alakaya istinaden şimdi de din kardeşlerimizden yine kendi kardeşleri için şefkat ve merhamet rica ve tavassutta bulunmuştur.
Türk Milleti zafere kavuştu; fakat elyevm muazzam bir iş karşısındadır.
Yunan idaresi altındaki dindaşlarımızın mübadelesi ve Türk toprağında iskanları..
Bütün gün muhtelif mahallerden gelen feryadnameler, her Müslüman kalbini refte getirecek, her müslümanı ağlatacak derecede acıklıdır. Bunların bir an evvel kurtarılmaları artık her şeyden evvel bir vecibe-i diniye olmuştur.
Bizler gibi birer yuva sahibi olan ve yekünü altı yüz bin’i geçen kardeşleri Türk toprağına kavuşturmak, ıstıraplarına, sefaletlerine hitame vermek pek büyük bir iştir.
Kardeşler,
Türk Milleti ne kadar vesaite malik olursa olsun, bu vesait yine kafi değildir. Harp esnasında Yunanlıların ayak bastıkları Anadolu mamureleri bugün birer virane olmuştur; Yunan hırs-ı cinayetine kurban giden kardeşlerin toprakları da harabeye dönmüştür.
İşte Dindaşlar; Bu yerleri imar etmeye, düçar oldukları mahrumiyet ve sefaletten bir an evvel halas edilmeleri lazım gelen Yunan idaresindeki Müslümanları buralarda iskana, Altı Yüz Bin kişiye ekmek vermeye, meva bulmaya çalışan Türkler, kardeşlerinin sefaletten telef olmamaları için Alem-i İslam’ın mürüvvetine müracaat ediyor.
Dindaşlık rabıta-i kudsiyyesinin feyyaz tecelliyatına ümidvar ve muntazır bu zavallı kardeşlerimiz için müşterek bir hayır ve şefkat müessesesi olan Hilal-ı Ahmer’in vaki olacak teşebbüsatına bütün Alem-i İslam’ın seve seve ve kemali memnuniyetle zahir olacağından şüphem yoktur.
Hilal-ı Ahmer, bu dini vazifesinde de muvaffak olması için Alem-i İslam’ın lütuf ve muavenetine arz-ı ihtiyaç ediyor. Yapacağınız en ufak bir muavenetin birkaç Müslüman ailesinin hayatını kurtaracağını düşününüz. Doğrudan doğruya aynen ve nakden gönderilecek ianet de şükranla kabul edilecektir.
Bugün ezici bir harman içinde bulunan ve yarın iskan ve iaşe edilmek için bin müşkilatla pençeleşecek olan Rumeli Müslümanlarının yegane istinadgahları imanları ve yegane ümitleri Din kardeşlerinin ulviyet ve necabetidir.
Cenab-ı Kebira cümlemizin yardımcısı olsun.
Gazi Mustafa KEMAL”
Milli Mücadelesini zaferle sonuçlandırmış Türk Milleti kürt kardeşleriyle birlikte bu yurdu kurtarmış ve ebedi vatan yapmıştı. Bu vatan topraklarına çok yakın tarihte komşumuz Irak’ın kuzeyinden kaçıp sığınan binlerce kürde de Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti kucak açmış ve onları aylarca beslemiş idi.
Milli Mücadele ve takip eden yıllarda yiyecek bir avuç darı bile bulamayan Mehmetçiklerin bize emanet ettiği bu vatanı bölüp parçalamaya çalışanlara artık büyük ve güçlü Türkiye’de bugün fırsat verilmesi asla söz konusu olamaz.
Bugün Türk Milleti dişinin etini somuracak kadar ekonomik sıkıntı içinde dahi devletinin haklarını verip bu ülkenin kalkınmasına ve gelişmesine çalışmaktadır. Doğu ve Güneydoğu’ya yapılan yatırımlar, bu bölgelerimizin kalkınması için harcanan paralar ve bölge halkının geleceği için yapılan çalışmaların bedeli ayaklanıp ihanet etmek mi olmalıydı?
Biz inanıyoruz ki, bu bölgedeki vatandaşlarımızın kahir ekseriyeti artık anarşi,terör ve bölücülükten yılmıştır. Onları istismar edenlerin en önde gelen siyaset cambazları hep ağadır.
Feodalitenin devamı için devlete hıyaneti bile fütursuzca sürdürmektedirler. Hepsinin onlarca köyü,binlerce dönüm arazisi, yüzlerce köle ve marabası vardır. Seçim zamanı da onların oylarını zorla tehditle alıp, Belediye Başkanı, Milletvekili vesaire olmaktadırlar. Bu açıkça bilinen bir gerçektir.
Ama onların Türkiye’nin düşmanlarıyla bir olup başını belaya sokmak istemelerine bu Millet asla fırsat vermeyecektir.
Bebek katilinin Milyonlar harcanarak yapılmış yeni cezaevinden memnun olmadığını açıklayıp tehditler savurması, maalesef bizim fikirsiz, akılsız ve şuursuz medya maymunları tarafından gazetelerde duyurulmuş, Türkiye’de zavallı eşkıya kırıntıları da milletin karakollarına saldırmış, vasıtalarını yakmış, halkı tedirgin edecek eylemlere girişmişlerdir.
Bu eşkıyalığa çanak tutanlar da onlar gibi bu memleketin ekmeğini yiyip suyunu içen, tüm imkanlarından burunlarından gelene kadar yararlanan ama bunun kıymetini bilmeyen şerefsizlerdir.
Türk Milleti her şeyin farkındadır ve sabırla, teenniyle olup bitenleri izlemektedir.
Bakalım Mevla neyler, neylerse güzel eyler.
Hüseyin TANRIKULU
“Not; Milli Mücadelemiz sırasında Türkiye’ye Afganistan ve Hindistan’daki Müslüman kardeşlerimizin maddi yardımlarda bulunduğu bilinmektedir. Bugün Amerika Birleşik Devletleri bizden Afganistan’da savaşmak üzere asker istemeye yeltenmiştir. Böyle bir cinayet niyetine iştirak etmeyecek kadar vefalı ve ferasetli olduğumuz muhakkaktır”
04 Aralık 2009
3 Aralık 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder