Doksanlı yılların ilk yarısında Birleşik Arap Emirlikleri Basın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün davetlisi olarak Abu Dabi'ye gitmiş ve birkaç günlük bu ziyaretimin arkasından bir yazı dizisi hazırlamıştım.
O tarihlerde Birleşik Arap Emirlikleri'nin Devlet Başkanı merhum Şeyh Zayed Bin sultan El Nahayan idi.
Altı emirlikten oluşan Birleşik Sultanlığın lideri Şeyh Zayed, yüzyılın dahi Arap liderlerinden birisi olarak tanınıyordu. Allah'ın çölünü akıl almaz bir planlama ve gayretle İsviçre gibi modern şehirlere kavuşturuyordu.
O yıllarda Arap Peninsulası'nda Emirlikler Şeyhi Zayed Devlet Başkanı merhum Cabir El Ahmed El Sabah, Suudi Kralı merhum Fahd bin Abdülaziz , Ürdün Kralı merhum Hüseyin bin Tallal, Irak Devlet Başkanı merhum Saddam Hüseyin, Umman Sultanı Kâbus, ülkelerinde medeni dünyaya ayak uyduracak bir kalkınma yarışı içindeydiler.
Bunlar içinde en garibanları ise Yemen'di.
Yemen de ikiye ayrılmış, bir bölümü sözde komünist yönetimin hakimiyetinde, diğeri fakru zaruret içinde bir ülke…
Liderlerinin dirayetli(!) yönetimi altında bu arap ülkelerinin son 20 yılda başına gelmeyen kalmadı.
Çünkü aynı dine mensup , aynı soydan Arap Milletlerinin hiçbir konuda anlaşamadığı görülmüştür.
Bir meşhur darbı mesel vardır; "Arapların ittifak ettikleri tek konu, ittifak etmemektir" diye.
Bu, günümüzde de aynen geçerlidir.
Önce 22 Eylül 1980'de başlayan ve 7,5 yıl aralıksız devam eden İran-Irak savaşı, daha sonra Irak'ın Küvet'i işgali sonucu bölgeyi tam bir kaosa sürükleyen sıcak gelişmeler ve tabii ki 1949 yılından bu yana ardı-arkası kesilmeyen Filistin olayları ile Yahudilerin Ortadoğu'da kurdukları suni devletin hiç bitmeyen kanlı baskısı…
Sıkıntı…sıkıntı…sıkıntı…
Esasında tamamı Türkiye'yi ilgilendiren bu gelişmelerin ağır baskısı ile sürekli istikrarsızlığı körükleyen siyasi olgular, görünürde sadece Birleşik Arap Emirliklerini ya da bölgede yer alan diğer Arap ülkelerini değil, tüm İslam dünyasını etkilemektedir.
Katar'ı ayrı tutarak Birleşik şeyhliklerin gelişmesini Avrupa-Ortadoğu-Uzakdoğu ekseninde cereyan edecek olan ticari sirkülasyona bağlı bir atlama noktası kabul eden batılı sermaye; bu ülkelerdeki akıl almaz, sip-sivri yapılaşma hevesi karşısında dişini bilemekte ve sinsice planlar yapmaktaydı.
Yani Emirlikler gözaltındaydı.
Kapitalist Batı'nın perde arkasındaki tek söz sahibi ise şüphesiz Siyonist odaklardı.
Dolayısıyla İsrail'in arkasında yer alan bu güç odakları, hesabını hep Arap dünyasında Singapur ya da Tayvan örneğinde olduğu gibi, istikrarlı büyümeyi ve kalkınmayı realize edecek bir iradenin teşekkül etmesini önleyecek yollar üzerine yapıyordu.
Dubai başta olmak üzere Birleşik Emirlikler Şeyh Zayed'in elde ettiği petrol geliri sayesinde İsrail'den daha sağlam bir kalkınma zemini üzerine koyduğu hedefler doğrultusunda Körfez'in parlayan yıldızı olmuşlardı.
Burada temerküz eden ekonomik dinamizm Batı'yı ve Siyonist çevreleri kıskandırıyordu.
Dünyanın en modern havalimanları, 7 yıldızlı turistik otelleri, deniz üzerine para zoruyla kurulan ve akıl almaz lüks içinde yüzen Arap şeyhlerinin keyif çatacakları villalar, alış-veriş merkezleri, dünyanın en lüks otomobillerinin gezindiği ve tamamı on kilometreyi geçmeyen geniş yollar, otobanlar, gökdelenler,gökdelenler….
İstanbul'un dörtte biri kadar nüfusa sahip bu Arap Şeyhliklerinden başka Ortadoğu'da nice perişan Müslümanlar da yaşamaktaydı.
Mesela Filistin halkı…
İsrail'in evini başına yıktığı mazlum Araplar.
Şimdi olanları görüyorsunuz değil mi?
Birleşik Arap Emirliklerinden Dubai'nin 60 milyar Dolarlık borcunu 6 ay gibi kısa bir süre ertelemek istemesi dünya çapında mesele olup çıktı.
Onlar bu sıkıntıya global ekonomik kriz sebebiyle mi düştüler?
Kesinlikle hayır!
Siyonist çevreler bu krizi bahane bilip Birleşik Emirliklerin Burç-El Arap'ının temelinden en önemli taşı söktüler.
Şeyhlerin borsa'daki kağıtları artık para etmemeye başladı. İşler bozuluverdi.
Tam bir kaos yaşanıyor.
Kalenin bucu şimdi sallanıyor.
İşin kötüsü Emirlikler de kendi içlerinde acımasız ve anlaşılmaz bir rekabet içinde olduklarından, kimse diğer şeyhin borcunu üstlenmez.
Netekim açıklamalar bu yönde olmuştur.
Sözün özü; Arabın rüyası son bulmak üzeredir.
Kendi kardeşleri ateş altında ve İsrail'in zulmü sebebiyle yıllardır çile çekerken, Arap Şeyhlerinin baş döndüren israf, şatafat ve görgüsüz, hesapsız işleri sonunda başlarını ağrıtmaya başlamıştır.
Hüseyin TANRIKULU
03 Aralık 2009
3 Aralık 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder