3 Ocak 2010 Pazar

YENİ İSTİKLAL'DEN "YENİ İSTİKLAL"E

.
Hafızam beni yanıltmıyorsa 1960 gece yarısı baskınının yani 27 Mayıs darbesinin üzerinden birkaç ay geçmişti ki rahmetli babam Türkiye'de çok az merkezde Müftülük bulunmasına rağmen, kendisine birçok vilayet için görev teklifini değil, Rahmetli dedem Hacı Hüseyin Efendi'nin yakınında olmak için Yunak Müftülüğünü tercih etmişti.
Burada görev yapmakta iken aniden Kars'ın Çıldır ilçesine tayin edilmişti. Yani Çıldır'a sürgün edilmişti.
Halbuki Rahmetli babam devrinin çok değer verilen alimlerinden birisi idi.

O zaman Diyanet İşleri Başkanlığı, eski ismi "Hademe-i Hayrat Cemiyeti" olan bir kuruluştu ve yeni ismiyle tam resmi hüviyet kazanan bir kurum olarak bliniyordu.

Bu yeni isimli teşkilatın bir elin parmakları kadar vaiz ve bir o kadarcık da Müftüsü vardı.
Bu müftü ve vaizler artık Cumhuriyet hükümetlerinin Devlet Bakanlığı'na bağlı olarak görev yapacaklardı.

Devlet onların bağlı olduğu daire olan Diyanet İşleri Başkanı'nı tayin etmeye de re'sen yetkili bir Bakanlığı devreye sokmuş oluyordu.Yani Laikliğin "Din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak" diye özetlenebilecek tarifi de uygun bir formülle rafa kaldırılmıştı.

Böylece de Laik devletin Diyanet İşleri Başkanı din adamı olmayabilirdi. Netekim, Rahmetli babamı Konya'nın Yunak ilçesinden Kars'ın Çıldır ilçesine tayin eden Diyanet İşleri Başkanı da laikliğiyle tanınan bir zattı.

Bu zat emekli bir generaldi. Adı M.Sadettin Evrin'di.
27 Mayıs darbesinin Diyanet İşleri Başkanı yaptığı bu zatın ilk önemli işlerinden birisi de o devirde 27 Mayıs'a şiddetle karşı çıkan babamı sürgüne yollamaya teşebbüs etmekti.

Sebebi ve gerekçesi aynen şöyleydi:
- Yunak Müftüsü Süleyman Tanrıkulu İnkilaba tamamen karşı olan etkili bir din bilginidir. Aynı zamanda Yunak'ta Risale-i Nurlar ile yakalanan Nurcular hakkında Mahkemeye bilirkişi olarak "Risaleler sadece Kur'an tefsiridir.Yasak yayın değildir.Okunmasında ve yayımlanmasında bir beis yoktur" diye resmi bir rapor sunmuştur. Bu rapor Mahkemelere o tarihlerde verilmiş önemli bir rapor olarak bilinmektedir. Ayrıca Müftü Süleyman Tanrıkulu YENİ İSTİKLAL isimli mecmuaya abonedir ve bu mecmuayı okumaktadır"

İşte bu gerekçelerin üçü de bir müftüyü sürgün edecek kadar hakkaniyete dayandırılamayacağı için o tarihlerde görevden istifa etmeyi göze alıp Ankara'ya giden Rahmetli Babam bir cebine başlığı okunacak şekilde Yeni İstiklal mecmuasını sokup, diğer cebine de istifa dilekçesini koyduktan sonra Sadettin Evrin'in makamına çıkar.Diyanet işleri Başkanı Evrin'e istifa dilekçesini uzatır.
Sonra da şunları söyler:
- "Sayın paşa, ben oturduğunuz makamı hakkıyla dolduran, ülkemizin en büyük din alimlerinin imtihan ederek Fetva makamına layık gördüğü bir Müftüyüm. Benim imtihanından geçtiğim Alimler, Hasan Hüsnü Erdem, İbrahim Elmalı gibi alimlerdir. Ben onların imtihan ve ibra ettiği bir ilim ehli olarak hakkaniyetle hareket etmeyi ve sizin başkanlığınızda bir teşkilatta görev yaparak ilmin aydınlığını gölgede bırakmaya vicdanım elvermediği için istifa ediyorum."

Evrin paşa donup kalmıştır.
" Ama hoca sen Yeni İstiklal Mecmuası okuyormuşsun?!"der.

Rahmetli Babam;
- "Evet, işte son sayısı da cebimde. Size hediye edeyim de okuyunuz. Göreceksiniz ki , muzır bir yayın değildir. Eğer böyle olduğu düşünülüyorsa yayınlanması yasaklansın" der.

Bu Sadettin Evrin, o tarihlerde devlet radyosunda "Dini ve ahlaki konuşmalar" adı altında Milleti çileden çıkaran konuşmalarıyla şöhret sahibi olmuştu.
"Müsbet Maneviyat Etüdleri" isimli bir eseri sebebiyle gerçek din alimlerinin şiddetli tepkisine sebep oluyordu.
Benimsenmeyecek ûslupta konuşmaları yanında saçma sapan fetvaları da dine aykırılığı sebebiyle tartışılıp duruyordu.

Rahmetli Babamın ilmi vukufiyeti ile o tarihlerde tüm Türkiye'de her çevrede saygın kişiliğine kimsenin diyeceği olmayan bir Alim olarak tanınması Sadettin Evrin'i bu sürgün kararını işleme koymaya cesaret ettiremediği gibi, istifasını da kabul etmediğini günler sonra bildirmesine yol açmıştı.

Babam Yunak Müftülüğü'ne devam yazısını aldığında da hiç sevinememişti. İyi hatırlıyorum,"Böyle bir Diyanet Başkanına bağlı olarak görev yapmak bir züldür" diyordu.

Ama işin bir de vebal tarafı vardı ki, o konuda Rahmetli Dedem Hacı Hüseyin Efendi;
"- Oğlum, ben seni tüccarlık yapasın diye okutmadım. Görevine devam et" dedi ve babam Diyanet teşkilatından emekli olana kadar hizmetlerini sürdürdü.

Rahmetli Babam Matbuatın önemli bir hizmet sektörü olduğunu en iyi takdir eden bir din adamı idi.
Çok iyi hatırlarım, Eskişehir'de Nuri Akyar isimli arkadaşı ile "Yeşil Nur" matbaası isimli bir matbaa kurmuştu. Burada gazete neşrediliyordu. Babam ona sadece maddi yardımda bulunuyordu.
Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek'i, Cevat Rıfat Atilhan'ı da gençliğinden itibaren her konuda destekliyordu. Bu işi de yılmadan, ömrü boyunca faydalı tüm neşriyat hizmetleri ve tüm fikir adamlarını desteklemek şeklinde sürdürdü.

Bendenizi Gazetecilik mesleğine sokan düşünce, bu olayların aile içi değerlendirmelerin sağladığı ivme olmuştur.Tam kırk beş yıldır basın hayatının içinde aktif ya da pasif olarak kalemimizle topluma hizmet etmeye çalışıyoruz.Yazılı ve görsel basındaki hizmetlerimizde hep aynı fikrin, aynı çizginin, aynı görüşün naşiri ve sadakatli savunucusu olmaya çalışıyoruz.

Şimdi de YENİ İSTİKLAL ismiyle yayına soktuğumuz bu internet portalında bundan böyle sizlere ulaşmaya çalışacağız.
Daha önce "Afyonkocatepahaber.com" adı altında beş yıl sürdürdüğümüz yayının "lokal" kalması sebebiyle yeni isim altında daha geniş kitlelere ulaşmayı amaçlıyoruz.

Sizlere buradan seslenmeye ve ömrümüz elverdiğince sizlere hizmet etmeye devam edeceğiz.


Hüseyin TANRIKULU
2.Ocak.2010
İstanbul

Hiç yorum yok: