İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olarak ilan edildiğini ve bunu renkli açılış merasimleriyle tüm dünyaya duyurduğumuzu biliyorsunuz.
Tarkan isimli şarkıcının "Oynama şıkıdım şıkıdım" diye avaz avaz bağırarak şarkı söylediği meydanı dolduran binlerce kişi hep bir ağızdan "Oynama şıkıdım şıkıdım" diye bağırıyordu.
Ne o?
İstanbul'un Avrupa Başkenti oluşunu kutluyoruz.
Neşe içinde, hoplaya zıplaya..
Karnımız açmış, nefesimiz kokuyormuş, aldığımız asgari ücret evin doğalgaz parasını karşılamıyormuş, İstanbul'da en kısa mesafeye gidip gelmenin bedeli yarım aylığımızla ancak mümkün olabiliyormuş, ne gam!..
İstanbul Kültür Başkenti oldu ya bu yeter!
Oynama şıkıdım şıkıdım!..
Herhalde Avrupa Kültür Başkentinde halk sokaklarda şıkıdımlarken bizi idare edenler de kıs kıs gülüyor ve " Herkes oynadığına göre şu elektriğe doğal gaza, benzine mazota, iğneden ipliğe her şeye biraz daha zam yapın" diyordur.
Devlet kesesinden birkaç şarkıcı birkaç meydana kurulan sahnede bildik şarkılarını okuyor.
Halkı meydanlara toplayıp soğuk havada dondurduğumuza değer..
Çünkü Tarkan şarkı söylüyor; bizimkiler Tarkan'ın şarkılarını hiç duymamışlardı ya!
Oynama şıkıdım şıkıdım. Artık kültür başkentiyiz..
Tıpkı Gümrük Birliği'ne girişimizi kutladığımız gibi bunu kutluyoruz.
Milyonlarca Lirayı bir iki saatlik havai fişek patlatmaya gözümüzü kırpmadan ödüyoruz.
Hani şu görgüsüz zenginlerin sahildeki lüks otellerde düğün yaparken attığı havai fişekler gibi, milletin fakir-fukarasının, garip- gurabasının milyonlarca Lirası uçuruluyor havaya.
Bizim kasabada izne gelen gurbetçilerin gavur bankalarından kredi çekerek gelip oğlan evlendirmek için milyarlarca liralık havai fişek patlatıp, iptidai bir zevk sarhoşluğu ile kısıtlı ve sonu da hep sıkıntıyla bitecek zavallılar şöleni misali kutlamalar yaptığımızı gördük ve hüzünlendik.
Bir de şunun için hüzünlendik:
Hani Zeytinburnu'nda bir-iki yıl önce bir havai fişek fabrikası havaya uçmuş ve çok sayıda insanımız hayatını kaybetmişti ya, onu hatırladık.
Yani İstanbul'un merkezinde yaşanan ve dünyanın hiçbir Başkentinde olması düşünülemeyecek olan o acı olayı hatırladık.
Ne yapalım elimizde değil işte bunları düşünüveriyoruz.
***
Bu girizgahı yaptık diye sakın ola ki İstanbul'un kültür başkenti olması hadisesini küçümsediğimiz ya da önemsiz bulduğumuz anlaşılmasın.
Bizim derdimiz başka.
Meseleyi önümüze alıp bir değerlendirme yapmak istedik.
"Avrupa Kültür Başkenti" olmak nedir, ne anlama gelir ve "Kültür Başkenti" nasıl olunur ? Dahası Avrupa Kültür Başkenti olmayı her yönden gerçekleştirmek ne ile ve nasıl bir çabayla gerçekleştirilebilir?
Bu düşünceleri uyandırması bile aslında konunun üzerinde durulması gereken bir mesele olduğunu göstermektedir.
Avrupa Kültür Başkenti olmak;
Önce bunu açalım.
Düz bir mantıkla, Avrupa Kültür Başkenti olmak tüm Avrupa ülkelerinin kültürel değerler açısından en önünde olmak şeklinde anlaşılabilir.
Yani şehrin belli bir çağdaş standardın üzerinde olduğunu kabul etmemizi gerekli kılar.
İstanbul böyle bir şehir midir?
Evet aslında İstanbul çağlar ötesinden beriye taşıdığı kültürel değerler itibariyle aslında bir "Dünya Başkenti" sayılabilir.
Zira, İstanbul oturduğu coğrafi iklim, üstünde barınan çok değişik toplumsal değerler, insani olgular, mimari karakteristik yapılaşma, kıtalar arası sosyal, ekonomik ve tabii kültürel çeşitlilik ve zenginlikler itibariyle değil Avrupa'da, Dünyada bile eşi menendi olmayan bir büyük şehirdir.
İstanbul bir "Türk Şehri "olduktan sonra çok değerli ve önemli bir şehir haline gelmiş, tüm Türk yurdunun her şeyi ile beslediği ve büyüttüğü bir şehir olmuş ama ne var ki, asırlar boyu taşıdığı hiçbir özelliği son 100 yılda olduğu kadar bozulmamış ve tahrip edilmemiştir.
Bu son yüzyılın içinde şehrin tecavüze uğramayan hiçbir değeri ve dokusu kalmamıştır.
Bugün Avrupa Kültür Başkenti diye takdim ettiğimiz İstanbul, aslında bu sıfatın içine sığdırılamayacak kadar büyük ve güzel bir şehirdir. Ama ne yazık ki, aynı İstanbul son yüz yıl içinde hatta son elli yıl içinde asırların ika edemediği çılgınca bir yıkım ve tahribata uğramıştır.
Bu kutlu şehir, plansız, programsız, vicdansız, hesapsız, kitapsız, ruhsuz, düşüncesiz ve dahi berbat bir kültürsüzlük işgali altında inim inim inlemektedir.
Güzel İstanbul'un uzaktan bakıldığında hafızalara kazınmış olan muhteşem siluetinin yerinde yeller esmektedir.
Bir hercümerç içinde ve bir hayhuy gürültüsünde boğulmuş, zamanı bir yamyam doyumsuzluğu ile israf eden ve tüm kültürel değerlerini de bir saman yığını ya da bir çöplük haline veya bir yangın yerine çeviren şuursuzluk haline teslim olmuş bir yağma alanıdır İstanbul..
İstanbul'da mülkiyet kavramının ırzına geçilmiştir.
Çirkin müteahhitler, rüşvetçi Belediye Başkanlarını satın alıp şehrin varoşlarında plansız beton yığınları oluşturmuşlar, gecekondu adı verilen ve artık örneğine geri Afrika memleketlerinde bile zor rastlanabilecek olan klan yerleşkeleri kurulmasına göz yummuşlardır.
Hiçbir alt ve üstyapının önceden planlanıp oluşturulmadığı tek Avrupa kenti durumundaki İstanbul'un, tapuların devlet eliyle deldirildiği bir kent oluşunu hangi bozuk idare örneğine oturtabilirsiniz?
İstanbul'un yerlisi olan halk adeta yerinden yurdundan sürülmüş, yok edilmiştir. Bu durumda bir İstanbul kültürü ya da bir İstanbulluluk kültürü ve tavrından söz etme imkanı var mıdır?
Yetmiş iki buçuk milletin istilasına uğramış, sokaklarında kadınların çantalarını gövdelerine sıkı sıkıya bağlayıp gezindiği ve kapkaç korkusundan pazara bile çıkmaya korktuğu bir İstanbul var karşımızda.
Sokaklarında binlerce tinerci çocuğun sahipsiz ve acınacak durumda süründüğü, otoyollarda binlerce çocuk, kadın, yaşlı genç insanın kağıt mendil, anahtar takımı, demetli çiçek, şişe suyu, şarj cihazı hatta motorlu testere satmak için arabaların önüne atladığını gören yabancılar İstanbul'un nasıl bir kültürün başkenti olduğuna şahit olacaklardır?
Trafik sıkıntısının had safhada olduğu ve taksilere, özel otolara ve oralardan geçecek olan motorlu vasıtalara geçit vermeyen dar cadde ve sokakların kenarına yeni plansız yapılar konduruluyor. İçinde binlerce kişinin iş tutacağı gökdelenler yapılmasına izin verilen, şehircilik adına cinayetler işlenen bir kent nasıl olur da bir kültür başkenti olabilir?
Modern hayatın vazgeçilmezleri içinde olan kültürel faaliyet ve yönelişler açısından İstanbul'da ne kaldı Allah aşkına ?
Bir kentlilik bilinci oluşturma adına bu şehri yönetenler ne yaptı söyler misiniz?
İstanbul'un tüm enerjisini tarihi yarımada'nın üstüne ve çevresine yükleyip, ortalama yüz kilometre ötede oturduğu halde bu merkeze toplanıp bin bir rezillik ve meşakkatten sonra günlük mesaisine ulaşıp akşam tekrar evine dönen milyonlarca yorgun ve bıkkın insanın şehri nasıl kültür başkenti olabilir ki?
Taşı toprağı altın diye herkesin hücum ettiği, yattığı kalktığı yer bile belli olmayan milyonlarca yığın halinde insanın sıkıntı, fsefalet ve daha sonra da kötülükler ile sefahate düçar olduğu bir kenti nasıl olur da kültür başkenti kabul edebilirsiniz?
Bu tarihi kentin kendi dokularında filizlenmiş, yetişmiş ve ürün verir hale gelmiş hangi kültür adamından bahisle öne çıkaracak ve kültür başkenti sayacağız?
Kitapları şaşırtıcı reklam furyası ile satılan Da Vinci Şifresi ve Kayıp Sembol'ün yazarı Dan Brown ile mi?
Yoksa 1915'te 1 milyon Ermeni'yi katlettiğimizi ifade edip bu yalan ve bühtanı ile Avrupa kültür ödüllerinden en meşhuru olan Nobel mükafatı ile ödüllendirilen Orhan Pamuk isimli vatandaşla mı?
İstanbul İstanbul olalı böylesine bir yıkım, böylesine bir zulüm, böylesi bir tahribata düçar olmamıştı.
Kiliseleri camiye dönüştürülürken bile fevkalade bir estetik duygusu ön planda tutulmuştu.
Müslüman'ı, Hıristiyan'ı, Musevi'si ve her dinden, her mezhepten ve her meşrepten insanın bir arada barış içinde yaşadığı bir şehirken, varoşlarında etnik bölücülüğün terör ürettiği bir şehir olup çıkmıştır İstanbul!..
Bu İstanbul'u bugünkü haliyle bile Avrupa'nın Başkentlerinden Paris ile Budapeşte ile, Viyana ile, Londra ile, Madrid ile Roma ile hatta Brüksel veya Atina ile mukayese edemezsiniz.
Tüm hoyratlığı ile hala güzeldir İstanbul.
Avrupa'nın diğer Başkentleri ile tek farkı; kendi kültürel varlığını gerektiği gibi koruyamamış olmasıdır.
Kent kültürü ya da " Urbanizm" denilen modern kentleşme kültürü adına hiçbir kaygısı olmayan Üniversiteleri, yetişmiş kültürlü insan varlığını bu şehrin canavar dişleri arasında öğüten yönetim noksanlıkları ve Avrupa Kültür Başkenti etkinliklerinin faydasını bile bir avuç vurguncu şarlatana sömürttüren devlet anlayışı ile önümüze konulan bu fırsat ne yazık ki heba edecektir.
İstanbul o eski İstanbul değildir artık.
Kanserleşmiş yaraları tüm dokularına nüfuz etmiştir.
İstanbul'un ürettiği çöpleri bile hakkıyla değerlendiremediğimizi kabul etmeliyiz.
İşte böyle bir İstanbul'umuz var ve bu İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olmuştur.
Bu unvan verilirken doğrusu bir kısım Avrupa Başkentlerine haksızlık yapıldığını düşünmekten kendimizi alamıyoruz.
Ne yazık ki, konuyla ilgili olarak bundan daha iyi bir yazı da yazamıyoruz.
Hüseyin Tanrıkulu
Önemli Not:Avrupa Kültür Başkenti bütçesini milyonluk projeleri ile kendisine zengin olma fırsatı sayıp gereğini yapan canavar kültür adamlarını burada kutlamadan geçersek ayıp olurdu.
Çünkü onlar bize daha çok lazımlar!
Bu görevimizi de yapalım da tamam olsun.
23 Ocak 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder