Bugün sağlığım, halihazır fiziksel ve ruhsal durumum çok değerli bir dostu kaybetmenin acısıyla yazı yazmama elverişli değil.
Ne var ki;
Bundan kısa bir süre önce, fikir ve düşünce hayatımızın önemli şahsiyetlerinden olan ve bendenizin çok samimi dostluk ilişkileri ve bağlarıyla bağlı bulunduğum Ergun Göze Ağabeyimizi kaybetmiştik.
Önceki gün eve geldiğimde eşim gayet üzüntülü ve tedirgin bir ifadeyle" Ömer Lütfü Mete'yi kaybetmişiz" dedi.
" İnna lillah ve innâ ileyhi raciûn"
**
Ergun Göze ve Ömer Lütfü Mete…
Ergun Göze merhum, bizim yaşta da, yolda da büyüğümüzdü. Hatıralarımız, paylaştığımız ortak değerler, ideolojik, fikri ve hemen hepsi hayatımızın tüm hacmi içinde yer bulmuş, hemen hemen her şeyde ve her konuda anlaşabildiğimiz bir mütefekkir ağabeyimizdi.
Yurt dışında görevli olduğumuz 80'li yılların sonunda, bir Mart ayında kendisini Brüksel'e davet etmiştim.
18 Mart Çanakkale zaferinin yıldönümü vesilesiyle Belçika, Hollanda, Almanya ve Lüksemburg'taki tüm dostlarımızı da o gün için Brüksel'e davet ederek güzel bir konferans ve anma merasimi düzenlemiştik.
Ergun ağabey ile muhterem eşleri Hicran Göze hanımefendi ve bir müşterek dostumuz olan Kemalettin Nomer ve değerli eşleri ile Brüksel'de, Luksemburg'da güzel günlerimiz geçmişti.
Daha sonraki yıllarda kader bizleri ayrı iş ve ikamet mekanlarına koydu.
Yıllardır bir araya gelememiştik.
İstanbul'a geleli bir ay gibi bir zaman geçti.
Dostlarımızı ve arkadaşlarımızı yeniden görmek, kendi çevremizle tekrar hemhal etmek arzumuzdu ama bir gün, ziyaret listesinin başında yer alan Ergun ağabeyimizin vefat haberi ile sarsıldık.
Elden ne gelirdi ki duadan başka?
Ömer Lütfü Mete merhum'a gelince;
Ömer Lütfü ile akran sayılırdık. Ben ondan 4-5 yaş daha büyüktüm.
Ömer Lütfü Mete'yi gazeteciliğe rahmetli İsmail Oğuz'un Genel Yayın Müdürlüğü'nü, bendenizin de Yazı işleri Müdürlüğü'nü yaptığım "Babıâli'de SABAH" Gazetesinde başlattığımız zaman tanımıştım.
Yani Ömer Lütfü merhumla tanışmamız orada ve 1970'li yılların son çeyreğinde olmuştu.
Daha sonra kabiliyeti sayesinde bizim mesleğin isminden bahsedilen şahsiyetlerinden biri olmuştu. Bir çok eser yazmıştı.
Şairdi , mütefekkir idi.
En önemlisi de imanlı, inadına dürüst, yiğit mizaçlı inandığını da yaşayışı ile gösterebilen dümdüz, dosdoğru bir kardeşimizdi.
Bendeniz O'na ismini kısaltarak hitap eder, "ÖLÜ Mete" derdim.
O da bana hep "İltifat ediyorsun , ben yaşarken ölebilecek kadar değerli biri değilim. Ama yine de teşekkür ederim" derdi.
Yıllarca beraberliğimiz oldu.
Aynı dava, aynı inanç ama farklı yerlerde ve farklı biçimlerde bu memleketin irfanına, kültürüne, atmosferine, mana alemine hizmet, katkı çabası ve telaşıyla ömür tükettik.
Ergun ağabeyi ve Ömer Lütfü Mete'yi artık bu fani alemdeki çabalarına son verip, eserleriyle anılacakları bu hayal aleminden, sonsuzluğa göç etmiş iki kardeşimiz olarak hep yüreğimiz yana yana anacağız.
Yüce Mevla her ikisine de engin mağfiretiyle muamele etsin.
Her ikisinin de yakınlarına, sevenlerine hayırlı ömürler ve sabırlar ihsan etsin.
Hüseyin TANRIKULU
23 Kasım 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder