Bir haftadır İstanbul’dayım.
Hollanda’daki uçak kazasında sevgili oğlu Cüneyt’in ağır yaralı olarak mucizevi bir biçimde kurtulan ve şimdilerde Washington DC’de bir hastanede Cüneyt’i tedavi ettirmek amacıyla bulunan değerli ağabeyimiz, can kardeşimiz Rahim Er’in İstanbul özlemini dile getiren bir yazısı geçenlerde Türkiye Gazetesi’nde yayımlandı.
Rahim Er Beyefedi’nin İstanbul’u ne kadar sevdiği ve “İstanbul’u hangi odak noktalarından gönül hanesine yerleştirdiği çok iyi anlaşılan” bu yazısını okuyunca doğrusu olağan üstü etkilenmiştim.
İçimden İstanbul özlemi diyebileceğiniz bir duygu haresinin beynime oturduğunu hissettim.
İstanbul sevgisi bir başka şeydir.
Ama İstanbul’u bir gönül ve fikir adamı olarak sevmek başkadır, bir işportacı olarak sevmek başka…
İstanbul’u bir öğrenci olarak sevmek başkadır, bir öğretmen veya öğretici olarak sevmek başka…
İstanbul’u bir tüccar olarak sevmek başkadır, bir müşteri olarak sevmek başka..
İstanbul’u bir sporcu olarak sevmek başkadır, bir sportmen olarak sevmek başka…
İstanbul’u balıkçı olarak, şoför olarak, kaptan olarak, imam olarak sevmek başka…
Mimar olarak başka mühendis olarak başka seversiniz İstanbul’u…
Çocuk olarak başka,büyümüş biri olarak başka..Sağlam biri olarak başka, özürlü ya da hasta bir insan olarak başka seversiniz…
Kim olursanız olun, ne iş yaparsanız yapın, İstanbul’a ister bir günlüğüne ya da birkaç günlüğüne gelin, ya da yerleşip kalın mutlaka değişik biçimde ve değişik zevk ve lezzetler alarak seversiniz. Sevmemeniz mümkün değildir.
Ama bir mütefekkir iseniz, bir düşün adamı olarak bu sevginiz başka renklerde olur.
İstanbul’u birileri ancak fikir ve düşünce hanesinden süzülmüş kültür kırıntılarıyla önce süsler, dekore eder ve öyle sever.
İstanbul’un renklerine renk katan nice Ulu’ları bağrında misafir etmesiyle sevmeniz dışında beşeri sevgi ve muhabbet duygularıyla sevmeniz bir ölçüde sadece nefsi tatminden öte gitmeyen bir halet oluşturur.
Bu hal ise İstanbul’un Eminönü sahilinde, yosun kokusunun örttüğü istenmeyen lezzetteki bayat palamut kızartmasını yemeğe benzer.
Oysa İstanbul’un insanı cezbeden manevi iklimini modernizmin istenmeyen betonlaşmış kafa görüntüsü ve yapısı ile uzun süreli sevmeniz zaten mümkün olmayan bir şeydir.
Sevgili Rahim Er’in teneffüs ettiği İstanbul İklimindeki oksijen’in kokusunu alabilenlerin İstanbul’da temerküz eden nice sıkıntı ve üzüntülere rağmen nasıl mutlu olabildiği apayrı bir konudur.
İstanbul’u dertleriyle birlikte, sıkıntı,mihnet ve nice olumsuzluklarıyla beraber sevmek!..
İşte bu sevgi bir kara sevdadır ve kimse bu kara sevdanın nasıl oluştuğunu dahi anlayamaz, bilemez…
İstanbul’dayım birkaç gündür.
Özlemişim ne yalan söyleyeyim..
Güzel Anadolu’muzun ortasında, evlerden, dükkanlardan, içindeki insanlardan uzak, bir kır yerinin tertemiz sessiz ortamında kurduğum mekanımın, güzel evimin bahçesinden uzaktayım..
Derin ve muhteşem sade bir tabiat güzelliğinden çıkıp İstanbul’a gelmek ve bu hengame içinde zamanı kovalamak ne denli farklı bir durumdur, artık siz düşünün.
Ama inanın İstanbul sevgisi bir anda elinizdeki tüm nimet ve imkanları bir kenara itip, küllenen asıl sevgiyi çıkarıp önünüze indiriveriyor.
İstanbul budur Sevgili Rahim Er..
Evet İstanbul’u her şeyiyle seviyor ve özlüyoruz.
1 Ekim 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder