Dünyanın üzerinden geçen iki büyük savaşın ikincisi hitam bulduğunda, özellikle Balkan Coğrafyasında da bizim yürek sızılarımız kaldı… Milyonlarca Evlad-ı Fatihan.
İstanbul’un Anadolu yakasından ne zaman Avrupa yakasına geçsem, boğazın öbür yanında burnum serin ve sızlatıcı bir havayı teneffüs eder. Ve ben Balkanlardan gelen bu havayı ülkemin güzel coğrafyasında teneffüs ettiğim hava ile asla mukayese edemem.
Çünkü Anadolu’nun havası deli rüzgarlara da karışsa, kışın dondurucu, yazın yakıcı ayrıcalığı ile hep delicesine hürriyeti teneffüs ettirir bizlere..Ardında da şanlı bir geçmişin günümüze mirası; Osmanlı’nın aslen büyük ve kudretli bakiyesi Türkiye’yi teneffüs ederiz rahat ve huzurla..Hiç bir endişe, hiçbir beşeri titreyiş ve korku, hiçbir olmayası endişe hissetmeden.
Hür, özgür, güvenli ve rahat..
Ama Balkanlar dediğimiz coğrafya’nın “Balkanlardan gelen soğuk havası” bize oralarda kalan ve bırakmak zorunda kaldığımız kardeşlerimizin yürek sızılarını taşır yıllardır her mevsim.
Bulgaristan’da, Yunanistan’da Makedonya’da, Sırbistan’da Bosna Hersek’te, hatta Arnavutluk’ta Karadağ’da, Sancak’ta, Romanya’da bile bizden değerleri eskitmeden tüketmeden,aşındırmadan, saptırmadan, yozlaştırmadan yaşayan ve yaşatan Evlad_ı Fatihan yaşamaktadır.
Nice acılarla devasız dertlere düçar olmuş mazlum Balkan Türkleri yani bizim nazlı kardeşlerimiz bugün de akla gelebilecek her türlü sıkıntı ve mihneti yüreğindeki vatan sevgisiyle çekmeye ve tartmaya devam etmektedir. Ne zamana kadar süreceği de bilinmeyen bu zalim firak onların “ Bir gün Mutlaka” dediği gelecek hayalini süsleyen ümidlerini gölgelemeye yetmemektedir, yetmeyecektir.
Ama:
Biz onlara yeterince sahip çıkmada ne ölçüde titizlik gösteriyor ve onlarla ortak değer ölçüleriyle, nihai hedef ve heveslerimizde ne ölçüde ve ne kadar ümitvar olabiliyoruz? Önemli olan da budur.
Asırlara sığdırılamayacak bir Devleti Ebed Müddet sevdasını bir an olsun aklından çıkarmayan ve adeta esaretin en acı biçimini kendi öz yurdu sayılan değil, öz yurdu ve vatanı olan Balkan topraklarında yaşamaya istemeyerek de olsa rıza gösteren Balkan Türkleri ve tabii ki hepsi de aynı zamanda Müslüman olan kardeşlerimizin sorunlarına ne ölçüde çözüm bulmaya çalışıyoruz?
Onlara gerçekten faydamız dokunuyor mu?
Onları anlıyor muyuz?
Anlamaya çalışıyor ve onların dertlerini, sıkıntılarını kendimize dert ediniyor muyuz? Önemli olan elbette ve tabii ki budur.
Balkanlar’daki Türk kardeşlerimiz zaman zaman karşılaştığı yoğun zulüm dalgasını kırmada dünya milletlerinin hiç birinde görülemeyecek sabır, metanet ve mücadele azmi ile varlık davasını sürdürmüşlerdir.
Biz ise onları bu haklı insaniyet ve medeniyet davasında yalnız bırakmamaya çalışsak da, esasta elbette gönlümüzün arzu ettiği şekilde yakınlık gösteremediğimiz bir gerçektir.
Bu durumun bizim açımızdan, yani Türkiye Cumhuriyetinin siyaseti açısından bakıldığında çok yönlü ve çok önemli sebepleri olduğunun kabul edilme zorunluluğu da vardır.
30 Ocak 1923 tarihi bu konuda Türkiye’nin Balkanlarla münasebetleri ve buralarda yaşayan kardeşlerimizin hak ve mükellefiyetleri açısından dönüm noktası sayılan bir tarih olmuş, Lozan ‘da o zamanki Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetiyle Yunanistan Hükümeti arasında imzalanan Türk ve Yunan ahalinin mübadelesine dair sözleşme ve protokole göre bizim tarihimiz açısından çok önemli bir dram zinciri oluşmuş ve yaşanmıştır.
Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen Mübadil’ler kendi toprağından sökülüp atılmış çiçekler gibi solmuşlar, onların Türkiye’nin en verimli topraklarına ve en iyi köşelerine yerleştirilmiş olmasına rağmen, kendi topraklarına özlemi bir türlü dinmemiştir. Mübadillere göre Türkiye’deki hayatları bir ömür misafirlikle geçen hayattır ve onlar hep böyle düşünmektedirler. Türkiye’ye bağlılık ve samimi sadakatleri yanında onların birinci vatan bildiği topraklara özlemleri nesilleri kavrayan kutlu bir hasret olarak bilinmektedir.
Onlar için 90 yıl önce terk ettikleri ya da terk etmek zorunda kaldıkları ata yadigarı topraklar hayatlarının en önemli varlığı olarak kabul edilmekte ve öylece değerlendirilmektedir.
Bulgaristan’daki soydaşlarımızın durumları da diğer Balkan ülkelerinde yaşayanlardan farklı değildir. Yıllar içinde komünizmin ağır ve çekilmez baskısı altında zorla dili dini adı değiştirilen soydaşlarımızın acı çilesi hafızalarımızda tüm tazeliği ile yaşamaktadır.
Bosna Hersek’teki Müslüman kardeşlerimizin karşılaştığı soykırım ve Osmanlı döneminde Karaman’dan buralara sevk ettiğimiz çoğu Türk olan bu kardeşlerimize karşı Avrupa ve tüm Batı aleminin yaşattığı zulmü unutamıyor ve onlara doğrudan olabileceği biçimde yardım elimizi uzatamadığımız için başımız eğik duruyoruz.
Ama;
Evet ama yine de onların yanında her zaman her ahval ve şartta biz varız. Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti var…
Bugünün Türkiye’si gücü, siyasi ağırlığı, tarihten tevarüs eden ve günümüzde daha da ümid ve istikbal vadeden engin siyasetiyle Balkanlar’da yaşayan kardeşlerimizin her meselesine eğilmeye ve Devletimizin bu topraklardaki rüçhaniyetine uygun hareket ve faaliyetlere ağırlık vermeye başlamış ve takdir toplamaya da başlamıştır.
Unutulmamalıdır ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti var oldukça Balkanlarda yaşayan Milyonlarca Müslüman Türk’ün geleceğe dair arzu ve umutları da yaşayacaktır.Yeter ki ortak idealler etrafındaki milli birlik şuuru zedelenmesin.
Balkan Gazetesinde neşredilmiştir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder