3 Nisan 2009 Cuma

“NE P......TLUK BİLİYORSAN YAP!”

Geçenlerde Emekli Albay bir dostumuzla karşılaştık.

Bendenize “ Hüseyin bey aktif gazeteciliği neden bıraktınız? Sizi dikkatle takip ediyor ve çalışmalarınızdan hayli yararlanıyorduk. Mesleğinizi erken terk etmediniz mi?”dedi.

Bu soruyu bana sıkça sorduklarını ve tüm bizi tanıyan dostlarımızın yarı sitem dolu ifadelerle basın-yayın hayatından niye böyle erken çekildiğimizi sorduklarını belirterek şöyle cevap verdim:

“-Beyefendi bendenizin hangi tarafsız, müstakil ve siyasi angajmanı ve saplantısı olmayan bir basın yayın kuruluşunda çalışmamı tavsiye ederdiniz?” dedim.

Yani bana çok sorulan bu soruya bir soruyla cevap vermiş oldum.

Aramızdaki sohbet ve Türk basını üzerine söyleşimiz uzunca devam etti. Ama değerli dostumuz ısrarla bendenizin haksız olduğu şeklindeki görüşünü tekrarlayıp durdu.

Daha önceki yıllarda yazdığımız yazı, haber ya da röportajları hatırlattı. TV programlarımın kalitesine vurgu yaptı. Katıldığım hararetli TV oturumlarında ne denli doyurucu bilgiler verdiğimi ya da ne kadar haklı bir fikir mücadelesi içinde yer aldığımı dile getirdi.
Ve ekledi: "Hüseyin Bey sakın bunları bir iltifat kabul etme.”

Çoğu dostlarımız da şu görüşleri ileri sürüyor ve biz bunlara verilecek cevap bulamıyoruz.

“ Görüyorsunuz gazeteci arkadaşlarınızın halini. Kimi bir partiye yandaş olmuş, ha bire millete o partiyi yutturmaya çalışıyor. Kimi darbecilerle işbirliği peşindeymiş. Kimileri bazı gazete patronlarının aylık 25 Bin Liralık (Yani 25 Muhabirin alacağı maaş kadar) transfer ücretiyle yazarlığa başlayabiliyor. Piyasada her konuda ahkam kesen, gece gündüz o kanal senin bu kanal benim dolaşıp birileri adına yırtınan meslektaşlarınızı ve kimi sözüm ona üniversite hocalarını gördükçe bu kesimden nefret eder duruma geldik. Allah aşkına Türkiye bu 15-20 kişinin çıkar çiftliği mi? Biz bu dar kafalı birilerini seyir etmeye, okumaya ve izlemeye mecbur muyuz?”

Siz bendenizin yerine olsanız ne cevap verirsiniz bilemem ama benim hepsine verdiğim cevap değişmiyor:

“- Basınımız ne zaman para babası holding sahiplerinin kontrolüne girdi, düşündük ki ya bu patronların emrine gireceğiz ve onlar her konuda ne derse ve ne düşünürse ona uyacağız, ya da izzet-i ikbal ile bu camiadan çekilecek ve yerimizi patronların uşaklarına terk edeceğiz. Bizim eski ve unutulan adıyla Bab-ı Ali’den çekilmemiz böyle olmuştur. Bizi daha yakından tanıyanlar bilirler ki, mesleğin zirvesinde iken bu çekilmeyi tercih etmiş bulunuyor ve şimdi sadece bu yazıyı okuduğunuz portalda yazıyoruz.”

Gelelim yazımızın başlığına:

Bir Tıp Profesörü olan, bir Üniversite kurmayı başarabilecek kadar marifetli olan ve bir de televizyon kurup, kendisini memlekette önemli bir söz sahibi durumuna getirmeye çalışan bir patron; televizyonunun en üst düzey yetkilisine yerel seçimlerde Hükümet partisinin oyunu azaltmak ve taraftarlığını yaptığı Muhalefet partisi’nin oyunu da arttırmak için şu talimatı veriyor:

“- Ne p...tluk biliyorsan yap!”

Bu talimatı aldığını kendi sesinden dinliyoruz.

Gazeteci ve TV Yöneticisi arkadaş, programına aldığı Muhalefet partisinin İstanbul Başkan adayına haberlerinde genişçe yer vermeyen bir medya kuruluşuna da “ P...tluk ettiği “gibi son derece galiz bir ifade ile saldırıyor.

Allah aşkına söyler misiniz bunca p...tluğun içinde veya kenarında bulunmak ister miydiniz?

Bizim yerimize olsanız bu kadar ayağa düşürülmüş bir meslek içinde faal bulunmak ister miydiniz?

Kimi döneklerle, kimi soysuz hırsızlarla aynı çatı altında görev yapmak ve sadece bazı patronların emir ve talimatına göre iş yapmak size giran gelmez miydi?

Fikir namusunuzu birkaç kuruşa feda eder miydiniz?

Türkiye’de nefret ettiğim bir kadrolaşma sitilinin hakim olduğu ve fikrin değil, menfaat mülahazalarının, basit kişisel çıkarların icabına göre davranmanın pirim yaptığı çok karanlık bir dönemde icrayı faaliyet eden bu medya karanlığında boğulacağıma bugünkü konumumda ölmeyi tercih ederim..

Genelleme yaptığımız sanılmasın yine de fikir namusuyla hareket eden az sayıda yani ekalliyette kalmış gazete ve gazetecilere elbette sözümüz yoktur.

Onların var olması için daima duacıyız.

Zira Basını hür ve hür vicdanlı olmayan bir ülkede, demokrasi, doyumsuz ve hırsız patronların tröst çarkları arasında öğütülür ve bir gün tamamen çöker ve tahrip olur.

O sebeple basın, milletin müşterek sesi olmak durumunda ve zorundadır.
Yamyamlaşmış, doyumsuz, para babası patronların değil!
Sözün özü budur.

Haa, p...tlara veya p...tluğu kabul edecek kadar aşınmışlara gelince;
Söylenecek söz bulmakta zorlanıyor insan.

Bu memlekette ele geçirdikleri düdükleri öttürmeye devam ededursunlar bakalım.
P...tluklarına devam etsinler.

Elbet bir gün yaptıklarının bu topluma ne büyük bir kötülük olduğunu anlayacaklardır.
Ama iş işten geçmiş olacak o başka..


Hüseyin TANRIKULU

huseyintanrikulu@yahoo.com




25 Mart 2009

Hiç yorum yok: